Bunun birinci nedeni, önceki yolsuzluk skandallarından farklı olarak bu defa skandalın rakip veya hasım bir grubun ortaya attığı iddialar sonucu ortaya çıkmamış olması.
Fon skandalı birinci ayına yaklaştı ve hâlâ gündemin birinci sırasında kalmaya devam ediyor.
En son Türkiye’de böyle bir yolsuzluk gündemi beş sene önce Sedat Peker’in yayımladığı videolarla olmuştu.
Ancak orada bile mesele “tek taraflı iddia” boyutunda kalmış, AKP’liler iddiaları görmezden gelmiş veya reddetmiş, yargı da herhangi bir şekilde harekete geçmemişti. Sonrasında Sedat Peker’in video yayınlaması bir şekilde engellenmiş ve mesele de Türkiye’nin gündeminden düşmüştü.
Bu defa öncekilerden farklı bir durum var.
Bu defa büyük itirazlar doğrudan AKP’nin kendi içerisinden geliyor ve geldikçe de sular bir türlü durulmuyor.
Peki neden bu defa farklı bir durum söz konusu?
Bunun birinci nedeni, önceki yolsuzluk skandallarından farklı olarak bu defa skandalın rakip veya hasım bir grubun ortaya attığı iddialar sonucu ortaya çıkmamış olması.
Önceki yolsuzluk iddiaları ya muhalefet siyasetçileri ya da iktidardan dışlanmış kişi ya da gruplar tarafından dile getirilirdi. Bu kişi ve grupların ana niyeti de haliyle bu yolsuzluk iddiaları üzerinden iktidarı yıpratmak olurdu. Bunu bilen iktidar da hem kadroları hem tabanıyla kenetlenir, yolsuzluk iddiaları doğru olsa bile özellikle taban bunu umursamaz ve partisine desteğini sürdürürdü. Ülkede bağımsız bir yargı olmadığı için iddiaların üzerine gidecek soruşturmalar da açılmazdı. Şimdiye dek klasik döngü buydu.
Ancak, bu defa yolsuzluğun ilk ortaya çıkışında muhalif bir kişi veya grup bir belge açıklamadı, bir video çekmedi ya da bir operasyon yapmadı. Borsa içerisinde kurulmuş olan çark, uluslararası uyarılar nedeniyle alınmak zorunda kalınan bazı kurumsal önlemler sonucu kendiliğinden çöktü. Bu da iktidarın olası bir “bu iddialar bize karşı dış güçlerin bir oyunu” söylemini boşa düşürdü. Bu söylemi kullanmaya çalışanlar hâlâ var ama hiçbir şekilde inandırıcılıkları yok.
İkinci farklılık ise bu defa yolsuzluğun kamu parası üzerinden değil, üst düzey AKP’lilerin de içinde olduğu kişilerin şahsi birikimleri üzerinden yapılmış olması.
Türkiye’de AKP döneminde kamu yolsuzluğu maalesef kanıksandı. Kamusal yolsuzluk artık yolsuzluk olarak dahi görülmez oldu.
Ancak borsada kurulan çarkta kamunun değil özel şahısların parasının bulunması, üstelik bunların arasında üst düzey AKP yöneticilerinin de yer alması ve bu yöneticilerin birçoğunun tasfiye edilen fonlarda yüklü miktarda parasının kaldığının anlaşılması üzerine işin rengi değişti. Hatta yolsuzluk yine özel şahısların birikimleri üzerinden yapılmış olsaydı ama fonlarda üst düzey AKP'lilerin parası kalmasaydı, bence olay yine de bu kadar büyümezdi. Olayın AKP içerisinde deprem etkisi yaratmasının ana nedeni bu oldu.
Üçüncü ve daha yapısal bir farklılık da Erdoğan sonrasına yönelik iktidar içi mücadelenin artık iyice keskinleşmiş olması.
Dikkat edilirse iktidar bu yolsuzluk iddiaları karşısında blok halinde hareket edemiyor. Fon vurguncularının cezalandırılmasını muhalefet kadar AKP içerisinden belli gruplar da talep ediyor. Erdoğan’ın konumu eleştirilemese dahi parti içerisinde ortak bir söylem kurulamıyor. Ve bence en önemlisi, farklı gruplar birbirlerini zor durumda bırakabilmek için muhtemelen muhalefete sürekli yeni belgeler sızdırıyor.
Diğer bir deyişle, Erdoğan sonrasına dair hâlihazırda başlamış olan mücadele fon skandalı ile beraber daha da sertleşmiş ve yeni bir boyut kazanmış durumda. Yeni süreçte klikler iktidar içindeki nüfuz alanlarını genişletmenin peşine düştü. Abdülkadir Selvi’nin olağanüstü kongre çağrısını veya Devlet Bahçeli’nin “yürütmede Erdoğan yasamada MHP” önerisini bu bağlamda düşünmek gerekiyor.
Öyle gözüküyor ki, Erdoğan da bu farklı kliklerin mücadelesini artık istediği düzeyde dizginleyemiyor.
Fon skandalı iktidarı derhal götürmese dahi iktidarda derin yaralar açacak gibi gözüküyor. Skandal, ekonomik bozulmanın iyice arttığı bir ortamda iktidarın seçmeniyle olan ilişkisini zedelediği gibi, onun birlik ve bütünlük görüntüsünü de bozuyor.
İşin şurası ise ayrıca ironik: 31 Mart 2024’teki yerel seçim yenilgisini hazmedemeyen iktidar, kontrolündeki yargıyı kullanarak muhalefet belediyelerine ardı ardına yolsuzluk soruşturmaları başlattı. Bunların büyük çoğunluğu gerçeklere dayanmayan siyasi motivasyonlu soruşturmalar. Bu soruşturmalar neticesinde şu anda onlarca muhalif belediye başkanı cezaevinde.
İktidarın muhalefeti siyasi soruşturmalar üzerinden yolsuzlukla suçladığı bir ortamda, kendisinin devasa bir fon yolsuzluğunun parçası olduğunun ortaya çıkması ister istemez “Allah’ın sopası yok” dedirten bir durum.
Muhalefet belediyelerinde elbette yolsuzluk olabilir ama elindeki devlet gücüyle bu iktidarın muhalefet belediyelerindekinden kat kat fazla yolsuzluğa karıştığını tahmin etmek hiç zor değil. Nitekim medya ve yargıyı kontrol ederek bunu ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar, işte ilahi adalet, bir yerlerden gene de taşıyor.
Vatandaş ise tüm bu olanları görüyor ve sessizce önüne sandığın koyulacağı günü bekliyor.