İktidar medyasını huzursuz eden o soruyu Trump’a soran, Halk TV’nin ABD Temsilcisi Serra Kaçaram’dı. Halk TV, el konulmadan önce bu soru ve yanıtı da yayımlamıştı.
Televizyon haberlerinde sürekli, Husilerin, Suudi Arabistan’daki havaalanlarına yönelik füze saldırılarının görüntüleri yayımlanıyor:
“Husiler bir kez daha Riyad Havalimanı’nı vurdu” (AHaber), “Husiler, Suudi hava sahasını hedef aldık” (NTV), “Husiler, Suudi Arabistan’ı vuruyor” (Habertürk), “Suudi Arabistan’a en şiddetli saldırı:19 Ölü” (Sözcü TV), “Havalimanları tek tek vuruluyor” (Haber Global).
Gazetelerde de benzer haberler yer alıyor. Anadolu Ajansı da hava saldırılarının yanı sıra “Yemen'deki Husilerin Taiz kentinde İHA ile düzenlediği saldırıda 3 çocuk hayatını kaybetti” haberleri geçiyor. Böylece sürekli S. Arabistan’ın tehlikede olduğu, Husiler’in oraya füze yağdırdığı algısı yaratılıyor. Sanki tek taraflı bir savaşmış gibi…
Yemen’de merkezi hükümetin yanı sıra S. Arabistan ile de savaşan Husiler’e ne olduğundan hiç söz edilmiyor. Oysa S. Arabistan ve onlara yardım eden Pakistan uçakları da günlerdir, haftalardır Husiler’in üzerine tonlarca bomba yağdırıyor. O bombaların öldürdüğü siviller, Türkiye medyasında haber olamıyor. Örneğin, Suudi Arabistan’ın, 6 Ekim’de Hac ve Taiz eyaletlerini hedef alan hava saldırısında dördü çocuk olmak üzere aynı aileden altı sivilin öldüğü, dört sivilin yaralandığı açıklamasına yer verilmedi medyada.
Üstelik asıl felaket, Arabistan’da değil, Yemen’de. Ülkede büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), çatışmalar nedeniyle 18,3 milyon kişinin akut gıda güvensizliği, 5 yaşın altındaki yaklaşık 2,2 milyon çocuğun yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıya olduğunu açıkladı. Bu haberler de medyada ilgi görmüyor, söz edilmiyor.
Halbuki daha birkaç yıl önce Anadolu Ajansı ve TRT Haber başta olmak üzere tüm iktidar medyası, bugünkünün tam tersi çizgide habercilik yapıyordu. Kıbrıslı gazeteci Sabahattin İsmail’in, sosyal medyada verdiği örneklerden de alıntılar yaparak anımsatayım iktidar medyasının yakın geçmişteki tutumunu:
“Yemen'deki çocuk ölümlerinin yarısından Suudi koalisyonu sorumlu” (18 Ağustos 2017 / AA), “Arap koalisyonunun Yemen stratejisi 'aç bırakmak” (28 Kasım Ocak 2018/ AA), “Yemen'de koalisyon güçleri çocukları taşıyan aracı hedef aldı (9 Ağustos 2018/ TRT Haber), “Yemen'de Suudi hava saldırısında çocuklarla dolu otobüs vuruldu” (10 Ağustos 2018/ Hürriyet), “BM: Yemen'de 400 bin çocuk açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya (12 Şubat 2021/ TRT Haber), “En feci insanlık felaketi: Yemen ölüyor” (9 Kasım 2018/ Yeni Şafak)”
Gazeteci, savaşlarda savaşmayan taraftır ve iki tarafın da acılarına odaklanır. Gazeteci, siyasi iktidarın tutumuna göre tavır değiştirmez. Oysa muhalif medyanın bir bölümü mesleki eksiklikler ve donanım sorunlarından savaşın Yemen’e getirdiği insani felaketi ihmal ediyor. İktidar medyası ise siyasi iktidarın “Mekke antlaşması” ile başlayan politika değişikliğine uyum çabası içinde. Gazetecilik, bu savaşta kötü sınav veriyor.

Karadeniz’de vurulan gemiler ve medya
Bulgaristan’ın Karadeniz kıyıları açıklarında üç insansız hava aracıyla (İHA) hedef alınan iki gemiden biri battı, altı gemici kurtarıldı, 11’i de kayboldu. Önceki hafta da üç gemi saldırıya uğramış, Türk sahipli Togo bayraklı “Alfa Watan” adlı gemideki 10 denizci kurtarılamamıştı.
Maalesef bu saldırılar da medyanın ilgisini çekmedi. Oysa ticari gemilere saldırılar giderek artıyor. Ukrayna-Rusya savaşında kullanılan İHA ve SİHA’lar ile saldırılan, batırılan ticari gemilerin bilançosu da korkunç. Yalnızca 2026'nın ilk sekiz ayında vurulan gemi sayısı 163’ü aşmış. Saldırıların yaklaşık yüzde 64’ü Rusya, yüzde 32’si ise Ukrayna kaynaklıymış. Aydınlık gazetesine göre, ocak ayından beri saldırıya uğrayan 73 ticari gemiden 52’si Türkiye bağlantılı.
