Kendini sürekli eskiten bir zaman diliminden geçerken, yazmak da bir hayli zor hale geliyor.
Kendini sürekli eskiten bir zaman diliminden geçerken, yazmak da bir hayli zor hale geliyor.
Daha mürekkebi kurumadan yazılan veya konuşulan her şey ya eskiyor ya da bilinmezin uçurumunda yuvarlanıp gidiyor.
Herkesin her şeyi anında gördüğü veya öğrenmeye çalıştığı bu dönemde, yazmanın veya konuşmanın daha kolay olacağı sanılıyordu ama tam tersi oldu diye düşünüyorum.
Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle beraber bildiklerimiz ve gördüklerimiz artarken, dünün kavramlarıyla yorumlama veya anlama çabamız ne yazık ki yetersiz kalıyor.
Eskiden “Türkiye’de her gün bir gündem doğar, ölür” diye bir laf dolaşırdı; şimdi ise bu kaos, Trump’ın ilk dönemiyle hızlanarak küresel bir norm hâline geldi ve ikinci döneminde de (2025’ten beri) iyice perçinlendi. Trump’ın 2016-2020 arası yönetimiyle başlayan süreç – tweet fırtınaları, ani kararlar, ticaret savaşları, beklenmedik çıkışlar – haber döngüsünü öyle hızlandırdı ki, bir olay patladığında ertesi gün yenisi geliyor, eskisi unutuluyor. Pandemi, seçim tartışmaları, Ukrayna savaşı, Gazze krizi, İran gerilimleri, Çin’le rekabet derken dünya artık sürekli bir “gündem mezbahası”na döndü. “Anında eskiyen, kıymetsizleşen ve yenisini doğurmadan tekrar eskiyen” bir curcuna tam da bu.
Eskiden bizde bu hız “özel” sayılırdı, şimdi ise neredeyse herkes yaşıyor. Sosyal medya ve 7/24 haber akışı da bunu körüklüyor; dikkat süresi kısaldı. Dünya Türkiyeleşti, hem de fena hâlde. Eskiden bizde olurdu bu iş: Sabah bir bomba patlar, öğlen başka bir skandal çıkar, akşam yepyeni bir “şok gelişme” yaşanırdı. İnsanlar “Yahu bu ülkede bir gün sakin geçmiyor” diye iç geçirir, sonra alışır, kahvesini yudumlayıp hayatına devam ederdi. Diğer tarafta, Avrupa’da, Amerika’da filan gündemler ağır ağır dönerdi; bir konu aylarca konuşulur, sindirilir, tartışılır, sonra unutulurdu. Bizim hızımız onlara deli hızı gibi gelirdi.
Şimdi? Şimdi bütün dünya bizim eski hâlimize döndü. Trump ikinci kez koltuğa oturduğundan beri (hatta belki daha öncesinden) haber akışı öyle bir hızlandı ki nefes alacak vakit kalmadı. Bir kararname çıkıyor, ertesi gün iptal ediliyor gibi görünüyor ama aslında yenisi geliyor. Bir tweet atılıyor, dünya ayağa kalkıyor; iki saat sonra başka bir tweet’le her şey tersine dönüyor. Ticaret savaşları, sınır duvarları, müttefiklere restler, ani yaptırımlar, sonra yumuşama sinyalleri... Hepsi aynı gün içinde yaşanıyor. Dün “kırmızı çizgi” dediğin bugün “pazarlık unsuru” oluyor. Dün “müttefik” dediğin bugün “düşman” ilan ediliyor. Eskiyen gündemler kıymetsizleşiyor, yenisi doğmadan eskisi çöpe atılıyor.
Bu curcuna lafın gelişi değil artık. Gerçek bir curcuna. Dünya düzeninin klasik işleyişi – o ağır, o öngörülebilir, o “kurallar var” havası – yerle bir olma yolunda. “Multipolar kaos” diyorlar adına; ben ise sancılı bir doğum diyorum. Yeni bir düzen mi geliyor, yoksa bu sancı mı yeni düzenin ta kendisi? Bilmiyoruz. Kimse bilmiyor. Trump’ın tarzı bu: Kaosu yönetmek değil, kaosu üretmek ve içinde yüzmek. O hızda kalanlar ayakta kalıyor, yavaşlayanlar eziliyor.
Bize tanıdık geliyor tabii. Yıllardır yaşıyoruz bunu. Ama şimdi herkes yaşıyor. Avrupa’da insanlar “Neler oluyor?” diye soruyor, Amerika’da “Bu normal mi?” diye şaşırıyor. Biz ise içimizden “Hoş geldiniz” diyoruz, “Biz bunu 20-30 yıldır yaşıyoruz; siz daha yeni başladınız.”
Peki nereye varır bu? Daha mı kaotik olacak? Muhtemelen evet. Yeni bir denge mi kurulacak? Belki, ama o denge de eski dengeye hiç benzemeyecek. Çünkü hız bir kere yerleşti mi, yavaşlamak lüks hâline geliyor. Dikkat süresi kısaldı, hafıza silindi, vicdanlar yoruldu. Her şey anlık tüketiliyor: Öfke, sevinç, şok, umut... Hepsi 24 saatte tüketilip yenisi bekleniyor.
Bazen düşünüyorum: Bu curcuna belki de dünyanın yeni normali. Eskiden “sakin bir dünya” hayali kurardık. Artık o hayal bile lüks. Belki de asıl mesele bu hızda nefes almayı öğrenmek. Ya da en azından kendimizi kaybetmemek. Çünkü gündemler eskise de insan eskimez. En azından eskimesin.