Savaş çevremizde at koşturuyor, Trump/Bibi atı coşturuyordu… ‘Mekke’, ‘Bedir’ derken, Türkiye, ne oluyor dedirtiyor; Miço’ya sirtaki oynatıyor, caciki yedirtiyordu!

Dünya kan ve gözyaşına boğulmuştu. Barışa, huzura, sevgiye, sevdaya teşne gönüller bir şey yapamıyor olmanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyordu…

Siyasetten sorun çözmesini bekleyen Millet Bahçesi müdavimlerinin Politika Kasabasındaki kabalıklara, Siyaset Bulvarındaki kalabalıklara bakıp ense karartması, çaresizleri daha da biçare kılıyordu. Bu hâlin içinde harap olmayım diye bir Ankara türküsü tutturarak teselli aradım!

Atım Araptır benim / Yüküm şaraptır benim
Bu yıl böyle giderse / Halim haraptır benim

Türküyü;
Emişim gümüşüm bir hoşum vay vay
Çokça da içmişim sarhoşum vay vay

Diye bağlayıp, kendimi teskin edeyim derken, merhum Özay Gönlüm beni kendime getirdi!

Evlerinin önü bulgur kazanı
Herkes sever okuyanı yazanı
Kimse sevmez meyhanede gezeni

O;
Armut dalda kız bahçede sallanır
Yere düşer şekerlenir ballanır

Diye gönül çelerken, birbirine ‘dostum’ diye hitap edenlerin, ‘dost dost diye’ dostluğu nasıl katlettikleri geldi hatırıma. Dostluk üzerine şiirler, yazılar yazmış biri olarak, bilirim ve derim ki: Dosta dost demek için dostun dosta post olması gerekir! Böyle bir dost ararken, Meluli, dikkatli olmam konusunda uyardı!

Ateş ile ülfet olmaz
El atarsan yakar hemen
Cahil ile sohbet olmaz

Biliyorum;

Doğruların pazarından
Eğri durmaz kalkar hemen

Ama dostsuz da olmuyor ki! Dost kazığı yemişlerden olsam da dostluğun anlamını, önemini bilenlerdenim. Belki de bu yüzden gerçek dost gibi davranıp bazı dostların dostlarını rahatsız eden ‘ayıplarını’ yüzlerini söyleme gereği duymuşumdur. Kimi üzülmüş, kimi bozulmuş, kimi de teşekkür etmiştir ama Meluli’yi dinlerken anladım ki;

Melûlim doğru gerek öz / Ayıbını görmez her göz
Kime desen bir doğru söz / Top tüfekle sıkar hemen

***

Kevnü mekânda;
Savaş çevremizde at koşturuyor, Trump/Bibi atı coşturuyordu…
‘Mekke’, ‘Bedir’ derken, Türkiye, ne oluyor dedirtiyor; Miço’ya sirtaki oynatıyor, caciki yedirtiyordu!

Politika Kasabasında;
Siyasiler bağırıyor
Millet türkü çığırıyor
Fakir dokuz doğuruyor
Gören, duyan olmuyordu

Gidem dedim ama Arguvan’dan bir türkü peydah oldu!

Gidem dedim suna boylum ağladı / Bir of çekti ciğerimi dağladı

Gidemedim…