İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Enis Doko, küreselleşme ve hazcılığa bağlı olarak yaygınlık kazanan anlam krizini geçtiğimiz haftalarda Ayrımcılık Hattı'na anlatmıştı. Doko, teknoloji ve tıptaki ilerlemelere rağmen psikolojik sorunların arttığını ve bunun sebebinin insanların yaşadıkları hayata bir anlam bulamaması olduğunu belirterek, "Geçmişte insanlar, hayatlarına 'daha adil olmalıyım, daha erdemli olmalıyım' gibi hedefler koyardı. Bu hedefler dinden veya felsefeden gelirdi. Bugün hedefler değişti: Daha çok para kazanmak, daha fazla gezmek, daha çok yemek yemek… Ama hedonizm anlam vermez." demişti. ( https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/ayrimcilik/doc-dr-enis-doko-hedonizm-toplum-icerisinde-anlam-krizine-yol-aciyor/1825811 )

“Hedonizm, hazcılık, zevkin insanlığın en önemli arayışı olduğunu ve her zaman kendi zevkimizi en üst düzeye çıkarmak adına hareket etmemiz gerektiğini savunan bir düşüncedir. Hedonizm, temelinde “hayatın en önemli değerinin haz ve zevk almak olduğu ve ideal yaşama ancak bu şekilde ulaşılacağı” fikrini taşımaktadır. Çünkü hedonizmde hazzın mutlak anlamda iyi olduğu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiği, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğu fikirleri egemendir.”

İslami düşüncede, hatta Hristiyanlık ve Yahudilik düşüncesinde makbul bulunmayan hazcılık, ister semavi ister insani olsun ahlaka dayalı hiçbir öğretide de makbul kabul edilmez ve aynı zamanda haz peşinde bir hayattan uzak kalınması insani erdemleri edinmek için tavsiye edilir. Bu felsefede de böyledir, en azından bir arayıştır.

Elbette hazcılığın da çeşitleri var, neyden haz alındığına göre değişiyor. Şu durumda Doko’nun belirttiği gibi yemekten tüketim toplumu olmaya, cinsel düşkünlükten ünlü olmaya kadar birçok alanda haz, en temel amaç olarak ele alınabilir. Makbul, doğru, ideal, erdemli ve ahlaki olmamakla birlikte bu anlaşılabilir bir durum. Ancak yemek, tatmin, rağbet görme ve benzeri gibi anlaşılabilir hazcılığın yanında şer üstün şer bir hazcılık türü var; nefret etmekten haz duymak.

Neden mi bahsediyorum?

Nefret ve linç kültüründen…

Kimin yaptığının ya da olayın bir önemi yok.

Ama karşımızda nefret etmekten haz duyan, içinde nefret ve öfke olan her şeye dikkat kesilen ve hatta o nefret ile diri kalan bir kesim var.

Her hafta bir başka nefret olayının verdiği hazla yaşama tutunanlara şahit oluyoruz.

Evre B. Clarke, küçücük bebeği olan kanser hastası bir kadın. Önce dolandırıcı ilan edildi, sonra linç edildi. Ama nasıl bir linç… yıllardır kanser acısı çeken, anlattıklarını okumaya dahi dayanamadığımız acıları tecrübe eden bir kadına merhamet etmedikleri gibi bir de ondan nefret etmekten haz aldılar.

Kafalarına göre bir Kürt fenotipi belirleyip, “hırtlar vadisi” başlığıyla, tüm Kürtleri kriminal tipler olarak itham ettiler. Yanlış olduklarını bildikleri halde ne özür dilediler ne açıklama yaptılar. Tam aksi bunu savundular ama ne savunma, nefret etmekten haz alarak.

Bir çocuğu, masum çocukları ortaya aldılar, sanki dertleri o çocuğa yönelik adalet arayışı ama suçu ve suçluyu değil bir milleti tümden hedef aldılar. Ama ne hedef alma ve o kadar merhametliler ki! “Toptancı nefret yanlış” dediğinizde, aşırı merhametten “senin çocuğun da öldürülsün” bedduasında soluğu aldılar; hani derdiniz çocuklardı? Ve bu nefretten haz aldılar. Haz almasalar, bu nefreti sabah akşam solumaz, sabah akşam masum insanların yüzüne, onları nefessiz bırakacak şekilde üflemezler.

Nefret etmekten haz duyuyorlar. Arap nefretleri, mülteci nefretleri, Kayseri’de bir suç işlenince Antalya’da olayla, suçla hiçbir alakası olmayan 16 yaşında bir çocuğu sırf Arap ve mülteci diye öldürecek kadar büyük çünkü o nefretten, o şiddetten haz alıyorlar.

Hani sokaktaki şiddetten hani çocukların öldürülmesinden rahatsızdınız, Ahmet’in melun katillerinin elindeki bıçaktan farkı var mı senin elindeki bıçağın?

Orman yanıyor, Kürtler yaptı diyorlar.

Durup dururken yanınıza gelip “dedelerinizi ne güzel sallandırdık ama” diye kahkahalar atıyorlar.

Arap nefretinden öyle haz alıyorlar ki Müslüman Araplar için “Elle yemek yiyen bedevi, kıçını taşla silen bedevi” demekten geri durmuyorlar. Bu lafın İslam Peygamberine ulaştığının bile farkında değiller. İnsanların inançlarından, bu ülkenin mayası İslam’dan nefret ederken bundan haz alıyorlar.

Bir kız çocuğu, beyaz torosların alıp götürdüğü babası için 27 yıldır bir beyaz torosun peşinde koşuyorum diye feryad ederken Yeşil’in posterini sağda solda sallıyorlar.

Bunların hepsini sadece ırkçı bir nefretle değil o nefretten haz duyarak yapıyorlar. Ne merhamet, ne adalet, ne vicdan, sadece nefretten haz alıyorlar. O nefretten duydukları hazzı, yazdıklarında görebiliyorsunuz. Çünkü…

Çünkü böyle yetiştirildiler, elbette toplumun hepsi değiller, çoğu bile değiller ama nefret etmenin iyi ve ideal bir şey olduğu öğretilerek büyütüldüler. Nefret etmekten haz alıyorlar ve bu hedonizmin en korkunç çeşidi…

Hasta değiller, psikolojik sorunları yok ama anlam krizleri var ve anlam krizlerini, nefret etmekle ve nefretten haz duymakla çözeceklerini sanıyorlar. Ancak tam aksi, tüm anlam krizlerinin sebebi o haz aldıkları nefretleri. Ve o nefretlerinden de nefretlerinden duydukları hazdan da feragat etmedikleri müddetçe bireyleri, toplumu suça, şiddete ve nefrete teşvik etmeye devam edecekler. Ta ki arzularının ve amaçlarının, toplumun ıslahı ve suçun önlenmesi olduğu yalanına kendileri de inanmayana kadar.