Aydın Sezer’in aktardığına göre de Türk Armatörler Birliği (TAB) ve Deniz Ticaret Odası (İMEAK DTO) çatışmaların başından 2026 sonbaharına kadar Karadeniz, Kerç Boğazı ve Azak Denizi’nde 200’ün üzerinde ticari gemi vurulduğunu veya hasar gördüğünü saptamış.
Bu saldırılarda Ekim 2026 itibarıyla hayatını kaybeden denizcilerin sayısı ise 70’i aşmış durumda. Ölen ya da yaralananların ne kadarının Türkiye’den olduğu bilinmiyor. Çünkü savaş bölgesine sefer yapan Türk sahipli gemilerin de çoğu Togo gibi başka ülkelerin bayrağını taşıyor. Böyle olunca da gemi personeline ilişkin sağlıklı bilgi alınamıyor. Uluslararası sigortacılar, Karadeniz’i “savaş bölgesi” kabul etmekte haksız sayılmaz.
Ayrıca yabancı bayraklı olan bu gemilerde çalışanlar, Türkiye’den SGK’lı olamıyorlar. Gemi sahipleri, “Ekstra savaş tazminatı öderiz” diye çalıştırıyor; ölüm tehlikesi nedeniyle bölgeye gitmeyi reddeden gemicileri de başka gemilerde çalıştırmıyorlar.
İnsanlar sahipsiz durumda olduğu gibi, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğine yönelik girişimlerden de henüz sonuç alınabilmiş değil. İletişim Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Ekim’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmesinde bu konunun da gündeme geldiğini açıkladı. Bulgaristan’da, Romanya ve Türkiye’nin katılımıyla üçlü toplantı yapıldı ama bu konuda Türkiye’de bir açıklama olmadı.
Bulgaristan, 13 Ekim’de karasularında iki gemiye saldırılması üzerine Rusya Büyükelçisi’ni, Dışişleri’ne çağırarak uyardı. Ama Türkiye’de böyle bir girişim de yok. İktidar medyası da muhalif medya da yeterince ilgilenmiyor bu saldırılarla. Böyle olunca da Karadeniz’deki bu tehlikeli gelişmeler, Türkiye’de bir türlü gündemin ilk sıralarına taşınamıyor. Ne batan gemiler ve alınacak önlemler izleniyor, ne de ölen, yaralanan gemicilerin yaşam öyküleri aktarılıyor.
Medyanın, toplumu bilgilendirmek ve yöneticileri uyarmak yerine bu kadar yakınımızda yaşanan, insanları ve hatta ekonomiyi doğrudan etkileyen savaşa karşı duyarsız kalması üzücü.

İzleyici kayyuma tepki verdi
Halk TV geçen ay haber kanallarının birincisiydi. Günlük ortalama reytingi, TRT Haber, CNN Türk, A Haber’in yanı sıra Sözcü TV’yi de geride bırakmıştı.
En çok izlenen haber kanalına kayyum atandığı gün, izleyici anında tepki verdi, muhalif iki kanala yöneldi. Sözcü TV, AB grubunda tüm günde 4.64’lük reytingle, 14 Ekim’i açık ara lider olarak tamamladı. Koza TV’nin bir gün önce 0.17 olan reytingi de bir günde 0.78’e yükseldi.
Zira Halk TV’ye polis baskını ve sonrasını bu iki kanal ayrıntılı olarak aktardı. İktidar yanlısı kanallar, Halk TV’ye kayyum atanmasını gün boyu görmezden geldi. Akşam da savcılığın açıklamasına dayanarak, Cafer Mahiroğlu’na yönelik suçlamaları aktararak; kayyum atanmasını haklılaştırmaya çalıştılar. Oysa Cafer Mahiroğlu, yargılanıp mahkûm olmuş değil. Kaldı ki, olsa bile onun durumu Halk TV’ye el koymanın gerekçesi olamaz.
24 TV ve Habertürk gibi kanallar o gün bir de ABD Başkanı Trump’ın “Türkiye’den Yemen’deki karşılığa katılmasını istiyor musunuz?” sorusuna verdiği “Yapabilirim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, isteğimi yerine getireceğini düşünüyorum” yanıtına açıklık getirmeye çalışıyorlardı.
İktidar medyasını huzursuz eden o soruyu Trump’a soran, Halk TV’nin ABD Temsilcisi Serra Kaçaram’dı. Halk TV, el konulmadan önce bu soru ve yanıtı da yayımlamıştı.
Bir gün sonra da Halk TV’de “fon vurgunu”nunda malvarlığına el konulan 141 kişilik listedeki “29 kişilik düzeltme”yi haber yapan Bahadır Özgür, gözaltına alındı. Gerekçe de “soruşturmanın gizliliğini ihlal”di. Ardından zaten ev hapsinde olan Murat Ağırel gözaltına alınırken de bu kez gerekçe, henüz yazmadığı bir haberle ilgili araştırma yapmasıydı.
