Bu matematiksel zorunluluk, Şubat ayından Aralık ayına kadar her ay ortalama yüzde 1,15 seviyesinde bir enflasyon patikası tutturmamız gerektiğini söylüyor.
Türkiye ekonomisinin enflasyonla girdiği o çetin ve yıpratıcı bilek güreş para politikasında rasyonelleşme adımlarının atıldığı Haziran 2023’ten bu yana, dile kolay 31 ayı aşkın bir süredir kesintisiz devam ediyor.
Hanehalkının alım gücünün sistematik olarak eridiği, reel sektörün %50’leri aşan kredi maliyetleri altında işletme sermayesini döndürmekte zorlandığı ve sanayicinin ihracat pazarlarında rekabet gücünü kaybettiği bu süreçte toplumsal ve ekonomik metal yorgunluğu had safhaya ulaşmış durumda.
Artık çarşı-pazardaki vatandaşın da bilançosunu denkleştirmeye çalışan iş insanının da -biraz daha sabır- telkinine taakati kalmadı. Herkesin 2026’dan yegane beklentisi dezenflasyon sürecinin meyvelerinin toplanacağı ve finansal koşulların normalleşeceği bir yıldı. Yıldı diyorum çünkü Ocak enflasyonu tüm umutların üzerine adeta kara bulut gibi çöktü.
Piyasa beklentisi olan %4,2 seviyesinin oldukça üzerine çıkarak %4,84 olarak gerçekleşen aylık enflasyon ve %30,65 seviyesindeki yıllık gerçekleşme basit bir veri sapmasından öte her zaman dile getirdiğim yapısal katılıkların hala ne kadar dirençli olduğunun kanıtı oldu.
Verinin detaylarına inip röntgenini çektiğimizde durumun ciddiyeti daha net anlaşılıyor. Özellikle sağlık grubunda yaşanan %14,85’lik rekor artış, gıda fiyatlarındaki %6,59’luk mevsim normallerinin üzerindeki seyir ve hizmet enflasyonunun lokomotifi olan kira ve ulaştırma kalemlerindeki aşırı katılık enflasyonun sadece talep kaynaklı olmadığını, maliyet ve yönetilen fiyatlar kanalından da beslendiğini gösteriyor. İşte bu tablo da Orta Vadeli Program ve Merkez Bankası’nın önceki raporlarında 2026 sonu için çıpaladığı yüzde % 19 üst bant hedefine ilişkin matematiksel zeminin tamamen ortadan kalkmasına neden oluyor.
Enflasyon aritmetiği yaptığımızda karşımıza çıkan tablo sıkıcı. Yılın henüz ilk ayında harcanan %4,84’lük kredi yüzünden o çok konuşulan %19’luk üst bandı tutturabilmek için yılın geri kalan 11 ayında kümülatif olarak sadece ve sadece yüzde 13,5’lik bir artış hakkımız kaldı.
Bu matematiksel zorunluluk, Şubat ayından Aralık ayına kadar her ay ortalama yüzde 1,15 seviyesinde bir enflasyon patikası tutturmamız gerektiğini söylüyor.
Önümüzde Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, okulların açılması gibi mevsimsel harcama şoklarının olduğu ve hizmet enflasyonunun aylık %3’ün altına inmekte direndiği bir Türkiye gerçeğinde, 11 ay boyunca kesintisiz %1,15 ortalamayla gitmek iktisadi bir projeksiyondan ziyade trajikomik bir mucize temennisine dönüşüyor.
Tam bu noktada ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası kırk katır mı, kırk satır mı çerçevesinde devasa bir paradoksla karşı karşıya kalıyor. Bir yanda hedeflerin yukarı revize edilmesi riski var. Eğer hedef bandı gevşetilir ve %20-25 aralığına çekilirse, piyasa bunu erken faiz indirimi sinyali olarak algılayabilir. Mevduat faizlerindeki olası bir gevşeme de Türk Lirası’ndan kaçışı tetikleyip döviz kurunu hareketlendirebilir ve 31 aydır baskılanmaya çalışılan enflasyon canavarı maliyet kanalıyla yeniden hortlayabilir.
Ancak diğer yanda, sırf bu korkuyla gerçekleşmesi imkansız hale gelmiş % 19 hedefinde inat etmek Merkez Bankası’nın en büyük sermayesi olan inandırıcılığını ve itibarını geçmiştekilerden farklı olarak tamamen yerle bir edecektir. Piyasa profesyonelleri matematiği tutmayan, sahadaki pazar fiyatıyla örtüşmeyen bir hedefin peşinden giden otoriteye artık asla güvenmez.
Güvenin olmadığı yerde beklentiler bozulur, beklentiler bozulduğunda ise faizler ne kadar yüksek kalırsa kalsın fiyatlama davranışları düzelmez.
İşte bu sıkışmışlık içinde gidilecek tek rasyonel yol, faiz indirimi kararı ister alınsın ister yılın ikinci yarısına ötelenmiş olsun, enflasyon hedefinin mecburen yukarı çekilmesidir. Çünkü piyasa oyuncuları ve yorgun reel sektör artık tatlı hayaller değil, acı da olsa öngörülebilir gerçekler duymak istiyor.
Eğer önümüzdeki Enflasyon Raporu sunumunda bu revizyon yapılmaz ve geçici etkiler denilerek %19 üst band hedefinde ısrar edilirse bunun faturası en ağır şekilde finansal piyasalara çıkacaktır. Hikayesi zaten pamuk ipliğine bağlı olan, alternatifi olan mevduat faizinin %40larda getiri sunduğu bir ortamda yatırımcı çekmekte zorlanan Borsa İstanbul faiz indirimi hayalinin bitmesiyle ciddi bir satış dalgasıyla karşılaşabilir. Yüksek finansman maliyeti altında ezilen sanayi şirketleri için bu durum tünelin ucundaki ışığın sönmesi anlamına gelir.
Hasılı, 31 ayın sonunda gelinen nokta bize açıkça şunu haykırıyor: İnatlaşmak değil, verilerle yüzleşmek ve hedefi revize etmek enflasyonla mücadelenin selameti için bir tercih değil, artık bir zorunluluktur.
Dünyada başarılı olmuş tüm enflasyonla mücadele programları ortalama 18 ayda bitmiştir. 31 aya varıp hala bunlar konuşuluyorsa en başta hedefleme de hata vardır. 31 aydır yapılan tüm tahminlerde %30-%35 bandında sapmalar yaşanıyorsa oturup bi düşünmek lazım. Matematikle savaşılmaz. Ölçemediğiniz ve doğru hedefleyemediğiniz enflasyonu yenemezsiniz.