Ankara, sonbaharda insana biraz yavaşlamayı öğretir. Sabah ayazında işe yetişmeye çalışan insanların yüzünde telaş vardır.
Ankara’nın sonbaharı başka şehirlerin sonbaharına benzemez. Bu şehirde sararan yaprakların, serinleyen havanın ve erken kararan akşamların kendine özgü bir hikâyesi vardır. Biraz hüzün, biraz yalnızlık, biraz da geçmişe duyulan özlem saklıdır Ankara’nın sonbaharında.
Ağaçların dallarından usulca kopup kaldırımlara düşen sarı yapraklar, Kızılay’ın telaşına, Kuğulu Park’ın dinginliğine, Tunalı’nın kalabalığına başka bir anlam katar. Bir yanda hayatın hiç durmadığı caddeler, diğer yanda sonbaharın sessizliğine teslim olmuş parklar…
Ankara, sonbaharda insana biraz yavaşlamayı öğretir. Sabah ayazında işe yetişmeye çalışan insanların yüzünde telaş, akşam saatlerinde sokak lambalarının altında yürüyenlerin adımlarında ise tarifsiz bir yorgunluk vardır. Gökyüzü bazen griye çalar, bazen güneş bulutların arasından kendini gösterir. Şehrin havası gibi insanın ruh hâli de değişir.
Bir de Ankara’nın kendine has yalnızlığı vardır. Deniz yoktur bu şehirde ama insanın içine işleyen bir ayazı, uzaklara götüren uzun caddeleri ve her köşesinde ayrı bir hatıra barındıran sokakları vardır. Belki de bu yüzden Ankara, insanın yalnızca yaşadığı değil, zamanla alıştığı ve bağlandığı bir şehirdir.
Sonbahar, Ankara’da sadece mevsim değişikliği değildir. Biraz geçmişi hatırlamak, biraz hayatın koşuşturmasından uzaklaşmak, biraz da insanın kendisiyle baş başa kalmasıdır.
Günün birinde Kuğulu Park’ta dökülen yapraklara bakarken ya da akşamüstü Ankara Kalesi’nden şehrin üzerine çöken kızıllığı izlerken anlarsınız: Bazı şehirler güzelliğini kalabalıklarında değil, sessizliğinde gösterir.
Ankara da onlardan biridir.
Ve şimdi sonbahar, bütün sarı tonlarıyla bu şehrin sokaklarında dolaşıyor. Kış kapıya dayanmadan önce Ankara, insana bir kez daha hatırlatıyor: Hayat da mevsimler gibi değişiyor. Bazı güzellikler ise en çok geçip giderken fark ediliyor.