RTÜK de sessiz kalmadı tabii. Hemen izlenme oranları artan Sözcü TV ve Koza TV’yi “fon vurgunu” yayınları nedeniyle cezalandırdı.
Bu ağır kuşatmanın nedeninin bağımsız ve eleştirel gazetecilerin toplumu bilgilendirmesini engellemek, medyanın tümüyle kontrollü gazetecilik yapmasını sağlamak olduğu çok açık.
Nitekim kayyum olarak atandığında Habertürk’ün yayınını aynen sürdüren İbrahim Paşalı da Tele1’de yaptığı gibi ilk iş olarak Halk TV’nin haber yayınını durdurdu.
Peki ne oldu? İnsanlar, onun yerine hemen başka kanallara çevirdi yüzlerini. Haber de su gibidir, kendine akacak kanal bulur, mutlaka... Önüne engeller koyarsanız bir gün sel olur akar…

“Yahya Sinvar fotoğrafı”nın çıkardığı kavga
AKP’ye yakın gazeteciler arasındaki Yahya Sinvar fotoğrafı kavgasını, İsmail Kılıçarslan’ın Yeni Şafak’taki yazısından fark ettim:
“Yahya Sinvar. Yüz akı şehidimiz. Fransa’da yaşayan İsrail yanlısı bir Cezayirli Siyonist ile yine batıda yaşayan İsrail yanlısı Mısırlı bir Siyonist, Yahya Sinvar’ı Tel Aviv’de bir restoranda yemek yerken gösteren yapay zekayla yapılmış bir fotoğraf servis ettiler.
Bu fotoğraf ne yazık ki Akşam gazetesi yazarı Yusuf Alabarda eliyle girdi Türkiye’de dolaşıma. Kendini doğru ifade edemeyen bir tweetle fotoğrafa ‘Gerçek’ dedi, Alabarda.”
Sosyal medyaya baktım. Meğer, 11 Ekim’de o fotoğrafı paylaşan Yusuf Alabarda’ya hücum edilmiş, büyük kavga çıkmıştı. Kimisi fotoğraftaki kişinin Yahya Sinvar olmadığını, kimisi de fotoğrafın yapay zeka ürünü olduğunu savunuyordu.
Hem de İsmail Kılıçarslan kadar serinkanlı yaklaşıp “yanlış anlamayı gidermesini” istemiyorlardı Yusuf Alabarda’dan. Fatih Tezcan “dangalak”, Özlem Doğan “Bu kişiler artık gözümde şüphelidir”, Taha Ün de “Kifayetiniz yok” diye sesleniyordu. Yusuf Alabarda ise “Davutoğlu beslemesi” diyerek sadece Taha Ün’ü yanıtlıyor, suçlamayı reddediyordu. Yusuf Alabarda’nın kavgaya neden olan paylaşımına da baktım; fotoğrafın üzerine şunları yazmıştı:
“Fotoğraf gerçek. Tel Aviv Humms Restoran. Allah insanları aynı suretten çift yaratırmış... Aksini düşünmek uyku kaçırır.”
Görüleceği gibi, Yusuf Alabarda tepki gösterilen paylaşımında, fotoğraftaki kişinin Yahya Sinvar olduğunu söylemiyor, “Allah aynı suretten çift yaratırmış” diyerek o kişinin Yahya Sinvar’a benzerliğini vurguluyordu. O kadar. “Fotoğraf gerçek” derken kastettiği buydu.
Yusuf Alabarda’nın Yahya Sinvar’a saygı duyan bir isim olduğu bilinmesine rağmen, anlayıp dinlemeden bu kadar ağır biçimde saldırılması sanırım o çevrelerdeki gerilimi yansıtıyor. Bir de farklı bir yaklaşımda bulunana bile tahammül edilemediğini…

Tek cümleyle:
· Ticaret Bakanlığı Basın Müşaviri Bekir Kaplan, “4 cacık için bin lira alan restorana 135 bin TL ceza verildi” açıklamasında Ankara’daki restoranın adını vermedi; BirGün, CNNTürk, NTV, Sabah da restoranın adını eklemeden haber yaptı. Show TV de restoran sahibiyle görüşmesine rağmen restoranın adını belirtmedi.
· Yıldız Holding, Yeni Şafak’tan Fazlı Şahan ve Türkiye’den Akif Bülbül’ü Londra gezisine götürdü; onlar da “İngiltere’nin bisküvi lideri …” haberleri yazdılar.
· Hürriyet’in, “Tokat’ta şebeke suyuna kilit” haberinde, Tokat Belediyesi Başkanı’nın MHP’li olduğundan hiç söz edilmedi; Sabah ise bu konuyu hiç haber yapmadı.
· Yeni Şafak, AKP’li Bursa ve Ümraniye belediyelerinin tanıtım metnini, “Bu bir ilandır” uyarısı koymadan haber gibi yayımladı.
· NTV, “Selde elektrik akımına kapılıp can verdi: 14 yaşındaki Mahmut’un hikayesindeki acı ayrıntı” başlığıyla bir çocuğun ölümünü dramatize ederek “çocuğun üstün yararı”nı gözetmeden okur avcılığı yaptı.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]