Kötülüğün Alt Yapısı ve İnsanlığın Çöküş Noktası

Jeffrey Epstein vakası bir magazin başlığı değil; paranın ve gücün hukuku nasıl askıya alabildiğini, daha kötüsü kullanabildiğini gösteren karanlık bir sistemin aynasıdır. Açılan her belge, kapatılan her dosya,ertelenen her hesap bir yandan insanlığın nereye savrulduğunu yüzümüze vuruyor, diğer yandan güçlü kişilere karşı hoşgörülü davranmaya meyilli Amerikan ceza adalet sisteminin eksikliklerini ortaya koyuyor.

Güçlülerin kendi kuralları ve gelenekleri olduğunu ve hem gücün hem de adaletin bazılarına diğerlerinden daha yumuşak davrandığını kim bilmez ki diyebilirsiniz. Ancak Jeffrey Epstein dosyası, modern tarihin en karanlık labirenti ve katlanamayacağımız grotesk bir manzara olarak önümüzde duruyor. Bu dosya ne basit bir “fuhuş ağı” meselesidir ne de sansasyonla tüketilecek bir skandal. Bu dosya; küresel güç dengelerinin, şantaj mekanizmalarının ve insan onurunun en ağır biçimde çiğnendiği kurumsallaşmış bir kötülüğün kaydıdır. Meselenin özü, ceza adalet sistemindeki ciddi kusurlar ve bu kusurların kim tarafından, ne karşılığı kullanıldığıdır.

İnsanlığından utanmanın bir anı vardır. Bazen tek bir fotoğrafla gelir, bazen tek bir cümleyle. Bazen de bir dosyanın kapağı yeniden aralandığında… Bugün yaşadığımız tam olarak bu. Epstein lağımının kapağı yeniden açıldı; yıllardır betonun altına gizlenmiş olan koku tekrar yüzeye vurdu. Bu koku bir kişiye ait değil. Bu, bir “medeniyet” iddiasının alt yapısından yükselen kokudur.

Bir Sistemin İnşası: Adadan Ağa

Hikâye milyarder finansçının kariyerine matematik ve fizik öğretmeni olarak başladığı 1980’li yıllarda başlıyor. Prestijli Dalton Lisesi’nde öğretmen olarak çalışan Epstein bir anda bankacılık dünyasına geçerek, kendi yatırım firması J. Epstein & Co.'yu kurdu. Milyarder L. Brands'in CEO'su Leslie Wexner ile olan dostluğunun, servetini pekiştirmesine yardımcı olduğu tahmin edilse de nasıl bu kadar zengin olduğuyla ilgili ayrıntılar hala bilinmiyor. Mahkeme belgelerine göre, bilinen o ki, eski lise öğretmeni Epstein 1990'lara gelindiğinde Manhattan'da çok katlı evler, Palm Beach'te bir malikâne, New Mexico, New York, Florida ve Paris’te onlarca özel bir mülk, Karayipler'de özel bir ada ve özel jete dönüştürülmüş bir Boeing 727 dahil olmak üzere eşsiz bir servet edinmeyi başarmış.

Bu noktada altı çizilmesi gereken şudur: Epstein’in gücü yalnızca paradan gelmemiştir. İngiliz yayıncılık devi, milletvekili, 1991 yılında Kanarya Adaları yakınlarında lüks yatından düşerek gizemli koşullar altında hayatını kaybeden, ölümünden sonra, büyük miktarlarda dolandırıcılık yaptığı ortaya çıkan ve hizmetlerinden ötürü İsrail Devleti’nin özel izniyle Kudüs’teki Zeytin Dağı’na defnedilen Yahudi kökenli Robert Maxwell'in kızı Ghislaine Maxwell, onu yüksek sosyete çevreleriyle tanıştırmıştır.

Epstein’ın hayatı 2005 yılında beklenmedik bir dönüş yaptı; Palm Beach polisi, çok sayıda küçük çocuğun Epstein’ın kendilerine cinsel eylemler karşılığında para teklif ettiği iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Bu denli ağır suçlamalara rağmen Epstein, 2008'deki bir anlaşma kapsamında eyalet düzeyinde fuhuş suçlamalarını kabul etti ve sadece 13 ay, o da akşamları olacak şekilde hapis yattı. Sonrasında 2018 yılına kadar bir daha ortalarda görünmedi.

Bu kayıp dönemde Maxwell "sorun çözücü" lakabının hakkını verecek şekilde Epstein’ın aralarında Donald Trump ve eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın da bulunduğu çeşitli ülkelerden politikacılar, sanatçılar, bilim insanları, gazeteciler, önde gelen iş adamları, kraliyet ailesi üyelerinden oluşan dünyanın en zengin ve en güçlü insanlarından yakın bir çevre edinmesini sağladı.

Böylece Epstein, “finansçı” kimliğiyle özel adasında ve New York, Florida ve Virgin Adaları’ndaki malikânelerinde dünya siyasetini, sermayesini ve akademisini etkileyen isimleri ağırlamaya başladı. Ancak bu davetlerin bir bedeli ve bir amacı vardı. Mağdur anlatımları, savcılık kayıtları ve mahkeme belgelerine yansıyan iddialar; reşit olmayan kız çocuklarının “masaj” adı altında bu mekânlara getirildiğini, sistematik istismara uğradığını ve kimi vakalarda bu istismarların kayıt altına alındığını gösterdi.

