Bu ‘faili meçhul’ çözülerek Türkiye bir ayıptan kurtarılmalıdır...
Türkiye’de ‘faili meçhul’ dendiğinde akla gelen cinayetlerin başında Türk edebiyatının zirve isimlerinden Sabahattin Ali’nin ölümü, daha doğrusu, öldürülmesi gelir…
***
Kısa bir özet: Sabahattin Ali, ilkokul öğretmeniydi. “İçimizdeki Şeytan” adlı romanı sebebiyle meslekten atıldı. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasi mizah dergileri çıkardı. Hakkında açılan davalar yüzünden hapis yattı. Yurt dışına gitmek istiyordu. Pasaport alamayınca, Bulgaristan’a kaçmak istedi. 2 Nisan 1948’de cesedi Bulgaristan sınırında ormanlık arazide bulundu.
***
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ‘faili meçhul cinayet kalmayacak’ sözlerinin ardından pek çok ‘bilinmez’in aydınlatılması, Sabahattin Ali’nin katledilmesinin üzerindeki sır perdesinin kalkması adına da umut verici. Bununla ilgili süreç başladı denilebilir!
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği, Sabahattin Ali'nin ölümünün aydınlatılması için Adalet Bakanlığına başvuruda bulundu.
Başvuru, soruşturma dosyalarının yeniden incelenmesini, devlet arşivlerinin araştırılmasını ve yazarın mezar yerinin belirlenmesini içeriyor. Bu talebin kabul edilerek gereğinin yapılması, ‘faili meçhul’ kalmış ve gündemden hiç düşmemiş cinayetle ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
***
Konu hep gündemdeydi ama Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde okurken, sahibi olduğu Yenigün Gazetesi’nde (oğlu Alev Çukurkavaklı sayesinde) kültür/sanat sayfaları hazırladığım, Rüzgarlı Sokak’ta ‘Komünist Kemal’ olarak nam salan Kemal Bayram Çukurkavaklı’nın 1978 yılında yayımlanan “Sabahattin Ali Olayı” adlı kitabı tartışmaları başka bir boyuta taşımıştı.
Böyle bir gelişme çok normaldi çünkü kitabın içindeki bilgiler yüz yüze yapılan konuşmalara ve birinci ağızdan itiraflara dayanıyordu. Bu bilgilerin yer aldığı onlarca teyp kasetindeki bilgi, yeni belge ve notlar oğlu Alev Çukurkavaklı tarafından 2012 yılında “Sabahattin Ali Olayı 2: Derin Devletin Şifresini Gizleyen Cinayet” adıyla ayrıca kitaplaştırılmıştı.
(Not: Alev abi, bir valiz içinde sakladığı söz konusu çok sayıdaki kaseti bendenize göstermiş ve “Bunları Kültür Bakanlığına vermeyi düşünüyorum” demişti. Umarım o kasetler bu süreçte çok işe yarar.)
***
1948'de işlenen cinayetin şüphelisi ve dönemin istihbarat teşkilatı MAH mensubu Ali Ertekin, “Evet ben öldürdüm” demişti. Cinayetle ilgili yeni bilgiler ise Kemal Bayram Çukurkavaklı’nın, Ali Ertekin ile yaptığı görüşmeyle ortaya çıktı.
Ali Ertekin, eşi Bedia Ertekin ile birlikte şu bilgileri veriyor:
“Şişli süvari okulunda inzibat başçavuşuyken, bir tüfek kayboldu, beni sorumlu tutup ordudan ihraç ettiler. İstanbul'da iş buldum. Adalet Cimcoz adlı bir kadının kamyonu vardı. (Annesi Alman babası Topçu subayı olan dublaj sanatçısı) Trakya'dan peynir getiriyordu. Sabahattin Ali de bu kadının katibiydi. Giren çıkan malları kontrol ediyordu. Beraber, Kırklareli Üsküp nahiyesine peynir almaya gittik. Sabahattin Ali, mandıra yerine ormanın içine ve sınıra doğru yürümeye başladı. Önce Bulgaristan'a sonra Moskova'ya gideceğini, Türkiye'ye dönüp, hükümeti devireceklerini söyledi. Ben karşı çıktım sınırdan geçemeyeceğimizi söyledim. Tartıştık, elimde kalın bir ağaç dalı vardı, vurdum yere yığıldı. Öldüğünü anlayınca orada bırakıp İstanbul'a döndüm.”
***
O gün bugündür genel kanaat; büyük yazarın Ali Ertekin tarafından ihbar edildiği, işkenceyle öldürüldüğü ve suçu Ertekin'in üstlendiğidir. Ertekin çıkarılan af ile serbest kaldı. Böylece, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi kamuoyu vicdanında faili meçhul olarak yer etti.
Kemal Bayram Çukurkavaklı’nın “Sabahattin Ali Olayı” adlı kitabı 1978’de yayımlanınca tartışma da başladı. Yalçın Küçük, Sabahattin Ali'nin ölümünde MİT'in rolü olmadığını savunuyor ve solcu aydınları komploculukla suçluyordu. Aziz Nesin de Yalçın Küçük'e destek veriyordu. Kemal Bayram ise, bu ifadelerin “Sabahattin Ali'yi yeniden öldürmek” anlamına geldiğini söylüyordu.
Alev Çukurkavaklı'nın, “Sabahattin Ali Olayı 2” adlı kitabı bu tartışmaları kayıt altına alması bakımından ayrıca önem taşıyor. Kitapta, cinayetin yeni ve farklı boyutları aktarılıyor.
Sabahattin Ali, dönemin istihbarat teşkilatı MAH mensuplarıyla çepeçevre sarılmıştı. Bu durumu Alev Çukurkavaklı şöyle anlatır:
“Evinde kaldığı Avukat Mehmet Ali Cimcoz ile eşi Adalet Cimcoz’un polisle bağlantıları o günlerin sosyalist edebiyatçıları tarafından biliniyor, sürekli konuşuluyordu...
Ve son olarak, Edirne’ye peynir almaya gittiği kamyonun şoförü de muavini de (Ali Ertekin) birer MAH ajanı olarak karşımıza çıkacaklardı...”
Oğul Çukurkavaklı’nın, “Onun hakkında MAH’a rapor yazan birlikte çalıştığı arkadaşı kimdi?” sorusu hem cinayet hem de bazı iddialara dikkat çekmesi bakımından önemliydi. Geçelim! Ancak şunu da belirtelim: Kemal Bayram Çukurkavaklı'nın Ses dergisi sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Yusuf Ahıskalı ile 17 Nisan 1977'de gerçekleştirdiği söyleşi, sorunun yanıtı bakımından mühimdir.
Yeri gelirse belki bu konuyu da ele alırız. Çünkü başta baba Kemal Bayram ve oğul Alev Çukurkavaklı olmak üzere, bazı isimler bu kapsamdaki çokça malzemeyi bugünlere ulaştırmış durumda.
Güncel talep şudur: Sabahattin Ali’nin öldürülüşünün üzerindeki sır perdesinin kalkması için bir fırsat doğmuştur ve bu fırsat değerlendirilmelidir. Bu ‘faili meçhul’ çözülerek Türkiye bir ayıptan kurtarılmalıdır.
(Not: MAH, Millî Emniyet Hizmeti Riyaseti (M.E.H.) olarak kurulan; zamanla MAH şeklini alan ve 1965 yılında adı Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) olarak değiştirilen bir kuruluştu.)