Unutulmasın ki; adalet, teknik bir çıktı değil, insani bir muhakemedir. Yapay zeka asistan olabilir ancak asla kürsünün veya savunma sırasının sahibi olamaz. Savunmayı dışlayan her sistem, eninde sonunda kendi meşruiyetini kaybeder. Karşı oyun o sarsıcı uyarısı kulaklarımızda çınlamalıdır: Hukuki yardım, müdahaleyi de kapsar; aksi takdirde savunma hakkı sadece kağıt üzerinde bir ölü metindir.

Danıştay 10. Dairesi’nin 2024/4301 Esas sayılı dosyasına konu olan ve müdafiin ifade sürecindeki etkinliğini adeta bir "istatistik nesnesine" indirgeyen yönetmelik maddesi, aslında münferit bir düzenleme değil; köklü bir dışlama zihniyetinin dışavurumudur. Bugün yargı sistemi içerisinde avukat, ne yazık ki uzun süredir "yargının üvey evladı" muamelesi görmekteydi. Ancak gelinen noktada Adalet Bakanlığı, Avukatlık Kanunu’nu açıkça çiğneyerek savunma makamını yargının dışına iten, onu sistemin çarkları arasında bir "pürüz" olarak gören tehlikeli bir süreci başlatmıştır.

Danıştay’daki çoğunluk kararı yürütmeyi durdurma istemini reddederek statükoyu korurken, karşı oy vicdanın ve kanunun sesini yükseltti: Avukat, ifade odasında sadece yer kaplayan bir gölge değil, "etkin hukuki yardımın" ta kendisidir. Bu vurgu hayati önemdedir; çünkü savunmanın susturulduğu bir yerde, geriye sadece "infaz mekanizması" kalır.

Bugün "yapay zekâ destekli dilekçe" veya "avukatsız yargı" vizyonu adı altında pazarlanan projeler, bu dışlama politikasının dijital cilasıdır. Yapay zekâ, şüphesiz ki yargıya entegre edilmelidir; ancak bu entegrasyon sadece ve sadece bir asistan düzeyinde kalmalıdır. Veri tasnifi yapan, içtihat tarayan bir yardımcı, adalete hız katabilir. Fakat yapay zekayı bir karar vericiye veya savunmanın yerine geçecek bir otomata dönüştürmeye çalışmak; adaleti algoritmalara, vicdanı ise kodlara hapsetmektir.

Adalet Bakanlığı, savunmayı sadeleştirme vaadiyle aslında onu etkisizleştirmekte, avukatı yargı denkleminin dışına çıkarmaktadır. Oysa avukatlık, bir form doldurma işlemi değil, bir hak arama iradesidir. Bir robot, bir sorgu odasında yapılan usulsüzlüğe itiraz edemez; bir yazılım, sanığın gözündeki masumiyet parıltısını veya dosyanın satır aralarına gizlenmiş o devasa haksızlığı sezemez.

Savunma hakkının özüne dokunmak, Anayasa'nın 13. maddesini ve adil yargılanma ilkesini doğrudan ihlal etmektir. Eğer savunma makamı pasif bir izleyiciye dönüştürülürse, yargı bağımsızlığından değil, sadece bir "onay sisteminden" bahsedilebilir.

Unutulmasın ki; adalet, teknik bir çıktı değil, insani bir muhakemedir. Yapay zeka asistan olabilir ancak asla kürsünün veya savunma sırasının sahibi olamaz. Savunmayı dışlayan her sistem, eninde sonunda kendi meşruiyetini kaybeder. Karşı oyun o sarsıcı uyarısı kulaklarımızda çınlamalıdır: Hukuki yardım, müdahaleyi de kapsar; aksi takdirde savunma hakkı sadece kağıt üzerinde bir ölü metindir.

Sistem bu sesi duymamakta direnirse, yargı gölgede kalmaya mahkûmdur.