ABD’de ise 3 Kasım’da 435 Temsilciler Meclisi koltuğu ve 35 Senato koltuğu oylanacak; genel oy tercihi ortalamalarında Demokratlar yüzde 50,8, Cumhuriyetçiler yüzde 42,5 görünüyor.

Dünya bu hafta peş peşe sandık başında. Sırbistan ve Brezilya dün oy kullandı, İsrail yarın sandığa gidiyor, ABD ise 3 Kasım’da ara seçime hazırlanıyor. Sistemleri, siyasi kültürleri, gündemleri birbirinden çok farklı bu ülkelerin ortak bir yanı var: Hepsi savaşların, ticaret gerilimlerinin ve ekonomik kaygıların gölgesinde, bilgi ortamının hiç olmadığı kadar kırılgan olduğu bir iklimde seçime gidiyor.

Sırbistan’dan başlarsak, öğrenci protestolarınla başlayan süreç 14 yıllık SNS iktidarına son verecek bir çoğunluğa ulaştı. Bu tabloyu siyasal iletişim açısından anlamlı kılan, hareketin bir parti olarak değil, sokaktan doğan bir toplumsal talep olarak sandığa taşınması.

Brezilya’da ise manzara bambaşka. Birinci turda Flávio Bolsonaro Lula’nın yüzde 45'inin önüne geçmişti. İkinci turda Lula yüzde 52'ye yakın oyla kazandı ve birinci turda geride kalıp ikinci turda kazanan ilk aday oldu. Katılımın da ikinci turda yükseldiğini not etmek gerek: boşta kalan oy sayısı üç milyon azaldı. Ne var ki sonuç bir uzlaşıya dönüşmedi. Flávio Bolsonaro sonuçları tanımadığını söylüyor. Ülke neredeyse eşit ikiye bölünürken, sonucun meşruiyeti de tartışma konusu olmayı sürdürüyor. Üstelik bu bölünme iç politikayla sınırlı değil. Trump’ın açık bir eleştirmeni olan Lula’nın yeniden seçilmesi, Latin Amerika’da ABD etkisinin genişlemesinden kaygı duyanlar için bir rahatlama olarak yorumlanıyor.

İsrail’e gelince, yarınki sandık Netanyahu’nun siyasi geleceğini olduğu kadar bir güven sorusunu da gündeme taşıyor: Güvenlik üzerinden kurulan bir liderlik, hesap verme talebiyle karşılaştığında ne olur? 2022'de Likud 32 sandalye almış, Netanyahu’nun ortaklarıyla birlikte ulaştığı 64 sandalye hükümetin kurulmasını sağlamıştı. Bugün Likud’un sandalyelerinin yaklaşık üçte birini kaybedebileceğini gösteren araştırmalar var. Ancak bu gerilemenin ortak bir muhalefet iradesine dönüşeceğini söylemek için erken. Başlıca rakip Gadi Eisenkot da sert güvenlik çizgisini sürdürüyor ve Filistin devletine karşı çıkıyor. Yönetim tarzına itiraz ile dış politikanın temel tercihlerine itiraz arasındaki mesafeyi hesaba katmak gerekir. Küçük partilerin barajı aşıp aşamayacağı, katılım oranları ve Arap partilerinin konumu da sonucu en az büyük partiler kadar belirleyecek.

ABD’de ise 3 Kasım’da 435 Temsilciler Meclisi koltuğu ve 35 Senato koltuğu oylanacak; genel oy tercihi ortalamalarında Demokratlar yüzde 50,8, Cumhuriyetçiler yüzde 42,5 görünüyor.

Bu dört seçimin dijital platformlarda yürüttükleri kampanyalara bakalım bir de:

· Sırbistan’da dijital mecra, kaynakları ve medya alanı kısıtlı bir hareketin kendi kamusunu kurma aracıydı. Üniversite fakülteleri kendi Instagram hesaplarını açtı ve bu hesaplar çoğu zaman alternatif medya gibi çalıştı. Reuters’a konuşan öğrenciler ve öğretim görevlileri, sistemli bir kapı kapı dolaşma kampanyasını ve sıkı kontrol edilen bir medya mesajını anlattı.

· Brezilya’da birinci turda 550'den fazla deepfake , Lula ile Flávio Bolsonaro dahil siyasi figürleri hedef alarak yaygın biçimde dolaştı. RSF’ye göre Seçim Mahkemesi, deepfake sınırlarını oylamadan yalnızca bir ay önce, 1 Eylül’de belirledi ve alınan önlemler içeriği ancak dolaşıma girdikten sonra denetleyebiliyor.

· İsrail’de Açık Üniversite’den Prof. Anat Ben David’in yürüttüğü ZeBeAI projesi, Netanyahu’nun izleme döneminde yapay zekâ içerikli yirmi paylaşım yaptığını kaydetti. Eisenkot’un partisi ise Dini Siyonizm’in, Eisenkot’u hiç yaşanmamış ittifaklar içinde gösteren yapay zekâ videosunun kaldırılması için Merkezi Seçim Komitesi’ne başvurdu.

· ABD’deki Wesleyan Media Project, 11 Ekim’e kadar kısmen yapay zekâyla üretilmiş videolara 137 milyon doların üzerinde harcama yapıldığını, 2024 döngüsündeki rakamın ise 50 bin doların altında kaldığını açıkladı. Üstelik bu reklamların yüzde 70'inde yapay zekâ kullanımına dair bir etiket yok.

Sonuç olarak Brezilya, İsrail ve ABD’de ise dijital alan daha çok sentetik içeriğin üretildiği ve dolaşıma sokulduğu bir yarış alanında her zaman. Ve biz bu seçimleri yan yana koyduğumuzda, siyasal iletişim çalışan biri olarak ilk söylemem gereken, seçmenin tek bir yöne kanalize olmadığı. Anlatıların, güven ilişkilerinin ve meşruiyet algısının yarıştığı bir iletişim sahasına dönüştüğünü görüyoruz. Belirleyici olan, seçmenin onlara duyduğu güvenin ne kadar sürdürülebilir olduğu. Parçalı medya ve dijital bilgi ortamında bu güven, kampanya dönemine sığdırılamayacak kadar uzun bir sürecin ürünü...