Şükrü Erbaş’ın ‘Köylüleri Neden öldürmeliyiz’ şiirini bilen bilir. 1980 sonrası değişen ekonomik dinamiklerle birlikte; hayatı yaşayış ve algılayış stilimizde köylülere biçilen rolü anlatır. Köylülerin olağan rollerini epeyce satirik dille yazan Şükrü Erbaş, köylülere yönelik sosyolojik gözlemlerini gözümüzün içine sokmuştur.
O dönemde bahsi geçen şiirimiz oldukça tepki almış hatta Süleyman Demirel dahi bundan sebep köylüler hakkında açıklama yapmıştı. Nedendir bilinmez ama herkesin bildiği gerçekleri Şükrü Erbaş eleştirel bir dille söyleyince köylü düşmanı hatta halk düşmanı ilan edilmişti. Sonraki yıllarda şiiri üzerine verdiği röportajlarda ‘köylüleri’ bir metafor olarak kullandığını ve onların yanında olduğunu söyleyecekti…
Tabii bu şiirin yazılmasında tarihsel bir devinim var. 1980’lerin sonunda Türkiye’deki ekonomi politikalarının neo liberalizme evrilmesi ile köylü-kentli çatışması alevlendi. Bu süreçte kentlere köylerden akan bir yurtiçi göç oluştu. Köylü ve kentli anlayışı değişti. Modern köylüler, geri kalmış kentliler, adaptasyon sorunu yaşayan kentliler ve köylüler gibi trajik statüler oluştu. Erbaş’ın bu şiirine de sirayet eden köylülere yönelik sinirli tavır da bir günden bin güne toplumsal travmaların sonucunda oluştu belki…
Göç hengamesi zamanla üretim ilişkilerine de biraz sirayet ederek tarımın görece değersizleşmesine, çiftçinin taleplerinim kulak ardı edilmesine sebep oldu. Bu göçün sonucunda köylüleri öldürdüğümüzü sansak da köylerde yine hiç de azımsanmayacak sayıda insan var.
Son dönemeçte kırsal kesimin gündeminde tarım ve hayvancılık esaslı meseleler var. Çünkü o bölgelerin temel geçim kaynağı bunlar üzerinden inşa ediliyor. Mazot, gübre, yem piyasasındaki dengesiz sekmeler köylülerin iktidara ve muhalefete bakışını değiştiriyor. Bununla birlikte köylülere yönelik kredi çıkmazı da bu perspektifi tetikledi.
Buna ek olarak genç nüfusun köyden kopmasıyla köydeki kinetik enerji azaldı buna bağlı olarak da iş gücü bugünlerde yine kan kaybediyor. Örneğin sosyal medyada bile dalga konusu olan çoban iş ilanlarının sahipsiz kalması bunu kanıtlar derecede. Emekli olup köyde yaşayan geniş bir nüfus var. Burada da tartışma emekli maaşı üzerinden bir daha suratımıza tokat gibi iniyor. Bu yüzden kırsal seçmen için seçime biçilen anlam atfı ‘hayatımı nasıl idame ettirebilirim’ şeklinde.
Köylülerin ahlaki referansını ele alıp sözüm ona yerden yere vuran Şükrü Erbaş’ın yine bir dizesi düşer hatırımıza bu şiirden: ‘Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler’… İşte o oy potansiyeli olan ve aynı zamanda ‘öldürülmesi gereken’ köylüler de kendilerine edilen bu muameleyi sandıkta hatırlıyor.
Bu bağlamda son yerel seçimlerin sonuçlarına biraz daha yakından bakmak gerekir. 31 Mart 2024 seçimleri, Türkiye’de kırsal seçmenin siyasal manevralarında biraz olsa değişik sonuçlar çıkardı. Uzun yıllardır merkez sağın en yüksek oy potansiyeli olarak görülen birçok Anadolu kentinde seçmen tercihlerinin orjini, hem değişti hem değişmedi.
