Anlatacağım hikâyeyi bir süre önce @turankislakci X hesabında hikaye etmişti. Bu konuda hatırladığım kadarı ile Adem Çevik bir girişimde bulunmuş ancak sonuç alamamıştı. Bizim kimlik kartlarımızda da Biyolojik cinsiyet kimliğini ifade eden “Sex” yerine, biyolojik cinsiyet kimliği, yani LGBT kimliği olan GENDER yazıyor. Aslında müracaat ettiğinizde Lesbien, Gay, Biseksüel, Trans seksüel de yazdırabileceksiniz. Ve tabi bir de “+”ı var. Buyurun bunlardan bazıları: (say say bitmez) Agender, Androjen, Bigender, Cisgender, Demiboy, Demigender, Demigirl, Fa’afafine, Genderfluid, Genderflux, Genderqueer, Interseks, Maverique, Neutrois, Non-binary, Pangender, Transgender, Transseksüel, Two-Spirit, Alloseksüel, Aseksüel, Aromantik, Biromantik, Biseksüel, Eşcinsel, Gri Aseksüel, Heteroromantik, Heteroseksüel, Homoromantik, Lezbiyen, Panromantik, Panseksüel, Poliseksüel, Poliromantik, Queer, Skolyoseksüel, Xenogender ve devamı da var..

Hikaye şöyle: “Sven Liebich”, 55 yaşında bir Alman Neonazi. Birkaç gazeteciye saldırıp onları darbetmiş, yaralamış, yakalanmış ve tutuklanmış. Buraya kadar sorun yok. Duruşma günü ise dudaklarını dudak boyası ile boyuyor, tırnaklarına oje sürüyor ve önüne makyaj malzemeleri koyarak kadın kılığında hâkim karşısına çıkıyor. Bu arada kendini kadın olduğunu söyleyerek kendine bir de kadın kimliği çıkartıyor. Yeni adı: “Maria-Svenja Liebich”. Maria hâkime “kendisinin bir kadın olduğunu, dolayısıyla kadın muamelesi görmesi gerektiğini” söylüyor. Duruşma sonunda kocaman bıyığına ve tamamen erkek görünümlü oluşuna rağmen kadınlar hapishanesine gönderilmesine karar veriliyor.

Eski adı ile “Sven”i tanıyanlar “Sven”in aslında Alman yasalarının saçmalığını göstermek istediğini, çünkü bu yasaların cinsiyet ve isim değişikliğini hiçbir tıbbî ya da psikolojik değerlendirme olmadan ve yargı sürecine gerek duymadan resmi kayıtlara geçirmeye izin verdiğini, onun bu hareketiyle söz konusu yasayı çıkaranları kışkırtmak ve Alman yasa koyucularının saçmalığını göstermek istediği söylüyorlar. “Maria” adını alan “Sven” şöyle diyor: “Aşikâr ki hâkim bana 18 ay hapis cezası verecek ve ben kadınlarla dolu bir hapishaneye gideceğim”..

Sven bir Türk vatandaşı olsaydı, böyle bir durumda derdini kimseye anlatamazdı. Biz İstanbul sözleşmesinden çekildik diyoruz, sözleşmenin bütün hükümlerini yasa ile uygulamaya devam ediyoruz. GREVİO’yu kapattık, bin beteri UN WOMAN’ı, yargı ve vergi muafiyeti, diplomatik imtiyazla birlikte CEDAW, İstanbul Sözleşmesi ve Lazanrote’yi bir bütün olarak uygulamaya devam ediyoruz. Kimliğimizde GENDER yazıyor ama kimse ne olduğunu bilmiyor, talep edenlerin de taleplerine cevap verilmiyor.Madem uygula(ya)mıyorsunuz neden kaldırmıyorsunuz? Bu toplumsal cinsiyet kimliğidir. Evet "ben kadınım" diyene kadın muamelesi yapmanız gerekir. Onların tek başına şahidliğini de kabul etmeniz gerekir. Alman mahkemesinin yaptığı gibi bu durumda olanlar cezaevinde de kadınlar koğuşuna gönderilmelidir. Bunu yapabilecek misiniz?

Güya bizde eşcinsel evlilik yok. Sınırlı da olsa bu tür evlilik, dolaylı yollardan gerçekleşiyor. Artık memleketimizde, eş cinselliği geçtik, Swinger de var, grub sex’de, zaten evlilik yerine “seviyeli birliktelik” salgını var. Fuhuş ve uyuşturucu patlamış vaziyette. 2005 %3 olan gayrimeşru doğum, evlilik sayısı düştü, nüfus geriliyor, kısırlık patladı bugün %11 seviyesine yükselmiş. Daha bu kayda geçenler.

Eş cinsel evlilik bu şartlarda şöyle gerçekleşiyor. Bir kadın ve bir erkek evleniyor. Ama daha sonra Erkek kadın oluyor ya da kadın erkek oluyor. Ama evlilik devam ediyor. Bu durumda eşcinsel evlilik gerçekleşmiş oluyor.

