Türkiye’de her 100.000 insandan 19’unun iş kazasından ötürü can verdiği bir zaman aralığında Hollanda’da 1 kişi yaşamını yitiriyor.

Birkaç gün öncesinin bir haber başlığı; Kamyon altında kalan 2 işçi can verdi.

Yine birkaç gün öncesinden benzer bir haber; Sanayi faciası: Akıma kapılan 3 işçi hayatını kaybetti.

Ve bunlar gibi binlercesi, on binlercesi…

Neler yapılabilir? Kimler yapabilir? Ne gibi önlemler alınabilir? vb. sorulara geçmeden önce sorulması gereken çok daha kritik bir soru var; diğer ülkelerde durum nasıl?

Nitekim can tatlı. Hem de her yerde tatlı. Türkiye’deki bir insan canını İngiltere’dekinden, Japonya’dakinden daha az önemsemiyor; “Benim için çok da fark etmez ölsem de olur” demiyor; bile isteye ölümü tercih etmiyor.

Bu da bize şunu söylüyor; bir yerlerde iş kazalarından dolayı ölüm oranları fazla iken başka bir yerlerde daha düşük oranlarda seyrediyorsa bu durum çalışanlardan kaynaklı değildir. Karar alıcıların sorumsuzluğundan, umursamazlığından, ihmalkarlığından, bencilliğinden ya da en iyi ihtimalle bilinçsizliğinden kaynaklıdır.

Bu acı gerçeği şimdilik bir kenara koyarak en başta sorduğumuz o can alıcı soruya tekrar dönelim; Türkiye’deki iş kazalarından ölüm ya da daha doğru bir ifade ile iş cinayetleri istatistikleri nasıl bir durumda ve kendimizi diğer ülkelerle kıyasladığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz?

Kötü bir tabloyla değil, çok kötü bir tabloyla karşılaşıyoruz…

Bir ülkenin iş kazalarından kaynaklı ölüm karnesini değerlendirmenin en tutarlı yolu toplam ölü sayısına değil de her 100.000 çalışan başına ölümcül iş kazası oranlarına bakmaktır ki istatistikler de çoğunlukla bu yolla alınır.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre ise bu rakam ülkemiz için 6,26’dır. Yani Türkiye’de her 100.000 çalışandan 6,26’sı iş kazalarında can veriyor.

Diğer ülkeler…

Hollanda 0,33, Almanya 0,84, İsveç 0,80, Japonya 1,54, İspanya 1,93.

Türkiye’de her 100.000 insandan 19’unun iş kazasından ötürü can verdiği bir zaman aralığında Hollanda’da 1 kişi yaşamını yitiriyor.

Mevzu sadece gelişmişlik mi? Bu ülkeler yüksek refah seviyeleri ile mi bizim yapamadığımızı başarabiliyorlar, güçlü ekonomileri ile mi gerekli tedbirleri alabiliyorlar?

İstatistiklere göre hayır!

Azerbaycan, Moldova, Moğolistan, Özbekistan, Gürcistan, Arjantin, Malta, Belarus ve daha birçok bizimle benzer ya da daha düşük gelişmişlik seviyesine sahip ülkelerin bile gerisindeyiz, onlardan çok daha kötü bir durumdayız.

Ne yapabiliriz sorusunun yanıtı da tam olarak burada saklı; onlar ne yapıyorsa biz de aynısını yapabiliriz.

Umursayabiliriz. İnsanımıza daha fazla değer verebilir, çalışanlarımıza daha güvenli ortamlar sunabiliriz. Birileri bunu başarabiliyorsa biz de başarabiliriz.

Devletin bir görevi de bu değil mi?

Ortada can acıtıcı bir tablo varsa ve bu tablo bizatihi devletin kendi kurumları tarafından da görülmüş, raporlaştırılmışsa artık harekete geçmenin zamanı gelmemiş midir?

Canlarını riske atarak nafakalarını temin etmeye çalışan bu insanların, daha eğitimli dolayısıyla hakkını aramayı daha fazla bilen iş kollarına nazaran sesleri daha az çıkıyor diye hakları teslim etme sıralamalarını da buna göre mi yapacağız? Bu mudur ülkemizin adalet seviyesi, hakkı teslim etme kıstası?

“Ağlamayan bebeğe mama yok” diye bir deyim var. Hayatın birçok alanında bu deyimin bir karşılığı da var ama göründüğü kadarıyla sadece gündelik hayatta kullanılagelmesini beklediğimiz bu deyiş bir devlet politikası haline gelmiş ki bu kadarı da çok fazla.

Tahmin de edeceğimiz üzere iş kazalarına en çok maruz kalan kesim olan inşaat, lojistik ve mevsimlik işçiler ortalığı yakıp yıkmıyorlar, “bize en azından Moğolistan standartlarında iş güvenliği sunun” talebinde bulunmuyorlar diye mi ciddi önlemler alınmıyor?

Nitekim Moğolistan’da da binalar dikiliyor. Orada da insanlar kendilerine ait olmayan tarlalarda çalışıyorlar, fabrikalarda, depolarda ürünleri kamyonlara istifliyorlar ama daha az ölüyorlar.

Bir inşaat işçisinin henüz işe alınırken “Can güvenliğime dair tüm önlemlerin alınmasını istiyorum” talebinde bulunmasını bekleyemezsiniz belki ama devletin o işçi adına bu önlemleri almasını, bu önlemleri patrona dayatmasını ve sık aralıklarla teftişte bulunmasını beklersiniz. Çok da lükse kaçan bir beklenti de olmaz bu.