Bilgiye ulaşımın kolay olduğu bu zamanlarda artık bilgiye ulaşmaktan ziyade doğru bilgiye ulaşmak esas meselemiz oldu. Tabii hala hakikati önemseyen varsa. Dijital medya her şeyi saklıyor. Her şeyin bir kopyası ve kopyasının üretimi, onun üretiminin de üretimi şeklinde gidiyor. Önü alınamaz bir kopyalama ve hız süreci içerisinde doğru ve yanlış ben merkezli bir değerlendirmeye eskiden tabiyken şimdilerde ne ben merkezli ne de toplumsal olarak herhangin bir önem taşımıyor. Dijital medyada bilgi, doğruluğuyla değil; öne çıkarılmasıyla anlam kazanıyor. Bir içerik doğru olduğu için değil, algoritma onu öne ittiği için “önemli” hale geliyor. Hakikat, editoryal süzgeçten geçmek yerine platform mantığından geçiyor. Bilginin değeri “kaç kişiye ulaştı?” sorusunda yatıyor. Algoritma hakikat yerine etkileşimi seçiyor.

Kızdırıyorsa öne çıkar, korkutuyorsa yayılır, şaşırtıyorsa tutulur, basitleştiriyorsa hızlanır.

Bir yanlış bilgi düzeltildiğinde çoğu zaman kimse ilgilenmez ama yanlış bilgi ilk yayıldığında yarattığı etki, kalıcı ve onarılmaz sonuçlara neden olabilir. Dijital medyada hakikat geri dönüşü olmayan bir yarışa girer ve genellikle geç kalır.

Eskiden bilginin niteliği içeriğiyle ölçülürdü. Bugün sıralamasıyla ölçülüyor.

Google’da üstteyse “önemli”, trend listesindeyse “gündem”, keşfete düştüyse “değerli”.

Sorulması gerekenler sorulmuyor. Bu bilgi neye dayanıyor? Kaynağı ne? Ne söylüyor?

Esas sorulması gerekenler yerine bir soru soruluyor ise onlar da popüler kültürün anlam yoksunu soru enflasyonu düzeyinde oluyor. Nerede çıktı? Kim paylaştı? Kaç kişi gördü?

Bilgi, anlamdan kopup konuma bağlanıyor.

Dijital medya vaadi “Hiçbir şey kaybolmayacak”. Lakin esas mesele “Hiçbir şey net de olmayacak” meselesi. Bugün dijital ortamda, yanlış bilgi silinmiyor. Doğru bilgi öne çıkmıyor. Eski bilgi bağlamını kaybediyor. Her şey aynı düzlemde duruyor. Doğruyla yanlış yan yana. Algoritma ise bu ikilemler arasında bir ayrım yapmaz.

Karşımıza çıkan içerik doğru olabilir, yanlış olabilir, yarı doğru olabilir ya da bilinçli biçimde çarpıtılmış olabilir. Asıl sorun ise bunlar arasındaki ayrımı yapmanın giderek zorlaşmasıdır. Bir bilginin doğruluğunu anlayabilmek için durmak, düşünmek, farklı kaynaklarla karşılaştırmak ve bağlamı değerlendirmek gerekir. Oysa dijital medya tam da bu noktada devreye giriyor ve durmak artık imkânsız bir hal alıyor.

Dijital medya ekosistemi hız, süreklilik ve etkileşim mantığı üzerine kurulu denebilir. Bu yapı içinde belirsizlik bir sorundan ziyade sistemin doğal sonucudur. Günümüzde mesele ne bilgi eksikliği ne de bilgi fazlalığı olarak tanımlanabilir. Genel olarak baktığımızda asıl problem, bilginin dolaşımda olmasına rağmen hakikatin giderek muğlaklaşmasıdır. Algoritmaların görünürlüğü önceleyen işleyişi, doğruluk yerine etkileşimi ödüllendirirken, kullanıcıyı da düşünmekten ziyade akışa uyum sağlamaya yöneltiyor. Bu süreçte bilgi kalıcı hale geliyor lakin güvenilirliğini de yitirmekten kaçamıyor. Tekrar edilen ve öne çıkarılan içerikler, doğruluklarından bağımsız biçimde “gerçek” olarak kabul edilmeye başlanıyor ki bu çağın adının da “Hakikat Sonrası” olmasının nedeni de budur. Belirsizliğin normalleşmesiyle birlikte hakikat arayışı geri çekilirken görünürlük, toplumsal hakikat algısının belirleyici unsuru haline geliyor.