Üreterek mi büyüyecek, yoksa tüketerek mi oyalanacak? Bir şehir kaderine teslim olmaz. Ya üretir, ya tüketir.

Erdal Bay

Eşiktir.

Anadolu ile Mezopotamya arasında bir eşik.
Roma’dan Bizans’a uzanan yolların kavşağı.
Selçuklu’yla kalıcılaşan, Osmanlı’da ticaretle büyüyen bir şehir.
Kervanlar geçti, ordular geçti.
Kültürler burada birbirine değdi.
Sarsıldı ama yıkılmadı.
Kilis bu yüzden derindir.

Hafızadır.

Ravanda Kalesi gibi… Yüzyıllardır ayakta duran,
Oylum Höyük gibi… Toprağın altında katman katman medeniyet saklayan,
Ulu Cami’nin gölgesi gibi… Taşın sessiz ama vakur dili.

Kilis’te kasteller vardır.
O kastellerden yalnız su akmazdı;
hayat akardı, komşuluk akardı, serinlik akardı.
Şehir yalnız geçmişiyle değil, hafızasıyla ayakta kalır.

Ve hafıza, yalnız hatırlamak değil; aynı ölçüyü sürdürmektir.

Erdal 1

Sınır kaderdir.

Sınır şehridir.
Sınır sadece iki ülke arasındaki çizgi değildir;
tarihin ve kaderin kesiştiği bir eşiktir.

Sınır şehri felçli insana benzer.
Kalbi atar. Bilinci açıktır.
Ama hareket alanı sınırlıdır.

Erdal Bay 3

Mayadır.

Bu topraklarda Türkmen irfanı vardır.
Zaman zaman farklı gösterme çabaları olsa da!!
Kilis özünde bir Türkmen şehridir.

Suriyeli nüfusunun kendi nüfusunu geçtiği dönemde bile
kimliğini kaybetmedi; mayasını korudu.

Çünkü kimlik sayı ile değil, kök ile ölçülür.

Kilis’in dili, sofrası, aile yapısı bu mayayı taşır.

Bu şehir bir sahabe hafızasıdır.
Burada ezan yüksek değil, derin okunur.

En vakur Türkmen’i de burada yaşar;
en devletçi Kürt’ü de,
en kadim Arap’ı da.
Ayrım konuşulmaz; aidiyet yaşanır.

Bu şehir insanı ayrıştırmaz; aynı kaderde birleştirir.

Kilis devletiyle kader ortaklığı kurmuş bir şehirdir.
Kurtuluş Savaşı’nda direndi.
Nice kahramanlık destanı yazıldı.

Diğer şehirler “Gazi”, “Şanlı”, “Kahraman” unvanlarını aldı.
Kilis unvan beklemedi.
Hakkını bağırarak istemedi; vakur durdu.

Kilis büyüklüğünü sesinden değil, duruşundan alır.

Kilis’e doğudan girerken tarihî Türk devletlerinin bayrakları sizi karşılar.
Batıdan çıkarken Türk bayrağı ve Atatürk silüeti eşlik eder.

Bu bir gösteri değil, bir hafıza mesajıdır.

Bu şehrin mayasıdır.

Karakterdir.

Gösteriş azdı.
Vakar fazlaydı.
Mayasında sadelik, vefa ve paylaşma vardı.

Düğün varsa mahalle hareketlenirdi.
“Misafir bizde kalsın” denirdi.
Bir ev dolarsa diğeri açılır, sofralar büyürdü.

Cenaze varsa şehir susardı.
Televizyon açılmazdı.
Yas bir evin değil, mahallenin olurdu.
Sevinç de paylaşılırdı, acı da.

Misafirlik burada bir kültür değil, refleksti.
Çay demlenir, sofra kurulurdu.
“Buyur” demek için uzun cümlelere gerek olmazdı.
Hayır sessiz yapılır, yardım duyurulmazdı.

Ben bu şehirde büyüdüm.
Ve öğrendim ki Kilis’te hayat tek başına yaşanmazdı.
Sokakları dardı; ilişkileri genişti.

Erdal Bay 4

Fırından çıkan sıcak ekmek eve varmadan paylaşılırdı.
Çocuklar alışverişe gider, dönüşte komşu kapılarını çalardı:
“Bir şeye ihtiyacınız var mı?”