‘Köylüler’in bir kesimi iktidar için yeni seçeneklere yönelmek yerine iktidara benzeyen yeni partilerin arayışına girdi. Özellikle İç Anadolu’da çeşitli reflexler yaşandı. Yıllardır büyük ölçüde Akepe yönetiminde bulunan Yozgat Belediyesi, seçimde el değiştirerek Yeniden Refah Partisi’ne geçti. Bu bize gösteriyor ki muhafazakâr seçmenin kendi içindeki arayışı noktalandı. Çünkü Yozgat, uzun yıllardır merkez sağ ve muhafazakâr siyaset açısından hiç sekmeyen kentlerden biriydi.
Benzer segmentte, Konya çevresinde de büyükşehir yönetimi değişmese bile bazı kırsal ilçelerde Yeniden Refah’ın ciddi oy artışı ve belediye kazanımları görüldü. Aynı siyasal gelenek içindeki alternatiflere Yozgat’ta olduğu gibi yeni yönelim olduğunu gösteriyor.
Köyler derken aklımıza ilken daha çok iç Anadolu geliyor ama gel gör ki yurdumuzun doğusu, güneydoğusu ve Karadeniz de oldukça fazla sayıda köy barındırıyor. Bu anlamda oraların siyasi tercihlerine göz atacak olursak Kürt illeri 30 yıldır ağırlıkla Kürt siyasi partilerine oy veriyor ama kırsal bölgelerde Akepe sürekli güçlü ikinci tercih olarak kalıyor. Özellikle Şanlıurfa’daki Büyükşehir Belediyesinin Yeniden Refah Partisi’ne geçmesi Kürt Muhafazakâr seçmenin de benzer şekilde sağ alternatiflere kaydığını gösteriyor.
Karadeniz köylerinde seçmen davranışı uzun yıllardır net: muhafazakâr ve sağ, buna ek olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Karadenizli olması yirmi yılı aşkındır buraların, akepe iktidarında olmasını sağlıyor. Akepeden öncesinde (ANAP, DYP ve Fazilet Partisinin kronolojik olarak güçlü olduğu yerler) kendi içinde merkez sağ partiler alternatifti. Ancak artan tarım maliyetleri, köy nüfusunun yaşlanarak dinamiğini kaybetmesi gibi sorunlar kırsalda ekonomik memnuniyetsizliği büyüttü. Bu ortamda köylüler için daha cazip olanın günlük üretim sorunlarını kimin dinlediği ve çözüm aradığı olacaktır fikrimce.
Özellikle Karadeniz’de ilerleyen süreçte saadet partisinin oylarının yükseleceğini düşünüyorum. Özellikle tarımla ilgili sıra dışı ve tiyatral basın açıklamaları gerçekleştiren saadet partisi çalışmalarının ilerleyen süreçte karşılık bulacağını ve oy olarak sonra seçimde somutlaşacağını düşünüyorum.
Belki bugün yeniden dönüp Şükrü Erbaş’ın şiirine bir daha bakmak gerekiyor. Yıllar önce şiirin içindeki “yanlış partiye oy veren köylü” ekonomik bunalımı ilk hisseden kesim. Erbaş’ın şiiri toplumsal taşlama niteliğini geride bırakıp Türk şiirinde nadir görülen ölçüde sert bir politik bağlam oluşturdu. Şiirdeki ‘köylü’ mefhumundan şunu anlamak gerekir: değişime karşı adım atmaya çekinen sosyolojik bir kesim… ama geç de olsa adım atabilecek kesim.
Bu şiirdeki adrenalin uyandıran tetikleyici cümleler üzerinden inşa edilen vurucu bir karşılık var: Kimse köylü olmak istemiyor! Çünkü şiirde ahlaki referans ve tercihler eleştirilmiş. Bu yönüyle ‘köylüleri neden öldürmeliyiz’ şiiri Türkiye’deki siyasal seçim tercihleri ve seçmen davranışı üzerine kafa yormamızı sağlıyor. Bugün bu şiirin bir anda kulaklarımızda çınlamasının sebebi belki de ‘modern köylülerin’ ve ‘kırsal köylülerin’ bir sonraki seçimlerdeki yeni sancılarının sorunudur.