Bütün bunlar korkutucu bir gerçeği ortaya çıkarmıştır. Epstein’ın gücü, elde ettiği kayıtların yarattığı şantaj kapasitesinden gelmiştir. Dolayısıyla gelinen noktada artık bireysel bir suç değil, işleyen bir mekanizma olduğu açıktır.

Kırılma Anı: Neden Bugün?

2019’da Epstein’in yeniden tutuklanması ve ardından cezaevinde ölü bulunması (resmî kayıtlarda intihar olarak geçse de şüpheler hiç bitmedi) dosyanın kapanmasını engelledi. Asıl kırılma ise son dönemde yaşandı: Gizli belgelerin ifşası. ABD mahkemelerince açılan yüzlerce sayfalık ifade ve üç milyondan fazla yazışma, yıllardır “komplo” denilerek geçiştirilen başlıkların mahkeme kayıtlarında sadece iddia olarak kaldığını gösterdi.

Bu belgelerde farklı coğrafyalardan, farklı sektörlerden pek çok nüfuzlu ismin adının geçmesi tek başına bir suç isnadı değildir. Ancak bu yoğunluk, “münferit sapkınlık” anlatısını hükümsüz kılar. Epstein’in “sorun çözücü” sevgilisi Ghislaine Maxwell’in mahkûmiyeti, bu trafiğin hayal ürünü olmadığını da hukuken tescillemiştir.

En Karanlık İddialar: Sınır Nerede?

Dosya derinleştikçe, rasyonel aklın bile anlamakta zorlandığı iddialar gündeme gelmeye devam ediyor. Ancak bu noktada dikkatli olmak gerekir: Bu iddiaların bazıları somut delillere, bazıları tanıklıklara ve mağdur anlatımlarına yaslansa da hepsinin aynı ağ etrafında bir araya geliyor olması, açıklanan belgelerin büyük bölümünün sansürlenmesi ve daha açıklanmayı bekleyen iki milyondan fazla yazışma olması başlı başına bir alarmdır.

Küresel pedofili trafiği iddiaları, Epstein’in adasındaki sıra dışı yapılaşma, güvenlik düzenekleri, gizli tüneller, “ritüel” şüpheleri… En uç noktada ise insan bedeninin, gücün hizmetinde bir biyolojik kaynak olarak görülüp görülmediği sorusu durmaktadır. Bu iddiaların tümü kanıtlanmış olmasa da, tamamının aynı dosyada yer alması bile insanlığın geldiği yer hakkında sarsıcıdır.

Kötülüğün Sıradanlaşması: Lağım Mantığı

Epstein dosyasında en ürkütücü olan, kötülüğün sıradanlaşmış olmasıdır. Uçuş kayıtları ortadadır. “Lolita Express” olarak anılan özel jetteki yolcu listeleri, bu ağın kolektif bir suç ortaklığı olmadan işlemesinin mümkün olmadığını gösterir. Bir uçak dolusu nüfuzlu insanın, varılan yerde ne olup bittiğini “bilmemesi”, hayatın olağan akışına aykırıdır.

Çocukların, elitler arası sadakati ölçmek ya da gerektiğinde devreye sokulacak birer operasyonel veriye indirgenmesi… Lağım tam olarak budur. Koku sadece işlenen suçlardan değil; bunları görmezden gelen yargıdan, suskun medyadan ve siyasi hesaplardan yayılır.

Batılı elitlerin “karınlarını insan etiyle, ceplerini parayla doldurduğu” tespiti bir slogan değil, tarihsel bir sürekliliğin ifadesidir. Sömürgecilik bitmedi; biçim değiştirdi. İnsan bedeni artık maden değil belki, ama hâlâ tüketilebilir bir kaynak olarak görülüyor.

Türkiye’ye Düşen Gölge

Türkiye’de tartışma hızla “Bizden biri var mı?” sorusuna sıkışıyor. Oysa mesele isimler değil, zihniyettir. İsim avı kolaydır; ilke inşa etmek zordur. Linç kültürü devreye girdiğinde hukuk susar, coşkun kalabalığın linç isteği konuşur. Bu da lağımın başka bir işlevini gösterir: Gerçek faille masumu aynı çamura batırmak. Kaos üretmek. Kaos ise her zaman güçlülerin işine yarar.

Sonuç: Medeniyet İddiasının Sınavı

Epstein dosyası bize acı bir gerçeği hatırlatıyor: Kötülüğün sınırı yoktur, eğer o sınırı çizecek kurumlar terk edilmişse. Hukuk aşılmıştır, ahlâk aşılmıştır ve her seferinde yeni bir “normal” üretilmiştir. Bugün dehşetle baktığımız şey, yarın bir dipnota dönüşüyorsa; sorun tekil olaylarda değil, toplumsal hafızadadır.

Lağım kurutulmazsa, üstüne ne inşa ederseniz edin çöker. Geriye ne demokrasi, ne hukuk ne de insan hakları kalır. Çünkü altı boş olan hiçbir yapı ayakta kalamaz.

İnsanlığımdan utandım. Sadece kötülüğün varlığından değil, kötülüğe gösterilen hoşgörünün derinliğinden. Ama utanç her zaman son durak değildir. Bazen bir başlangıçtır. Eğer bu dosya sadece bir gündem maddesi olarak tüketilirse, balo bitmez; vampirler salon değiştirir.

Asıl soru şudur:

Bu kez kapağı kapatıp yolumuza mı devam edeceğiz, yoksa lağımı gerçekten kurutacak cesareti gösterebilecek miyiz?