Bu belgelerin muhalefetin eline geçmesi hem devlet içerisinde hem de AKP içerisinde bu işten rahatsız olan çok insan olduğunun açık bir göstergesi.
Borsada patlak veren fon krizi iki haftadır sürüyor ve belli ki yeni gelişmelerle daha da sürecek. Bu yazıda şimdiye dek krizin siyasi yönüne dair ne tür çıkarsamalar yapılabilir, buna dair bir özet sunmak ve en sonda da büyük resme bakmak istiyorum. Başlayalım.
1. Olayın bu kadar büyümesinin nedeni elit AKP’lilerin başka AKP’lilerin parasını hortumlamış olması.
Bu durum siyasi iktidarın kamusal yolsuzluk olduğu durumlarda yaptığı gibi yeni bir kutuplaşma söylemiyle kendi içini ve tabanını konsolide edebilmesini engelliyor. Çünkü bu defa sadece muhalefetten değil, içeriden de çok güçlü eleştiriler gelmekte. Dolayısıyla iktidar “dışarıdan bizi yıkmak için bize iftira atıyorlar” söylemine sarılamıyor veya sarılsa da inandırıcı olmuyor.
Düşünün, AKP Ekonomi İşleri Başkanı Nihat Zeybekçi dahi Fatma Betül Sayan Kaya’ya giden haber kendisine gitmediği için fondan çıkamamış ve 250 milyon TL civarı parası içeride kalmış. Bu durum fon skandalı patladığında AKP Ekonomi İşleri’nin X hesabından neden SPK’nın görevlerini hatırlatan bir yazı yayımladığını da açıklıyor.
Skandalın bu niteliğinden ötürü iktidar “bize operasyon çekiliyor”dan çok “Erdoğan’ın çevresinde şeytana uymuş kişiler var”, “bunu Erdoğan’a nasıl yapabildiniz” anlatısını ön plana çıkarmaya çalışıyor.
Ayrıca, AKP içinde bir grup belli ki bu fon krizini iktidar içinde alan kazanmak için kullanmak istiyor. Yani fon krizi siyaseten muhalefetle iktidar arasında olduğu kadar iktidarın kendi içinde de bir hesaplaşmaya dönmüş durumda. Bu durum muhalefetin elini güçlendiriyor. Çünkü muhalefet işin üzerine gitmese dahi AKP camiasından önemli isimler konuyu gündemde tutuyor ve sert eleştiriler getirmeye devam ediyor.
2. Siyasi iktidarın temel hedefi bu krizi en az siyasi hasarla atlatabilmek.
O yüzden dikkat edilirse süreç başta tamamen şirket sahipleri ve yöneticileri üzerinden yürütüldü ve gözaltı ve tutuklamalar hep bu yönde yapıldı.
Ancak, işin siyasi yönünün olmaması elbette ki mümkün değildi. Buna rağmen siyasi yöne dair hiçbir soruşturma vs olmadı. Medyada da başta kimsenin adı geçmedi.
Ne var ki, muhalefetin elindeki belgeler iktidarın bu hesabını boşa düşürdü. İktidar siyasi ayağı gizlemeye çalıştıkça muhalefet yeni belgeler açıkladı ve açıklamaya da devam edecek gibi gözüküyor.
Bu belgelerin muhalefetin eline geçmesi hem devlet içerisinde hem de AKP içerisinde bu işten rahatsız olan çok insan olduğunun açık bir göstergesi.
Bu skandal aslında muhalefete vurmuş bir piyango. Yaptığı açıklamalardan öyle anlaşılıyor ki, Özgür Özel, bu skandalı rejimin Yeni Parti üzerindeki baskısını durdurmak için kullanmak istiyor. Ancak, Erdoğan bunu kabul etmiş gibi görünmüyor. Erdoğan, skandalı muhalefete herhangi bir taviz vermeden en az siyasi hasarla atlatabileceğini düşünüyor.
3. Sistemin bu kadar otoriter olmasına rağmen böyle bir yolsuzluk skandalının patlayabilmesi yolsuzlukların ne derece sistematik ve büyük boyutta olduğunu gösteriyor.
Düşünün, ortada bu yolsuzlukları soruşturabilecek bir medya yok; hukuki soruşturma yapabilecek bir yargı yok ama gene de skandal patlıyor. Aslında MSCI’ın Türkiye’nin hisse senedi piyasasını bir alt lige düşürme riski olmasa bu skandal da patlamayacak ve çark dönmeye devam edecekti.
Ayrıca, bu yolsuzlukları CHP’li belediyelere yapılan operasyonlarla bir tutmak da aslında yargının ne kadar siyasallaştığını görmezden gelen bilinçli bir çarpıtma. Ortada bağımsız bir yargı var ve bazen CHP’lileri bazen AKP’lileri soruşturuyor değil. İktidarın kontrolündeki yargı CHP’lilere operasyonları siyasi motivasyonla yapıyor; AKP’lilere ise operasyonu skandal örtülemediği için yapmak zorunda kalıyor ve hatta o noktada bile AKP’li siyasetçilere operasyon yap(a)mıyor. Fatma Betül Sayan Kaya olay patlak verdiğinden beri ifadeye dahi çağrılmış değil. Dolayısıyla, burada CHP’liler suçlu olmadıklarında bile soruşturulurken AKP’lilerin suçlu olduklarında dahi soruşturulmaması gibi bir durum var.
Büyük resim
Ben bu skandalı, son demlerini yaşamakta olan bir iktidarın çözülme semptomlarından biri olarak görüyorum. Sistemdeki bu derece otoriterliğe rağmen böyle bir skandalın patlayabilmiş olması bize bunu gösteriyor. Hatırlanırsa 2001-02 döneminde de bu tür olaylar çok yaşandı Türkiye’de.
Unutmamak gerekir ki otoriter rejimler genelde önce içeriden çatlarlar. Bu tür siyasal rejimlerde iç birlik korunduğu sürece rejim devam eder ama o iç birlik ortadan kalktığında çözülme başlar. Şu aşamada Türkiye’de Erdoğan’ın liderliği bunu halen engellese de ben bunun sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu rejimin Türkiye’ye giydirmeye çalıştığı elbise Türkiye’ye uyacak bir elbise değil.
Vatandaş bir iktidar değişikliği için önüne sandığın konulacağı günü bekliyor.