Biraz rakamlara, oranlara, sıralara bakmak bile yetiyor aslında. Çin bugün enerji üretiminde yaklaşık 9.000 TWh ile Amerika’nın 3.000 TWh civarındaki üretiminin üç katına ulaşmış durumda

Eşine az rastlanacak şekilde dünya ekonomisinde bugün aynı anda iki büyük fay hattı çatırdamaya başladı. İlki bizzat Trump’ın ağzından onaylanmış durumdaki Amerika’nın bilinçli bir biçimde doları zayıflatma çabasından, diğeri ise Japonya’nın borç yükü nedeniyle faiz artıramaz hale gelmesinden. Japon Tansu Çiller’i, Dişi Trump Takaiçi’nin daha ayakkabısı eskimeden, 30 yıldır yazın seçime giden Japon halkını kışın seçime götürmeye kalkışmasının da kök nedeni bu. Bu meseleye çok girmeyeceğim, zihnimde oluşturabildiğim büyük planı anlatmak için bir an önce geçmem lazım.

Evet, ilk bakışta ayrı gibi görünen bu iki gelişme aslında Çin’in yükselişi etrafında şekillenen daha geniş bir jeoekonomik resmin parçaları şeklinde nitelendirilebilir.

Biraz rakamlara, oranlara, sıralara bakmak bile yetiyor aslında. Çin bugün enerji üretiminde yaklaşık 9.000 TWh ile Amerika’nın 3.000 TWh civarındaki üretiminin üç katına ulaşmış durumda. Küresel sanayi üretiminin %28’i Çin’de. ABD’nin payı % 16’ya gerilemiş durumda. 5G altyapısında da dünya lideri. AI tarafındaki yatırımlarında ABD’ye hızla yaklaşıyor. Elektrikli araç desek BYD’nin satış adedi bakımından Tesla’yı geçmesi ve endüstriyel robot alanında desek dünyanın bir numarası olması Çin’in ucuz damgasından tamamen kurtulduğunun kanıtı.

İngiltere Almanya arasındaki rekabeti 150 yıl sonra gelişmiş bir versiyonu ile olsa da birebir aynı şekilde yaşıyoruz. Gerçi bu hafta yaşanan ve önce askeri darbe girişimi diye sunulsa da ardından zor bela ortaya çıkan haberlerle Şi’nin tüm alternatiflerini ya da denetleyicilerini ortadan kaldırdığını görüp biraz kafamız karıştı ama yine de Çin ekonomisi bozukken bile bangır bangır geliyor.

ABD tarafında ise asıl baskı rekabetten çok borçtan geliyor. Federal borç 38 trilyon doları aşmış ve yıllık faiz ödemeleri 1,2 trilyon dolara dayanmış durumda. Böyle bir yük altında uzun süre yüksek reel faiz ve aşırı güçlü dolar taşımak mümkün değil. Bu nedenle Washington’da güçlü dolar doktrini fiilen artık terk ediliyor. DXY’deki geri çekilme FED’in aşırı sıkılaşmadan kaçınması ve özellikle Japonya’nın kur müdahalelerine sessiz kalınması bu çerçevede okunmalı. Baştan beri plan buydu ama kabul etmiyorlardı. Netleşti. Açıkça kabullenilmiş oldu.

Japonya bu operasyonların tarihinde ata-örnek. 1985 Plaza Anlaşması sonrasında yenin dolara karşı 260’tan 120’ye güçlenmesi ihracatta %43 düşüş yaratmış, faiz indirimleriyle birlikte emlak ve borsa balonlarını tetiklemiş, Nikkei 38.900’dan 7.000’e inerek %80’den fazla değer kaybetmişti. Bugün borç/GSYH oranı %260 olan bir ekonomide faiz artışı bütçeyi kilitleyeceği için BoJ sıkılaşamıyor. Ayrıca küresel bir patlama olur. yen mecburen carry tradein ana finansman parası konumunda kalmalı.

Gelelim asıl meseleye. Şimdilerde benzer bir kur ayarlaması çok daha büyük ölçekte Çin için tartışılıyor. Hatta çoktan planlanmış, uygulama safhası öncesi konuşturuluyor. Dolar/yuan paritesinin 7’den 3,5’e kayması, yuanın reel olarak yaklaşık %100 değer kazanması demek. Bu, 250 dolarlık bir ürünün 500 dolara çıkması ve haliyle Çin’in fiyat avantajının erimesi anlamına geliyor. Böyle bir durumda ihracatta %30–50 daralma ve yüz milyarlarca dolarlık gelir kaybı ile Çin’de ciddi istihdam baskısı oluşabilir. Başarabilirlerse Çin İran olma yoluna girer. Zor elbette ama hep diyorum ya, bu adamı işte bu acayip işleri en iyi yapacak karakter diye getirdiler. Öyle ya da böyle hala müzik çalıyor ve hiç durmadan şansını denemeye devam ediyor. Müzik durmadan da vazgeçmeyecek.

Yani tablo artık berrak. ABD borç yükü nedeniyle doları kontrollü biçimde zayıflatmak,ödenmez hale gelmiş borcunu kendi vatandaşları da dahil olmak üzere tüm dünyaya ödetmek daha doğrusu tüm dünyaya haraç kesmek istiyor. Bu esnada ihtiyacı olmasına rağmen Japonya borç yüzünden faizi artıramıyor ve küresel likiditenin taşıyıcısı olarak kalıyor. Ama bir yandan da ne yapmaya çalıştığını görenler daha fazla faiz isterse bu defa tahvillerindeki her 0.1 puanlık artık ABD tahvillerinde 3 puanlık artışa neden oluyor.

Çin ise ölçeği nedeniyle bu yeni kur dengesinin en hassas halkası olarak tam da hedefte duruyor. 1980’lerde Japonya için yazılan hikaye modifiye ediliyor. Plaza Anlaşması’yla 40 yıl çıkmayacak bir kazıkla önü kesilen Japonya operasyonunun bir benzeri Çin’e hazırlanıyor.

Hasılı hazır olun, 2.Dünya Savaşı öncesi ve 1970-1990 arası kıran kırana geçen Kur Savaşları yeniden başlıyor…

James Ricards’ın efsanevi kitabının adını bu vesile ile yeniden anmış olduk. Bana kitap soranlara her zaman ilk sırada tavsiye ettiğim bir kitaptır. Benim de kendisinden özenip üzerine akademik çalışmalar yaptığım kur savaşları meselesinin ABD için ne denli önemli bir milli güvenlik meselesi olduğunu ve bu tip finansal savaşlar üzerinde çalışan ABD istihbarat oluşumlarının faaliyetlerini detaylıca ve çok keyif verici şekilde anlatan bu çalışmayı sizlere de önermek istedim.

Gelişmeleri takip etmeye devam…