Trump'ın siyasal iletişiminde yıllardır değişmeyen bir yöntem var. Krizleri gündemde tutmak, tehditleri görünür kılmak ve seçmeni ortak bir kimlik etrafında toplamak.
Amerika Birleşik Devletleri yarın sandık başına gidiyor. BakalımTrump kongre üzerindeki gücünü koruyamaya devam edecek mi?. Özellikle Temsilciler Meclisinde Cumhuriyetçilerin oldukça dar bir çoğunluğa sahip olması, birkaç kritik seçim bölgesini bile önemli hâle getirmiş durumda.
Son kamuoyu araştırmaları Demokratların ülke genelinde öne çıktığını gösteriyor. Reuters/Ipsos'un Ekim sonunda tamamlanan araştırmasında Demokratlara destek yüzde 47, Cumhuriyetçilere destek yüzde 36 düzeyinde. Trump'ın görev onayı ise yüzde 32. Elbette ulusal anketlerin doğrudan sandalye dağılımını göstermediğini biliyoruz. Ancak bu veriler, Cumhuriyetçilerin seçimlere nasıl bir atmosferde girdiğini anlamak açısından önemli.
Peki kampanyalarda neler yaşanıyor?
Trump'ın siyasal iletişiminde yıllardır değişmeyen bir yöntem var. Krizleri gündemde tutmak, tehditleri görünür kılmak ve seçmeni ortak bir kimlik etrafında toplamak. Göçmenler, medya, küresel elitler ve güvenlik sorunları bu söylemin sık kullanılan unsurları. Trump’ın 2024 seçim kampanyasını analiz ettiğim bir araştırmada da sosyal medya paylaşımlarında tehdit ve halk egemenliği çerçevelerinin öne çıktığını görmüştük. Bugün Cumhuriyetçilerin kampanyalarında da bu dilin izleri var. Göç ve güvenlik tartışmaları üzerinden seçmen mobilize edilmeye çalışılıyor. Trump'ın doğrudan ve çatışmacı üslubu etkisini sürdürüyor. X üzerinden gündem oluşturma, rakibi hedef alan kısa videolar ve güçlü liderlik görüntüleri öne çıkıyor. Bir de yapay zekâ meselesi var. Sahte görüntüler, ses taklitleri ve bağlamından koparılan videolar, seçmenlerin karşılaştığı bilgiyi değerlendirmesini giderek zorlaştırıyor. Üstelik algoritmalar çoğu zaman en kapsamlı açıklamaları değil, en fazla tepki uyandıran içerikleri görünür kılıyor. Anlayacağınız Trump açısından 2024'ten farklı bir durum söz konusu. Artık muhalefette değil. Dolayısıyla seçmen karşısında mevcut yönetimin performansı tartışma konusu.
Demokratlar ise özellikle hayat pahalılığı, sağlık harcamaları ve konut maliyetleri üzerinden ilerliyor. Sosyal medyada kullandıkları dil de dikkat çekici. Geleneksel siyasi reklamların yerini kısa videolar, mizahi içerikler ve içerik üreticileriyle yapılan işbirlikleri alıyor. Genç seçmenlere ulaşmak için daha gündelik, zaman zaman ironik bir iletişim tercih ediliyor.
Sonuç olarak baktığımızda “Yarınki seçimler Trump'ın başkanlığını sona erdirmeyecek. Ancak Demokratların Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, görev süresinin kalan bölümünde Kongreyle ilişkilerini ciddi biçimde değiştirecektir. Ukrayna-Rusya savaşının geleceği, Orta Doğu'daki çatışmalar, İsrail'e yönelik askeri yardımlar ve ABD'nin NATO müttefikleriyle ilişkileri de yeni Kongre aritmetiğinden etkileneceğini unutmamak gerekir. Demokratların Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, Trump'ın dış politika kararlarını daha yoğun bir denetim ve bütçe pazarlığıyla karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle 3 Kasım’da sandıktan çıkacak tabloyu hepimiz yakından izleyeceğiz.