Bazen bir leylek, insanın unuttuğu bir erdemi hatırlatır: vefayı.
Bazen bir leylek, insanın unuttuğu bir erdemi hatırlatır: vefayı.

Yer:
Eskikaraağaç Leylek Köyü – Karacabey
Bir leylek var.
Adına Yaren demişler.
On beş yıldır aynı kıyıya geliyor.
Bir kayık var gölün kıyısında.
Bir balıkçı var o kayığın içinde.
Ve bir leylek, o kayığın kenarına konuyor.
Aynı adamın, Adem Yılmaz’ın yanına…
Rüzgâr değişiyor.
Sular çekiliyor.
İnsanlar yaşlanıyor.
Ama Yaren değişmiyor.
Yıllar önce kendisine balık veren adama
her gelişinde yeniden selam veriyor.
Bu artık bir alışkanlık değil; bir bağ.
Bir refleks değil; bir sadakat.
Biz hikâyeyi seviyoruz.
Fotoğrafını paylaşıyoruz.
“Ne kadar güzel…” diyoruz.
Güzel olan leylek değil aslında.
Bir leyleğin sadakati bizi duygulandırıyorsa,
belki de mesele kuş değil; insanın kaybettiği vefadır.
Çünkü bu çağda en pahalı şeylerden biri vefadır.
Ve bazen bir leylek, insanın unuttuğu bir erdemi hatırlatır.
Yaren Nedir?
Yoldaş, dost, koldaş
Islam’da dostluk iki kelimeyle anlatılır:
Uhuvvet ve Velâyet.
Uhuvvet kan kardeşliği değil, iman kardeşliğidir.
Aynı hakikate inananların, aynı sorumluluğu paylaşmasıdır.
Zor günde yanında olmak…
Hata gördüğünde düzeltmek…
Dikkat edin:
Bunların hiçbiri romantik değil.
Hepsi, aktif sorumluluktur
Yaşanmış bir örneği var.
Hz. Muhammed’in (SAV) hayatına bakın.
Hicret yoluna bakın.
Yanında kim var?
Hz. Ebu Bekir.
Bu dostluk:
Risk paylaşımıdır.
Hayat paylaşımıdır.
Tehlikeyi bölüşmektir.
Yaren; arkadaş değil, kader ortaklığıdır.
Türk Geleneğinde yarenlik bedel ödemektir.
Yarenlik Türk düşünce geleneğinde de derin bir karşılık bulur.
Mitolojide: kader ortaklığıdır.
Destanda: anddır.
Törede: kefalettir.
Bilgelikte: öğüttür.

