Ceylan bu sorulara doğrudan cevap vermiyor. Seyirciyi de karakterlerle birlikte bu karanlık alanın içine çekiyor.
Bazı filmler bittiğinde hikâye sona erer. Bazı filmler ise jenerik aktıktan sonra başlar. Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun filmi de tam olarak böyle bir yapım. Film, seyirciye kolay cevaplar vermek yerine insanın kendi vicdanıyla baş başa kalmasını sağlıyor.
Üç Maymun, ilk bakışta bir aile dramı gibi görünse de aslında çok daha büyük bir meselenin hikâyesini anlatıyor: Gerçeği bilmesine rağmen susmayı seçen insanın hikâyesini.
Filmin merkezinde Eyüp, Hacer ve İsmail’den oluşan bir aile var. Yaşanan bir olay, ailenin bütün dengelerini altüst ediyor. Ancak asıl dikkat çekici olan olayın kendisinden çok, karakterlerin bu olay karşısındaki tutumu. Her biri gerçeğin farklı bir tarafına dokunuyor fakat hiçbiri gerçeği bütünüyle ortaya çıkarmayı tercih etmiyor.
İşte filmin ismi de burada anlam kazanıyor.
Görmemek, duymamak ve konuşmamak...
İnsan bazen gerçeği bilmediği için değil, bildiği gerçekle yüzleşmek istemediği için susar. Üç Maymun tam da bu noktada izleyicinin karşısına ağır bir soru çıkarıyor: Bir gerçeği bilmek mi daha zordur, yoksa o gerçekle yaşamaya devam etmek mi?
Ceylan’ın sinemasında karakterlerin suskunluğu en az söyledikleri sözler kadar önemlidir. Uzun sessizlikler, bakışlar, yüz ifadeleri ve mekânların karanlığı filmin atmosferini oluşturur. Karakterlerin konuşmadığı anlarda bile aslında çok şey anlatılır.
Filmde aile, güven ve sadakat kavramları da sürekli sorgulanıyor. Bir sırrı saklamak aileyi koruyabilir mi? Gerçeği gizlemek insanları birbirine yakınlaştırır mı, yoksa aralarındaki mesafeyi daha da mı büyütür?
Ceylan bu sorulara doğrudan cevap vermiyor. Seyirciyi de karakterlerle birlikte bu karanlık alanın içine çekiyor.
Filmin en güçlü taraflarından biri, hiç kimseyi tamamen masum ya da tamamen suçlu bir yere yerleştirmemesi. Her karakterin davranışlarının arkasında başka bir korku, başka bir ihtiyaç ve başka bir çaresizlik bulunuyor. Bu nedenle film boyunca seyircinin karakterlere ilişkin düşünceleri sürekli değişebiliyor.
Ancak Üç Maymun yalnızca karakterlerin hikâyesi değil. Aynı zamanda toplumun gerçeğe karşı tutumuna dair de güçlü bir metafor.
Görmemek için gözlerimizi kapatabiliriz.
Duymamak için kulaklarımızı tıkayabiliriz.
Konuşmamak için susabiliriz.
Ama bunların hiçbiri gerçeği ortadan kaldırmaz.
Film, insanın kendi yarattığı sessizliğin içinde nasıl sıkışabileceğini gösteriyor. Saklanan her gerçek, söylenmeyen her söz ve ertelenen her yüzleşme, karakterlerin hayatında yeni bir kırılma yaratıyor.
Nuri Bilge Ceylan’ın kamerası da bu hikâyeyi acele etmeden anlatıyor. İstanbul’un ve özellikle aile yaşamının içindeki sıkışmışlık, filmin görsel dünyasına yansıyor. Karanlık görüntüler, kapalı mekânlar ve karakterlerin yüzlerindeki ifadeler, anlatının psikolojik ağırlığını artırıyor.
Üç Maymun seyircisini rahat ettiren bir film değil. Çünkü bize başkalarının suskunluğunu izletirken kendi hayatımızdaki suskunlukları da düşündürüyor.
Belki de filmin en rahatsız edici tarafı burada.
Hepimiz hayatımızın bir döneminde bir şeyleri görmezden gelmiş, duymamış veya söylememiş olabiliriz. Bazen birini korumak için, bazen kendimizi korumak için, bazen de gerçekle yüzleşmeye cesaret edemediğimiz için...
Ceylan’ın filmi tam olarak bu insanlık hâlini anlatıyor.
Üç Maymun, suçtan çok suçun insanın içinde bıraktığı izlerle ilgileniyor. Gerçekten kaçmanın mümkün olup olmadığını sorguluyor. Ve seyirciyi, filmin sonunda kolay bir cevapla değil, uzun süre zihninde taşıyacağı bir soruyla baş başa bırakıyor:
Gördüğümüz halde görmezden geldiğimiz, duyduğumuz halde sustuğumuz kaç gerçek var?
Belki de Üç Maymunun asıl hikâyesi tam burada başlıyor.