11 Eylül sabahı EL KAİDE tarafından yapılan ikiz kule saldırıları ile dünyadaki insan hakları ve güvenlik politikaları alaşağı oldu. Bu anlamda sivillerin güvenliğini sağlayabilmek için oluşturulan yeni güvenlik politikaları dünyada yükselen silahlı çatışmaları bitiremediği gibi yeni silahlı gruplara alan açarak özgürlük ve güvenlik ilişkisinin değişmesine sebep oldu.
11 Eylül kanlı sabahının ardından EL KAİDE lideri Usame Bin Ladin’in saldırı talimatının kendisi tarafından verildiğini ilan etmesi üzerine Afganistan’a günlerce sürecek ABD operasyonlarının önü açıldı. Bu süreçte Afganistan’da Taliban düştü fakat El Kaide tam anlamıyla lağvedilmedi. Tam aksine; coğrafya değiştirerek Irak’ta kendini yeniden inşa etti. Bu yeni inşanın da bir adı vardı: DEAŞ…
Bu inşa sürecinin daha ağır ve daha barbar olacağına şüphe yoktu. Çünkü artık saldırıların odağı yerel mezhepleri aşıyordu, DEAŞ’in hedefi kendinden olmayan herkesi yok etmekti. El kaideden hallice olan bu örgüt, belki insanlığı bin yıl geriye götürdü diyebiliriz. Teknolojiye, modernizme her şeye düşman, ilkelliğe ise hayrandı. İnsanlık dışı muameleleri cezalandırma sistemi olarak kullanıp kendinden olmayan herkesi de (üslubumu mazur görün) kesip biçti.
Suriye iç savaşında ve sonrasındaki hengamede güç zehirlenmesi yaşayıp kendini bölgesel otorite ilan eden DEAŞ, kendine göre en parlak dönemi o zaman yaşadı. Bu süreçte jeopolitik olarak elinde Avrupa’nın anahtarı olan Türkiye ise tabii olarak DEAŞ’in her zaman hedefinde oldu.
Aradan yıllar geçti. DEAŞ bugün sahada güç kaybetti. Sözde “devlet” yapısı çöktü. Bir toprağı veyahut bayrağı yok. Artık ‘ortalılarda’ görünmüyor. Ama korkutucu olan da sosyal medyada görünürlükleri var… Örneğin Yalova’daki olay ve Balçova saldırısında faillerin sosyal medya paylaşımları alenen ortada. Bir adım ileri gidilince faillerin ardından açıkça onları destekleyici şeyler yazıldı, çizildi sosyal medya platformlarında.
Bu süreçte Yalova’da yaşanan operasyon ve çatışma tesadüf olmasa gerek. Yeni yıla girerken DEAŞ’in uyuyan hücreleri uyandı demek de noksan bir yorum kalabilir çünkü DEAŞ’in uyuyan hücreleri bir süreden beridir sahada keşif vb. ileri yapıyor. Bu işeri de doğrudan gençler üzerinden yürütüyor. Özellikle Balçova saldırısında saldırganın 16 yaşında bir genç olması bunun en büyük kanıtı. Gençlerin sosyal medyayı iyi kullanması da DEAŞ için iyi bir saha oluşturuyor. Böylelikle kendine uygun profil arayan DEAŞ militanları da saldırılarda kullanacağı gençleri kolaylıkla ağına düşürmüş oluyor.
Ülke gündemimiz çok yoğun, her gün ayrı bir manşet var. Son silah bırakma süreci, yargı reformu ve birtakım magazinsel olaylar neticesinde algılarımız artık ağırlıklı olarak o yöne kaydırılıyor medya tarafından. Bu süreçte bazı haberlerin yeterince medyada yer edinemediğini gördük. Özellikle Balçova saldırısı ve ardından İŞİD'li aile haberi…
“IŞİD’li aile” vakasını öyle sıradan adli bir vaka değil. Sivil görünümlü 14 kişilik bir ailenin işid bağlantılı olduğu ancak Ankara’nın göbeğinde suç işleyip il il dolaşıp Suriye’ye kadar kaçtıklarında mı tespit edildi? Bu sorunun cevabı evet ise vay halimize! Türkiye yeni bir çözüm sürecine girerken, böylesi yapıların gözden kaçması kabul edilebilir değil.
Türkiye yeni bir eşikteyken, DEAŞ ve IŞİD gibi cihatçı yapılar bu sürecin dışında kaldı. Bu durum, örgütler tarafından bir boşluk ve fırsat alanı olarak yorumlanabilir. Sahada ağır kayıplar veren DEAŞ’in uyuyan hücreler üzerinden yeni saldırı arayışına girebilir. Özellikle dijital alanda, kırılgan gençleri hedef alan bir yeniden örgütlenme çabası var... Dijital okuryazarlığın zayıf olduğu alanlar ise bu açıdan çok tehlikeli, dikkat edilmeli.