Gelinen noktada Aile dağılmanın eşiğinde. Gençler evlenmeye cesaret edemiyor. Evli aileler çocuk istemiyor. Devam eden evliliklerde de mutluluk katsayısı çok düşük. Bugünkü mevzuatla bu durumun düzeltilmesi mümkün değil.

Zina suç olmaktan çıkartıldıktan sonra fuhuş sokağa indi. Alkol tüketimi patladı, sıra uyuşturucuya geldi.. Eskiden fuhuş vergiye tabi idi. “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” deyince Malilt hanım vergi rekortmeni olmuştu..

Birileri Türkiye’deki bu durumu İslam ülkelerine örnek gösteriyor. O, UN WOMAN dediğimiz örgütün Avrasya merkezi İstanbul. Bu örgütün Türkiye Merkezi UN WOMAN / Ankara. Biz İstanbul sözleşmesinden çekilmedik, bu rezaletin Avrasya ölçeğinde Merkezi Türkiye.. Nedense kimse bunu sormuyor, kimse bu duruma bir açıklama da getirmiyor.

Sahi, bu, din, ahlak, hukuk dışı dayatmalar karşısında daha ne kadar sessiz kalacağız. Türkiye’deki bu rezilliği bir de Türk ve İslam dünyasına örnek gösteriyorlar.. Bir de onların ifsadına sebeb oluyor, onların vebalini üsleniyoruz.

Siyaset, İstanbul sözleşmesi ile ilgili olarak iki yüzlü davranıyor. “Tamam sözleşmeden çekildik işte, artık susun, sesinizi kesin, kim ki bunu bundan sonra konuşmaya devam ederse iyi niyetli bir şekilde davranmıyor, bozgunculuk yapıyor” diyor. Öbür tarafa dönüyor, “niye itiraz ediyorsunuz ki, sözleşmenin bütün hükümleri yasada var, herşey aynen devam ediyor” diyor.

Bakın 8.3.2022 tarihli ve 6284 sayılı yasanın 1. Maddesi aynen şöyle: MADDE 1 –(1) Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesibulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olankişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlereilişkin usul ve esasları düzenlemektir. (2) Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdakitemel ilkelere uyulur: a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararasısözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır.

Yasanın dayanağı olan sözleşmeden çekildik diyoruz ama, yasa, BM şemsiyesi altında diğer iki sözleşmeyle birlikte devam ediyor, Bugün gelinen noktada İstanbul sözleşmesi bugün kabul edildiği tarihteki şiddetinden en az 3 katı şiddetle uygulanmaya devam ediyor.

Bu konuda, ne iktidar kanadı ve ne de muhalefet kanadından çıt çıkmıyor. Batıdan işaret alında AK Parti, CHP, MHP ve DEM birlikte hareket ediyor. Aralarında fark kalmıyor, bu düzenlemeler genelde oy birliği işle kabul ediliyor.

“Öz yurdunda garp, öz vatanında parya” muamelesi gören bir halkın hikayesi bu hikaye. Genel başkanların seçtikleri vekiller, vekalet ettikleri zatın iradesini temsil edince son uç böyle oluyor. 5 Genel başkanı kendi yolunuza getirdiniz mi, diğerleri onun arkasından gidiyor. Halksa bu oyunda figüran olmak düşüyor sanki. Görünen o ki şark cephesinde, bu konularda değişen fazla bir şey yok. “Tek adam” rejimi bir şekilde devam ediyor. Partilerin tek adamı, uluslararası sistemin tek sesine kulak verince “politik oligark”lar aynı korada aynı şarkıyı seslendiriyorlar. Tek fark şu sanki, dün Tek Adam’ın 2.si de vardı, bugün 2.’ye de gerek yok. Sadece siyasette değil, STK lar, Cemaat yapılarında da, büyük ölçüde bu böyle değil mi?

MS 2025. Burası Türkiye! Bu konularda “akıl olmazların zoru içinde”, cevabını arayan sorular soru içinde! Bize anlatılan tarih büyük ölçüde gerçek değil, din de öyle, Halimiz ise ortada. Yarın ile ilgili ise herkesin aklı karışık. Daha akıllı, daha dürüst ve daha cesur olmamız gerekiyor, bu durumdan kurtulmak için. Tarihi övgü ve sövgü kitabı olarak okumaktan vazgeçmemiz gerek. Yaşadığımız zaman ve mekana, olaylara ve kişilere karşı adil şahidler olmamız gerekiyor. Farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşamak için adalet , ahlak ve erdem temelinde bir zeminde buluşamaz isek işimiz zor. Selam ve dua ile.

Not: Şeytan esbabı cefasın toplamış geliyor. Eylül Ağustos’tan, içeride, dışarıda, bölgemizde her anlamda daha zor bir ay olabilir. Merhametimizi ve sabrımızı kuşanalım. Sevgimiz nefretimizden büyük olsun.