Bir çocuğun terbiyesi yalnız ailesinin değil, mahallenin sorumluluğuydu.
Yanlış yapan çocuk eve varmadan düzeltilirdi.
Bu bakış korkudan değil, sahiplenmeden doğardı.

Bu şehirde çocuklar erken yetişkin olurdu.
Sorumluluk küçük yaşta omuza konurdu.
Coğrafya kaderdi belki;
ama insan o kaderin içindeki duruşuydu.

Kilisliler şecaatliydi.

Delisi de vardı…
Selli, Deli Abo… Ömer… Ölücü Hanifi, Somuyacı

İnatçıdır; ama o inat kibirden değil, direncindendir.
Sert görünür; ama merhametlidir.

Esnafın ahiliği vardı.
Burada dükkân ticarethane değil, emanetti.
Kârla değil, helalle ölçülürdü.

Memurlar burayı geçici görev yeri görmez, sahiplenirdi; dışarıdan gelen yöneticiler bile bu şehre yabancı kalmazdı.

Bağlarda sergi kurulurdu.
Ama o sergi yalnız üzüm için değildi.
İmece içindi.
Eller birleşir, yük paylaşılırdı.
Ter birlikte dökülür, ekmek birlikte kazanılırdı.

Bu şehirde insanın adı, ailesi, hikâyesi bilinirdi.
Kimsesizlik uzun sürmezdi.

Kilis küçük ama karakteri büyüktü.

Uyanıktır, Zekidir.

Kilisliler uyanıktır.
Zekidir.

Ne dedi Mustafa Kemal Atatürk:

“İlk ayak bastığım bu Anadolu toprağındaki uyanıklığa cidden hayran kaldım…”

Bu bir övgü değil, bir karakter tespitidir.

Çünkü Kilis’te uyanıklık kurnazlık değil;
hayatta kalma zekâsıdır.

Bu şehir mantıkla hareket etmeyi bilir.
Duygusu vardır; ama ölçüsünü kaybetmez.
Tepkisi vardır; ama devletiyle bağını koparmaz.

Füzeler düşer.
Yürüyüş yasağı gelir.
Yürüyüş yasaktır; ama motosiklet yasağı yoktur.
Birileri bunu fark eder.
Motoruna biner.
Sokağa çıkar.

Yasağı delmek için değil, imkânı görmek için zekâ kullanılır.

Bu şehir zekidir; ama savruk değildir.
Öfkesini kontrol eder.
Tepkisini ölçer.

Uyanıklık burada kurnazlık değil, dirençli bir akıldır.

Değer katanlar vardı.

Bir zamanlar Kilis karakter üreten bir şehirdi.
Eğitimiyle öne çıkardı.

Belki nüfusu azdı; ama yetiştirdiği insan çoktu.
Türk tarihinde devletin her kademesinde; ilimde, sanatta, ticarette bir Kilisli imzası vardı.

Alaattin Yavaşça…
Sesiyle yalnız bir makamı değil, bir medeniyeti taşıdı.

Muallim Rıfat Bilge…
İlim adamı, kültür hafızasının iz sürücüsü.

Ve daha niceleri…
Kilis’ten çıkan terbiye götürürdü, vizyon götürürdü, değer katardı.
Dünyanın neresine giderseniz gidin bir Kilisliye rastlarsınız.
Ve o Kilisli sizi sahiplenirdi.

Gurbet Kilisliyi dağıtmış olabilirdi;
ama koparamamıştı.
Nereye giderse gitsin yanında vefayı taşırdı.

Bu şehri sevenleri çoktu…

Bir şehri şehir yapan yalnızca tarihi değildir.
Onu asıl var eden insanıdır.

Geçmişte Abdi Bulut, Hannan Ağa, Ekrem Çetin gibi şehre nice adanmış isimler vardı.
İsimleri makamla değil, hizmetle anıldı.
Bu şehirde siyaset kürsü değil, emanetti.
Şehre harcanan ömür iz bırakırdı.

Bugün de başarılı siyasileri vardır.

Bu şehre adanmış isimler de var.

Şehir onların omuzlarında da durur.

Yaşar Aktürk…
Berber Yaşar.
Yıllarca bir beklentiye girmeden hizmet etti.
Küçüklüğümden beri adını duyarım.
Her yaraya merhem olurdu.
Ama görünürde değil, gönüllerdeydi.