Ergenekon Destanı bize şunu öğretir:
Demir dağı tek başına eritemezsin.
Birlikte kalabilenler çıkar.
Birlikte çekiç vuranlar kurtulur.
Dostluk topluluk dayanışmasıdır.
Aynı kaderi paylaşma iradesidir.
Ve bir bozkurt çıkar.
Yol gösterir.
Dost bazen insandır.
Bazen bir sembol.
Bazen bir işaret.
Manas Destanı’nda dostluk “koldaşlık”tır.
Koldaş, omuz omuza savaşandır.
Sadece aynı çadırda değil, aynı riskte durandır.
Manas’ın yanındaki yiğitler asker değildir sadece.
Kader ortaklarıdır.
Sorumluluk paylaşmaktır.
Dede Korkut Hikâyeleri’nde dostluk romantik değildir.
İmtihanlıdır.
Anda dayanır.
Söz birliğine dayanır.
Kan kardeşliğine dayanır.
Bamsı Beyrek’i düşünün.
Esaretle sınanan bir sadakat…
Türk töresinde dost:
Sözünü tutandır.
Arkanı kollayandır.
Namusuna kefil olandır.
Kutadgu Bilig’de dostluk daha ince bir yere taşınır.
Gerçek dost:
Yanlışta alkışlamaz. Yüzüne karşı uyarır.
Gizli değil açık öğüt verir. Bu entelektüel dostluktur.
Hakikati söyleyebilen dost makbuldür.
Yaren, Yoldaş, Koldaş…
Türk düşünce geleneğinde dostluk ağırdır.
Dostluk; duygu değil, kaderdir.
Sohbet değil, anddır.
Aynı masada oturmak değil, aynı yükü taşımaktır.
“Dost” kadar “yoldaş”, “yaren”, “koldaş”, “andaş” kelimeleri niye var sanıyoruz?
Çünkü bizde dostluk hayatın merkezindedir.
Savaşta omuz,
barışta söz,
göçte yük paylaşmaktır.
Türk geleneğinde dostluk bulunmaz. Kazanılır.
Ve bedelsiz değildir.
Bir zamanlar bu topraklarda yarenlik ağır bir sözdü.
12 Eylül günlerinde gençlerin hikâyeleri anlatılırdı.
İdam sehpasına çıkan genç bilirdi ki
gözü arkada kalmayacak.
Çünkü ardında yarenleri vardı.
Hatta öyle yarenler vardı ki,
bırakın sorguda onu gambazlamayı,
altındaki idam sandalyesini çekmeyi bırakın!!
arkadaşının yerine darağacına kendisi geçmek isterdi.
Bilirdi ki kendi idam edilse bile davası sahipsiz kalmayacak.
Onun davasını sürdürecek, emanetini yere düşürmeyecek,
ailesini kendi ailesi gibi koruyacak insanlar vardı.
Nihal Atsız’ın dizelerinde geçen o sert hatırlatma boşuna değildir:
“Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize…”
Ve hemen ardından o keskin hükmü koyar:
“Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz.”
Çünkü bazı yollar dostlukla değil, yoldaşlıkla yürünür.
Dava arkadaşlığı; aynı sofrada oturmak değil,
aynı bedeli ödemeye razı olmaktır.
Yarenlik;
aynı kandan olmak değil,
aynı kaderi ve davayı paylaşmayı göze almaktır.
Ve unutulmamalı:
Yarenlik sözle değil, bedelle ölçülür.
Mesnevi’de aynadır.
Ama süslü bir ayna değil;
kusuru saklayan değil, gösteren ayna.
Tasavvuf buna “âyine-i sâdık” der:
sahici ayna.
Mesnevî’de bir kelime daha vardır: refîk.
Refîk, birlikte yürüyendir.
Çünkü hakikat yolu tek başına yürünmez.
Yol uzun, nefis hilekâr, insan çabuk yorulur.
Yaren, yolda sabrı öğretendir.
Yarı yolda bırakmayandır.
Ve sessizlik…
Gerçek dostluk çok konuşmaz.
Kalpler konuşur.
Tasavvufta sohbet sadece söz değildir;
aynı hâlde bulunmaktır.
Destan değişir.
Din değişir.
Metin değişir.
Ama kavram değişmez:
İşte bütün bu geleneklerin ortak noktası budur:
Yarenlik.
Yaren dediğin;
Aynadır.
Çaredir.
Kalbine konan ve orada kalabilendir.
Yanında sadece rahat ettiğin değil; doğru kalabildiğindir.
Sustuğunda seni anlayan, düştüğünde seni kaldırandır.
Yanlışında alkışlamayan, uyaran kişidir.
Seni senden kurtaran, hakikate doğru itendir.
Gerçek yaren övmez; arındırır.
Bırakmaz; yön verir.
Yarenlik talep edilmez.
İnşa edilir.
Zamanla.
Sınanarak.
Hesap kitapla olmaz.
Zorlamayla olmaz.
“Ben geldim” diye ilanla olmaz.
Yaren olmak sabır ister.
Sadakat ister.
Beklemek ister.
Hatır ister.
Kolay olan kalabalıkta görünmektir.
Zor olan ıssızlıkta kalmaktır.
Kolay olan alkışlamaktır.
Zor olan uyarmaktır.
Kolay olan iyi hissettirmektir.
Zor olan iyi olmaya çağırmaktır.
Yarenlik konfor değil, karakter işidir.
Yaren Bulmak İçin Yaren Olmak Lazım
“Herkese bir yaren lazım” diyoruz.
Evet, lazım.
İnsanın hayatında bir kişi olmalı;
yanına konduğunda huzur bulduğu,
sessizliğine katlanan,
her yıl geri dönebileceği bir kayığı olan.
Ama mesele sadece yaren bulmak değil.
Yaren olmak.
Yaren bulmak istiyorsan,
önce yaren olmayı göze alacaksın.
Gerçek servet birinin hayatında vazgeçilmez bir kıyı olabilmektir.
Ama yaren arayan çok, yaren olmaya talip olan az.
Günümüzde Yarenler
Biz gerçekten yaren olabiliyor muyuz?
Çünkü bugünün dünyasında yarenlik giderek zorlaşıyor.
Bireyselleştik.
Yüzeyselleştik.
Kendimizi merkeze aldık;
ama merkezde kalınca yalnız kaldık.
İletişim hızlandı.
Tüketim hızlandı.
Kararlar hızlandı.
Ama bağ kurmak hâlâ yavaş bir iştir.
Bir de sosyal medya dostlukları var.
Yüzlerce takipçi.
Binlerce beğeni.
Anlık yorumlar.
Ama kriz anında kaç mesaj gerçek bir omuzdur?
Kaç “like” bir yük taşır?
Kaç paylaşım bir fedakârlığın yerini tutar?

Profilimiz kalabalık.
Bağlantımız çok, yarenimiz az.
Herkes “gerçek dostum yok” diyor.
Ama kimse “ben gerçek bir yaren miyim?” diye sormuyor.
Belki de bu çağın en büyük yoksulluğu yaren yoksulluğudur.
Sonuç olarak;
Dostluk ağır bir kelimedir.
Herkes kullanır.
Ama herkes taşıyamaz.
Yaren Leylek’i hatırlayın.
Bir balık verilmiş.
Bir iyilik yapılmış.
Ve unutulmamış.
Bu menfaat döngüsü değil; vefa döngüsüdür.
Biz hangi döngüdeyiz?
Vefa mı, fayda mı?
Bir leyleğin unutmadığı iyiliği insan neden unutur?
Bir leyleğin gösterebildiği vefayı biz gösterebiliyor muyuz?
Ama belki de en önemlisi, insanların yareni olmaktan önce
Allah’ın dostu olabilmektir.
Çünkü O’nun dostluğunu kazanan,
insanlara karşı da vefalı olur.
Tıpkı bireyler gibi toplumların ve devletlerin de yarenlere ihtiyacı vardır.
Zor zamanlarında yanında duran,
krizde yüzünü başka tarafa çevirmeyen yarenlere…
Çünkü insan nasıl yarensiz eksikse,
milletler de dostsuz yalnızdır.
Ez cümle:
Gerçek yarenlik, sözle değil; bedelle taşınır.
Ve Leylek Yaren bu bedeli ödemeye devam etmektedir.
Selam olsun bedel ödeyen yarenlere…

