Trump gündeme dair sert açıklamalarını sürekli diri tutuyor. Yaptığı açıklamalardan, ABD’nin İran’da rejim değişikliği istediğini apaçık ortaya koyuyor.
İran’ın sırlarla dolu tarihinde 1979 yılı bir dönümdür: İran İslam Devrimi… İktidardaki Şah Pehlevi, Humeyni liderliğindeki mollalar tarafından devrildi. İktidarın el değiştirmesiyle İran’da teokrasiye sırt dayayan yeni bir rejim doğdu. Bugünlerden sonra İran halkını yüzü gülmedi hele de İranlı kadınların yüzü hiç gülmedi…
İslam Devriminden sonra her daim anılacağı gibi sokak hareketliliği başladı. Genelde bu hareketliliklerin ana kahramanları kadınlar oldu çünkü yeni rejim tarafından kendilerine biçilen kaftanı giymek istemiyorlardı. Rejim, onlardan; saçlarını örtmelerini ve İslama uygun bir yaşayış stilini baskıcı şekilde uygulamalarını istiyordu.
Kadınlar direniyordu: Örtünmemek üzere. Nasıl ki 28 Şubat sürecinde Türkiye’deki kadınların örtünme hakkı politik bir bağlam taşıyorsa İranlı kadınların da örtünmeme hakkı o derecede politik bir bağlam taşımaktaydı.
Yurttaşların giyimine kuşamına, yolda nasıl yürümesine kadar karışan yeni rejim; köktenci değişim anlayışını dış politikada da sürdürüyordu. İlk icraat olarak Tahran’daki ABD büyükelçiliğinin basılmasından anlıyoruz ki Ortadoğu’da bir şeyler yine rayında gitmeyecekti. Ardından Humeyni’nin İsrail’e yönelik ‘gayrimeşru’ söylemi ve İsrail’i muhatap görmemesi ile başlayan süreç, ABD-İsrail ve İran arasında seken krizin yarım asır boyunca sürmesine sebep olacaktı…
İran İslam Devriminden sonra, on yıla yakın süren İran-Irak savaşında; Saddam Hüseyin’e hazırlıksız yakalanan İran bir ‘teçhizatsızlık’ travması yaşadı. Bu travmadan mıdır bilinmez ama bu savaşın sonunda İran kapasitesinin çok üstünde silahlandı.
2000 yıllara gelindiğinde İran’ın nükleer programını ortaya atmasıyla artık herkesin tarafı netti. İran Ortadoğu’daki güç olmak istiyordu fakat bölgenin Ortadoğu olması gereği bölgedeki diğer lokal güçler de karşısında İran’ı görmek istemiyordu. Nükleer silahlara yönelik imzalanan sözleşmelerden başta ABD çekilmiş ardından diyalog masası da devrilmişti.
İsrail, İran’ı kendine rakip olarak görmek istemiyor. Geçmişte İran’ın İsrail’in kuzeyinde bulundurduğu silahlı gruplardan rahatsız(yani Lübnan/İsrail sınır hattının ötesi). Buna ek olarak Lübnan’daki iç savaşı sonrası orada bulunan İran menşeli Hizbullah’ı da istemiyor. Zaten geçtiğimiz gece Lübnan’ı İsrail’i vurmasına karşılık olarak İsraili’in bu kadar sert feed-back vermesinin sebebi buydu.
Ama buna karşılık olarak Hizbullah, İran’dan edindiği politikleşmiş askeri savaş stratejisi Tel Aviv’e yöneltirse ve elindeki roketlerin yönü de oraya çevirirse İsrail’de büyük hasar ve can kayıpları meydana gelebilir. Ama tabii İsrail de buna muhakkak karşılık verir ve kriz tırmanmaya devam eder.
Trump gündeme dair sert açıklamalarını sürekli diri tutuyor.Yaptığı açıklamalardan, ABD’nin İran’da rejim değişikliği istediğini apaçık ortaya koyuyor. Ama buna ek olarak Trump, İran halkına çağrıda bulunarak rejimi kendilerinin de değiştirebileceğini söylüyor ve de imada bulunuyor: ‘Beceriklisiniz…’
Bana kalırsa Trump ’un İran halkına yönelik açıklamaları biraz daha rejime karşı kışkırtıcı. Rejimi halkın kendi kendine devirmesini ve yok etmesini istiyor. Hepimiz biliyoruz ki Trump isteseydi Maduro’ya yaptığı gibi Hamaney’i yatağından alabilirdi. Bunu yapmak yerine Hamaney’i koordineli hava saldırılarında ortadan kaldırmayı tercih ettii….
Türkiye ise hem Amerika blogu hem de İran’la temas ediyor. Ağrı ve Van boyunca uzanan 500 kilometreyi aşan bir İran sınıra sahip. Buna ek olarak da incirlik ve kürecik olmak üzere iki Amerikan üssüne de sahip, her anlamda Türkiye; bu üç ülke arasında tırmanan bir gerginliğin içinde kendini bulmasa bile olası etkileri olacak.
Üç ülkeden daha fazlasını etkileyen kriz tırmandıkça, İran’daki Kürt hareketi PJAK ile ilgili değerlendirmeler de artıyor. Örneğin İran kan kaybetmeye devam etikçe PJAK güç kazanabilir. Bunun sonucunun Türkiye’deki çözüm sürecine yönelik barış görüşmelerine dokunması da olası senaryolardır biri.
Tabi bu türden krizlerin olduğu yerlerde göç kaçınılmaz olur. İran’a yönelik müdahalelerin artması durumunda İran’dan Türkiye’ye doğru bir göç dalgası gerçeği var. Ki İran’da baskıdan kaçan ve daha rahat şartlarda yaşamak isteyen görece seküler ve zengin İranlı göçü zaten çoktan olmuştu Türkiye’ye ... Türkiye’nin anahtarının hem Avrupa hem de Ortadoğu’da olması, Türkiye’yi mülteciler için vazgeçilmez bir mesken kılıyor.
Türkiye, bu kriz çemberinde jeopolitik öneme sahip olsa da Türkiye bu krizde ortada olmalı. Denge siyasetiyle hem İran’dan gelebilecek olası göçü ve Türkiye’nin iç dinamiklerine, iç siyasetine etki edecek ataklardan uzak kalacak hem de İsrail ve ABD bloğundan gelebilecek tepkileri törpüleyebilir. Taraflardan birine doğrudan ve dolaylı destek olmak (bu destek; açıklama ile olabileceği gibi askeri teçhizat, üsleri açmak şeklinde de olabilir) Türkiye’yi bu ateşin içine sürükleyebilir.