Yalnız değildi.
Mehmet Yıldırım (Çilo)…
Coşkun Karabaş…
Topçuoğlu, Kazancıoğlu, Şerefoğlu aileleri…

Selim Danış, yalnız bir yurt müdürü değil; emanet edilen gençliğe sahip çıkmayı görev değil sorumluluk bilen bir duruştur.

Ve daha niceleri…

Onlar bu şehrin vicdanıdır.
Sessiz omurgasıdır.

Kazandıklarını büyütmek için değil, paylaşmak için harcarlar.
Bir okul yapılacaksa kapıyı ilk onlar çalar.
Bir ihtiyaç varsa isimsiz karşılarlar.
Bir genç okuyacaksa arkasında görünmeden dururlar.

Varlıkları ile değil, Kilis’te var olmaları ile anlam kazanırlar.

Bazı servetler bankada büyür,
bazıları şehirde insana yapılan yatırımda…
Burada zenginlik rakamla değil,
bir çocuğun eğitiminde, bir esnafın direncinde,

bir mahallenin ışığında bıraktığı etkiyle ölçülür.

Bu şehrin çok değerli bürokratları var; yeni Valimiz, Emniyet Müdürümüz ve diğerleri… Makamı temsil etmekle yetinmeyen, şehrin yükünü omuzlayan insanlar.

Hastane başhekimi Fazıl hoca var;
ihtiyaç neredeyse orada.
Sadece makamda değil, sahada.

Genç bir belediye başkanı var Hakan Bilecen.
Derdi Kilis. Hatası olduğunda “Evet, hata yaptım” diyen biri.

Bir şehir için mesele hatasız olmak değildir;
hatayı sahiplenebilmektir.
Hata yapana vurmak değil,
hatasını düzeltebilmesi için destek olmaktır.

Asıl mesele, memleketinde kalıp hizmet etmeye çalışan evlatlara sahip çıkmaktır.
Sorumluluk almaktır.
Özeleştiri yapabilmektir.

Ve keşke…
Kalleş havasını kapatarak şehrin havasını kirletenler,
tarım arazilerini hoyratça imara açanlar,
küçük hesaplarla! yanlış kararlarla bizi geride bırakanlar da
hiç değilse kendi vicdanlarında bir muhasebe yapabilse.

Asıl mesele, bu şehri beklentisiz sevebilmektir.

Bugün…

Belki de…
Kilis yorgundur.

Ekonomik olarak daralmıştır;
fakirleşmiş, işsizlik artmış, sınır ticaretinin eski canlılığı azalmıştır.

Esnaf ayakta kalma mücadelesi vermektedir.
Gençler iş aramakta, göç artmaktadır.
Eğitimde sorunlar vardır.
Kültürel kodların aşınma riski büyümektedir.

Ekonomik daralma yalnız cebi değil, ruhu da daraltmaktadır.

Ama biliriz, bu şehir daha ağır yükler taşımıştır.


Gelecekte…

Şehir karakter üretmeye devam edecek mi?

Yoksa eskinin hikayelerini mi anlatacağız?
Organize Sanayi Bölgesi’ni ve jeopolitik eşik olma imkânını fırsata çevirerek daha da büyüyecek mi?

Bu süreçte özellikle siyasiler çalışmalarını daha da artıracak mı?
Kilis ortak paydasında daha çok çalışmaya devam edecekler mi?

Yoksa enerjileri yalnızca dönerci ve kafe açılışlarına mı harcayacak?
Elbette onlar da rızık kapısıdır; olmalıdırlar da.
Ama bir şehrin ufku yalnız bu kapılarla sınırlı kalırsa, şehir büyümez.

Üniversite daha fazla bilgi üretecek mi?

Üretilen bilgi üretime dönüşecek mi? Üretim arttıkça şehir güçlenecek mi?

Sonuç nettir:
Üreterek mi büyüyecek, yoksa tüketerek mi oyalanacak?

Bir şehir kaderine teslim olmaz.
Ya üretir, ya tüketir.

Ve şehirler tüketerek büyümez.

Ez cümle;

Bu şehirde doğdum, büyüdüm.
Yalnız yaş almadım; anlam kazandım.

Bu şehri sevdim.
Çocuklarıma da sevdireceğim.

Her şey bir şehri sevmekle başlar. Ben Kilis’i seviyorum.

Ve sevmek yalnızca bir duygu değil sorumluluktur!!!

Selam olsun bu sorumluluğu alabilenlere!!!

Erdal Bay 5