Umut hakkı ile ilgili konuşulurken referans genelde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. Çünkü AİHM’e göre umut hakkından yararlanmak demek doğrudan tahliye kararı demek değil.
Dünyada barış süreçlerinin ortaya çıkmasının sebebi devletler ve çeşitli gruplar arasında yaşanan silahlı çatışmalardır. Bu çatışmaların da ana ekseni iki taraflı hak iddiaları iken sonuçları da sivillerin yaşadığı hak kayıplarıdır. Silahlı çatışmalar ve çok boyutlu hak kayıpları nerdeyse her kıtada uzun veya kısa soluklu yaşanıyor. Avrupa’da IRA-Birleşik Krallık, Latin Amerika’da FARC-Kolombiya, Asya’da çeşitli Maoist gruplar ve yerleşik devletler arasında geçmişte silahlı çatışmalar ve aynı zamanda barış müzakereleri oldu. Keza bugün Türkiye’de de bir on yıl sonra yeniden masaya oturuldu.
Yeniden barış görüşmelerinin başlayacağı basına deklare edildiği günden beri en çok tartışılan, sıcak olan ve daha da tartışmaya devam edilecek gibi görünen konulardan biri fikrimce ‘umut hakkı’. Umut hakkı birilerine göre bir anda ortaya atılan bir kavram olarak yorumlanıyor fakat gözden kaçan nokta şu: 2023’ün sonlarına doğru 10. Yargı paketi konuşuldu. Bu süreçte ömür bu hapiste kalma, infaz sisteminde değişiklikler mecliste konuşuldu. Donanım olarak belki de o dönem ortaya bir şeyler konuldu. Zaten bundan bir süre sonra da barış sürecine yönelik çağrılar yapılarak masaya oturuldu.
Tekrardan umut hakkına dönecek olursak hukuki bağlamda açıklamaya çalışmak biraz kafa karışıklığına sebebiyet verebilir. Basitçe umut hakkı, hükümlünün salıverilmeyi umut etme hakkıdır. Fakat burada önem arz eden hükümlüden ne anlaşılması gerektiğidir. Bu tanıma muhatap olarak ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet cezası alanları görmek gerekir. Yani ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen kişilerin bir gün serbest bırakılma ihtimalini içerir bu hak. Bir başka söyleyişle hükümlünün salıverilmeyi umut etme hakkıdır.
Umut hakkı ile ilgili konuşulurken referans genelde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. Çünkü AİHM’e göre umut hakkından yararlanmak demek doğrudan tahliye kararı demek değil. Koşullu salıvermenin koşullarına bakılarak karar verilmekle birlikte AİHM’e göre kişinin umut hakkından faydalanırken işlediği suçun bir önemi yok.
Umut hakkı ve tarihsel barış süreci bağlamını Vinter ve diğerleri -Birleşik Krallık kararından alıyor. Bu davada 3 tane başvurucu vardır. Başvurucular, insan öldürme suçundan müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş ve bu ceza kapsamında serbest bırakılma imkanına sahip olmamışlardır. Dolayısıyla başvurucular açısından cezaevinden çıkma konusunda herhangi bir umut bulunmamaktadır.
Olayda Vinter, cezaevinde bir kavgaya karışmış ve yapılan yargılama sırasında kendisine verilecek cezanın bir önemi olmadığını, zaten ömür boyu hapiste kalacağını ifade etmiştir. Bunun üzerine başvurucular Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştur. Mahkeme, yaptığı inceleme sonucunda 2013 yılında verdiği kararda, kişinin ömür boyu hapiste kalmasını kesin olarak öngören ve serbest bırakılma ihtimali tanımayan bir ceza sisteminin insan hakları bakımından sorunlu olduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre, müebbet hapis cezası alan kişilerin belirli bir süre sonra durumlarının gözden geçirilmesi ve serbest bırakılma ihtimalinin bulunması gerekir. Bu yaklaşım, ceza hukukunda ‘umut hakkı’nın temelini oluşturmakta.
Ancak Türkiye’de umut hakkı tartışması tek bir kişi üzerinden yürütülüyor. Şunu biliyoruz ki umut hakkının muhatabı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlardır. Aynı zamanda Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan ve fiilen yaşamlarının tamamını cezaevinde geçirme ihtimali bulunan kişi sayısı iki bini buluyor. Bu nedenle umut hakkı tartışması, iç hukukta infaz sisteminin genel yapısını ilgilendiren bir mesele.
Umut hakkı her ne kadar silahsızlanma ve barış süreci ile hayatımıza giren bir mefhum olsa da Türkiye hapishaneleri için önem arz ediyor. Cezaevlerinin iç yapısında ‘nasıl olsa bir daha buradan çıkamayacağım’ diyerek içerden belli suç tiplerinin organizasyonunu sağlayan karakterlerin olduğunu gerçeği var. Vinter davası örneğinde görüldüğü üzere “çıkış umudu olmayan” hükümlülerin kavgaya karışması veya disiplin sorunları infaz sistemi ile alakalıdır. Bu anlamda kişinin umut hakkından faydalandırılabilmesi için yukarıda da ifade edilen üzere koşullu salıverilmenin şartlarını sağlaması gerekir.
Bu şartlar arasında cezaevinde geçirdiği asgari süreyi tamamlamak, disiplin sicilinin temiz olması, rehabilitasyon ve eğitim programlarına katılım göstermek ve topluma zarar verme riskinin düşük olması bulunur. Umut hakkı aynı zamanda, cezaevinde şiddet ve organize suç faaliyetlerini önlemenin kestirme bir yolu olabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Vinter ve diğerleri kararında görüldüğü gibi, “çıkış umudu olmayan” hükümlülerin kavga ve disiplin sorunları yaratması, umut hakkının önemine değiniyor.
Umut hakkının, Türkiye’de bu kadar tepki ile karşılanmasının sebebi infaz sistemi kurumu olması fonksiyonu olduğu unutularak tek kişi ile ilişkilendirilmiş olmasıdır.