Sarıgül soruşturması iktidara bu (sözde) meşruluğu verebilir. Özellikle meselenin cinsel istismar boyutuna taşınması kamuoyunda “bu kadar da olmaz, bu kişinin dokunulmazlığı derhal kaldırılmalı” dedirtme amacı taşıyor olabilir. Sarıgül’ün dokunulmazlığı kalkınca, kale kapısının açılması misali, bunu diğer Yeni Partili vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması izleyebilir.
Sarıgül ailesine yönelik iki hafta önce bir savcılık soruşturması başlatıldı ve Mustafa Sarıgül’ün oğulları dahil ailesinden birçok isim gözaltına alındı ve tutuklandı. Soruşturma önce kara para aklama ve dolandırıcılık iddiası ile başladı ancak sonradan işin içine cinsel saldırı ve istismar iddiaları da girdi.
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor: Mustafa Sarıgül ve ailesi ile ilgili iddiaların tamamı veya bir kısmı gerçekten doğru olabilir. Sarıgül’ün kendisi kesin bir dille yalanlamakla beraber, iddiaların en azından bir kısmı doğru çıkarsa bu büyük bir sürpriz olmaz. Ancak, Türkiye’de siyasal rejimin ve yargının geldiği noktada bu soruşturmanın salt hukuki olduğuna inanmak da mümkün değil. Operasyonun mutlaka siyasi bir motivasyonu da var. Beni bu yazıda ilgilendiren kısım da burası.
Dikkat edilirse biz fon soruşturmasına dair hiçbir gözaltıyı, tutanağı vs. kamuoyunda görmedik. Muhalif siyasetçilere yönelik operasyonlarda gördüklerimizin hiçbirisi fon soruşturmasında yok. Öte yandan, Sarıgüller soruşturması ile ilgili her ayrıntı anında medyada yer alıyor. Olay sürekli tartışılıyor ve tartıştırılıyor. Sadece bu bile ortada siyasi yönü olan bir soruşturma olduğunu gösteriyor.
Peki Sarıgüller soruşturmasıyla siyaseten ne amaçlanıyor?
Birinci amaç, fon skandalını unutturarak kamuoyunun dikkatini tekrardan muhalefete yöneltmek.
Malum, üzerinden bir buçuk ay geçmesine rağmen fon skandalı halen gündemde. Bu mesele iktidarda ciddi bir hasara yol açtı. AKP’nin oy kaybettiğini sadece muhalifler değil bizatihi iktidar yanlısı gazeteci ve kamuoyu araştırmacıları söylüyor. Konu gündemde kaldıkça hasar da büyüyor. Ayrıca, CHP’li/Yeni Partili belediyelerin soruşturmalar üzerinden yolsuzlukla suçlandığı bir ortamda AKP’nin fon soygunu ile anılması ekstra bir tezat oluşturuyor.
Böyle olunca, fon soygununu gündemden düşürmek ve özellikle tabanına “biz değil asıl onlar hırsız” mesajı verebilmek için böyle bir operasyona girişilmiş olması muhtemel gözüküyor.
Olayın medyada bilinçli olarak köpürtülmeye çalışılması da meselenin bu yönünü zaten açık bir şekilde gösteriyor. Meselenin özellikle cinsellikle ilişkili bir zemine çekilmesi olayı skandallaştırma ve kamuoyunda daha fazla tartıştırma amacı taşıyor gibi gözüküyor.
Bununla beraber, iktidarın Sarıgüller operasyonu üzerinden güttüğü ikinci ve daha tehlikeli bir amaç daha var gibi gözüküyor. Bu amaç da Sarıgül üzerinden Yeni Partili vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına meşru görünümlü bir gerekçe üretmek.
Dile getirmek bile insanı ürkütüyor ama 10 yıl önce HDP’li vekillere yapılanın bir benzeri şimdi de Yeni Partili vekillere yapılabilir. Maalesef Türkiye’deki siyasi ortam buna uygun.
Ancak böyle bir şeyin yapılabilmesi için eylemin kamuoyu nezdinde asgari bir meşruluğunun olması ya da olduğuna inanılması gerekiyor.
Sarıgül soruşturması iktidara bu (sözde) meşruluğu verebilir. Özellikle meselenin cinsel istismar boyutuna taşınması kamuoyunda “bu kadar da olmaz, bu kişinin dokunulmazlığı derhal kaldırılmalı” dedirtme amacı taşıyor olabilir. Sarıgül’ün dokunulmazlığı kalkınca, kale kapısının açılması misali, bunu diğer Yeni Partili vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması izleyebilir.
Böyle bir senaryonun işletilebileceğine dair siyasetçilerden ve gazetecilerden de açıklamalar gelmekte. Özellikle Kılıçdaroğlu’nun 5 gün önce “yolsuzluk nedeniyle milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılabileceği ve iktidara bu yöndeki bir anayasa değişikliği için destek verebileceği” yönündeki açıklamaları dikkate değer.
Kılıçdaroğlu’nun bu tür konulardaki açıklamaları bugüne kadar hep iktidar içerisinden kendisine fısıldanan şeyler olageldi. Şimdi de bu dokunulmazlıkların kaldırılması meselesine durduk yere girmiş olamaz. Bu durum bize iktidar içinde bu yönde bir plan olabileceğini söylüyor.
Zaten Özgür Özel de böyle bir plan olabileceğini geçen gün katıldığı bir televizyon programında dile getirdi. Ayrıca iktidar yanlısı gazeteciler de tartışma programlarında bu senaryoyu dillendirip duruyorlar. Bu konunun bu kadar dile getiriliyor olması elbette ki tesadüf değil.
Bu tehlikeyi gördüğü için Özgür Özel’in Mustafa Sarıgül’den –“askıya alma” adı altında- derhal istifa etmesini istediği anlaşılıyor. Bu doğru bir adım. Ancak, bu istifaya rağmen anlattığım bu senaryoyu gene de hayata geçirmeye çalışabilirler.
Bu gerçekten de bir kabus senaryosu olur. Ancak, Türkiye’de şimdiye kadar olanlar bunun da olabileceğini bize gösteriyor. Muhalefetin en güçlü cumhurbaşkanı adayının tutuklandığı, ana muhalefet partisine fiilen kayyum atandığı, muhalif medya organlarının teker teker kapatıldığı bir ortamda maalesef ki bu senaryo da çok şaşırtıcı olmaz.
Ne var ki, iktidar hangi demokrasi ve hukuk dışı yönteme başvurursa başvursun, ben son tahlilde kafasındaki rejimi Türkiye’de hayata geçirebileceğini düşünmüyorum. Çünkü böyle bir rejim yapısal olarak Türkiye koşullarında sürdürülebilir olmaktan uzak.