Geçtiğimiz 2-3 üç gün içerisinde Türkiye siyasetinde gene çok önemli gelişmeler yaşandı. Önce, Abdullah Öcalan PKK’nın silah bırakmasının gerekçelerini açıklayan 7 dakikalık bir video yayınladı. Bu, Abdullah Öcalan’ın 1999’da tutuklandıktan sonra kamuoyuna açık ilk videosu oldu. Bugün de muhtemelen PKK silah bırakacak ve bu durumla ilişkili Erdoğan yarın kamuoyuna bir açıklama yapacak.
Öcalan’ın videosunun yayınlandığı aynı gün içerisinde Erdoğan meclisteki grup toplantısı çıkışında Devlet Bahçeli’nin İmamoğlu’nun duruşmalarının TRT’den canlı yayınlanabileceği düşüncesini desteklediğini açıkladı. En son olarak ise başta Fahrettin Altun olmak üzere iktidarın tepe iletişim bürokrasisini yenilediği haberi sosyal medyaya düştü. Nitekim sonrasında Fahrettin Altun görevden alınarak kızak bir göreve atandı.
Birbirleriyle bağlantısız gibi görünen tüm bu gelişmeler aslında muhtemelen birbirleriyle bağlantılı.
Nasıl?
Malûm, geçtiğimiz yılın Ekim ayından beri Türkiye’de bir barış süreci yürümekte ve bu sürecin hamiliğini Bahçeli yapmakta.
Rejim içerisinde bölgesel jeopolitik meselelerde temel rotayı çizen Bahçeli barış sürecinin belli bir toplumsal mutabakatla yürümesini istiyor. Çünkü “barış süreci” diğer meseleler gibi değil; ülkenin kuruluş kodlarında revizyona yol açacak son derece önemli ve hassas bir mesele. Böyle bir mesele ancak belli bir toplumsal mutabakatla yürürse meşruluk kazanabilir ve başarıya ulaşabilir.
Sadece bu da değil, böyle hassas ve toplumdaki milliyetçi hassasiyetlere ters düşen bir konu iktidar bloğuna olan halk desteğini düşürerek ciddi bir maliyet de getirebilir. İktidar bu maliyeti paylaşmak için de CHP’ye ihtiyaç duyuyor. Nitekim, bir buçuk ay önceki yazımda barış sürecinin CHP’nin eline önemli bir koz verdiğini ifade etmiştim.[i]
Tüm bu sebeplerden ötürü ülkenin ana muhalefet partisi olan ve anketlerde artık birinci parti haline gelen CHP’nin sürece olan desteği oldukça kritik. CHP’siz bir süreç hem ciddi meşruluk problemi yaşar hem de iktidara siyasi faturası yüksek olur.
İşte, Çarşamba günü Bahçeli’nin İmamoğlu’yla ilgili duruşmaların TRT’de yayınlanabileceğini söylemesi muhtemelen bu durumla ilişkili.
Özgür Özel bu yönde bir talebi olduğunu öncesinde zaten mitinglerde dile getirmişti. “3T” şeklinde formüle ettiği “Terörsüz Türkiye; TRT’de canlı yayın ve Tutuksuz yargılama” söylemiyle Bahçeli’ye örtük olarak “sen İmamoğlu’nun tutuksuz yargılanmasını ve davaların canlı yayınlanmasını sağlarsan ben de barış sürecine destek olurum” teklifi yapmıştı.
Bahçeli’nin açıklaması biraz gecikmeli de olsa bu teklife olumlu yaklaştığını gösteriyor. Ancak, davaların canlı yayınlanabilmesi için sadece Bahçeli’nin evet demesi yetmiyor; Erdoğan’ın da evet demesi gerekiyor ki anlaşılan demiş.
Bu da ayrı bir soruyu beraberinde getiriyor. Bahçeli’nin davaların canlı yayınlanmasına neden evet demiş olabileceğini açıkladım ancak Erdoğan neden evet demiş olabilir?
Birinci sebep elbette ki ittifak ortağıyle iyi geçinmek. Ancak onun ötesinde bence Erdoğan davaların canlı yayınlanmasından fayda sağlayabileceğini de düşünüyor.
Malûm, tüm kamuoyu araştırmalarının gösterdiği gerçek, halkın büyük çoğunluğunun İmamoğlu’na ve CHP’li belediyelere yönelik gerçekleştirilen yargı soruşturmalarının hukuki olduğuna inanmadığı yönünde. Bu da iktidar açısından ciddi bir meşruluk sorunu yaratıyor. Erdoğan davalar canlı yayınlanırsa bunun değişebileceğini umuyor olabilir.
Tepe iletişim bürokrasisinin yenilenmiş olması da bu doğrultuda bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor.
Fahrettin Altun’un niçin görevden alındığını tam bilmiyoruz. Albayraklar ile arasında bir rekabet olduğu ve İbrahim Kalın ile arasının iyi olmadığı zaten biliniyordu. Ancak muhtemelen bardağı taşıran damla İmamoğlu’na yönelik yargı operasyonlarına halkın inanmaması oldu. Siyasi olduğu çok açık olan davalara halkın inanması zaten mümkün müydü tartışılır ama mevcut durumda fatura gene de Fahrettin Altun’a çıkarılmış gibi gözüküyor. İletişimin başına geçen ve Albayraklara yakın olduğu bilinen Burhanettin Duran ve ekibi de Erdoğan’ı halkı davalara inandırabilecekleri yönünde ikna etmiş olabilir.
Öte yandan, ben davalar televizyondan canlı yayınlandığı takdirde de bunun iktidar lehine bir sonuç doğuracağına inanmıyorum. Şu anda halihazırda inanan azınlık kitle inanmaya devam eder ve muhtemelen bunun dışında bir değişiklik olmaz.
Bu da İmamoğlu operasyonlarının git gide daha fazla iktidarın elinde patlayacak bir bombaya dönüşmesine sebep olur.