Yürütme yani bir diğer adıyla idare; parlamentoların ya da meclislerin aldığı kararları uygulamakla mükelleftir. İşte dünyadaki en çok insan hakları ihlalleri bu kararların uygulanmasında ortaya çıkar.
Birlikte yaşama arzusu ile bir araya gelen insanlar devlet denen olguyu ortaya koymuştur. Klasik dönemlerden modern süreçlerin geçilmesi ile devlet kavramına bir de hukuk eklenmiştir: hukuk devleti.
Aslında hukuk devletinin sert dinamiklere oturması 18.yy’a kadar gider çünkü Fransız ihtilali ile değerlenen haklar ihlal edilmemek üzere anayasalarda güvence altına alındı. Hakların ihlal edilmemesi başta siyasal rejimleri sınırlandırarak kanunlara dayanan yönetim rejimleri ortaya çıkmasını sağladı.
İnsan hakkı kavramını ‘devletçe bahşedilen hak’ gibi yüzeysel bir şekilde yorumlarsak hukuk devletinin sağladığı birçok güvenceyi gözden kaçırırız. İnsan hakkı doğuştan var olan ve hiçbir surette insanoğlunun elinden alınmayacak kudrette bir etik kavramıdır, küreseldir: Tek bir coğrafyadaki insanların haklarından bahsedemeyiz, tam tezatı olarak tek bir coğrafyada yaşanan insan hakları ihlallerinden de bahsedemeyiz.
Hukuk devleti çok boyutlu yapısı ile insan haklarını güvence altına almayı ve olası ihlallerden korumayı sağlayacak şekilde dizayn edilmiştir. Bu unsurlar birbiri ile bağlantılı olacak şekilde kuvvetler ayrılığı üzerine inşa edilmiştir. Yasama, yürütme ve yargı erkinin birbirinden bağımsız şekilde işleyişi; hukuk devletinde aslolandır.
Yürütme yani bir diğer adıyla idare; parlamentoların ya da meclislerin aldığı kararları uygulamakla mükelleftir. İşte dünyadaki en çok insan hakları ihlalleri bu kararların uygulanmasında ortaya çıkar. Örneğin silahlı çatışma kararlarının uygulanması yürütmeye aittir. Silahlı çatışmaların yaşandığı sahalar da dünyada insan haklarına yönelik ihlallerinin en çok yaşandığı yerlerdir.
Yasama-yürütme-yargı erkinin tek elde toplandığı rejimlerde, hukuk devletinin yine asli unsularından olan ‘hesap verilebilirlik’ sekteye uğrayabilmekte. Yukarıda da ifade edildiği üzere dünyada hak ihlalleri en çok yürütmelerden gelmektedir. Erkler, tek elden toplanınca yürütmelerden gelecek olan ihlallerini yine aynı erke bağlı olan mahkemelerin ne kadar bağımsız yargılayacağı meçhul.
Kuvvetler birliğinin insan hakları ihlallerine yönelik oluşturduğu tehdit rejimine Sovyetlerde yaşananlar örnektir. Sovyetlerde yürütme erki; parti liderliği konumda hem kanun koyucu olmuş hem de yargı organını yargı aynı erk altında kontrol etmiştir. Stalin döneminde yapılan toplu baskınlar birçok insanın yaşamdan koparılmasına (yaşam hakkının ihlali) sebebiyet vermiştir. Aynı zamanda çalışma kampları da zorla çalışma yasağını delerek tarihin kara sayfalarında yerini almıştır. Bu örneklerden göründüğü üzere tarihte kuvvetler birliğine dayanan rejimlerdeki insan hakları rejimleri hep ihlallerle bitmiştir.
Kuvvetler ayrılığı siyasal rejimle doğrudan ilintilidir. Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’nin hükümet sisteminde ve iç mevzuatında değişiklikler yapılşmıştır. Başlayan OHAL süreciyle yürütme erkinin yetkileri genişlemiştir. OHAL döneminde temel hak ve hürriyetleri sınırlayan KHK’lar doğrudan yürütme erki tarafından çıkarıldı ve bazıları kalıcı hale geldi. Bu aksiyonu alması gereken yasama erki olması gerekirken, yürütme erki eliyle yapılmış olması yasama yetkisinin devri tartışmalarını beraberinde getirir. Yasama yetkisi; yasama erkine yani meclise aittir, devredilemez.
Bu süreç yaşanırken idare makamında Bakanlar Kurulu vardı. Şu an cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildiği için yürütme sadece cumhurbaşkanına aittir. Bakanlar kurulu kaldırılmış olmakla birlikte o dönemin KHK’ları ve diğer düzenleyici işlemleri ile ilgili ortada muhatap bulunamamaktadır. Hukuk devetinin unsurlarından olan hesap verilebilirlik açısından bunun sorgulanması gerekir.
Kuvvetler ayrılığı, hukuk devletinin mihenk taşıdır. Kuvvetlerin ayrılığını zayıflatabilecek her türlü aksiyonun defalarca kez tartılıp düşünülmesi gerekir. Özetle, kuvvetler ayrılığının ihlali ve yürütmenin denetlenemez hâle gelmesi, insan haklarını doğrudan tehdit ederek hukuk devletini sorgulatabilir.