Gerçek şu ki; asgari ücret, toplumsal refahın en alt sınırını temsil ediyor olmalı. Eğer konuşulan rakamlar bu sınırın altında kalıyorsa, ortaya çıkan ücret bir “geçim ücreti” olmaktan çıkıp sadece “çalışma karşılığı bir ödeme” haline geliyor.

Asgari ücret tartışmaları yine hararetli biçimde gündemin merkezine oturdu. Her yıl olduğu gibi masada farklı rakamlar dolaşıyor, kulis bilgileri sosyal medyaya sızıyor, taraflar “mümkün olanı” ve “gerçekçi olanı” tartışıyor. Ancak tüm bu matematiksel hesapların arasında gözden kaçan temel bir gerçek var; konuşulan hiçbir rakam, çalışanların yaşadığı ekonomik gerçeklikle örtüşmüyor.

Bugün dört kişilik bir ailenin temel gıda, barınma, ulaşım ve enerji giderlerini alt alta koyduğumuzda, konuşulan asgari ücret rakamlarının çok gerisinde kalan bir geçim tablosu ortaya çıkıyor. Üstelik bu tabloya “insani yaşam koşulları” olarak tarif edilebilecek kültürel katılım, sosyal hayat, eğitim veya birikim ihtiyacını dahil ettiğinizde fark daha da büyüyor.

Kulislerde dillendirilen rakamlar, çoğu zaman enflasyonun geçici düşüş trendine veya işveren yüklerinin dengelenmesine göre şekilleniyor. Oysa çalışanlar için mesele sadece “bir maaş” değil; ay sonunu getirmek, borçlardan sıyrılmak, çocuğunun okul masrafını karşılamak ve temel insan onurunu koruyarak yaşayabilmek. Masada konuşulan miktarlar ise bu gerçekliğin gerisinde kalıyor.

Bir başka sorun, asgari ücretin artık Türkiye’de neredeyse “genel ücret düzeyi” haline gelmesi. Sadece vasıfsız işlerde değil, deneyim ve yetkinlik gerektiren pek çok sektörde de maaş skalası asgari ücretin bir tık üzerinde seyrediyor. Dolayısıyla asgari ücrete yapılacak her artış, milyonlarca kişinin hayat standardını doğrudan belirliyor. Ancak tartışılan rakamlar, bu geniş kitlenin ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir iyileştirmeden çok, ekonomik göstergeleri bozmadan süreci yönetme çabasını yansıtıyor.

Gerçek şu ki; asgari ücret, toplumsal refahın en alt sınırını temsil ediyor olmalı. Eğer konuşulan rakamlar bu sınırın altında kalıyorsa, ortaya çıkan ücret bir “geçim ücreti” olmaktan çıkıp sadece “çalışma karşılığı bir ödeme” haline geliyor. Bugün masada dolaşan rakamlar ise çalışanı yoksulluk sınırının etrafında döndürmeye devam ediyor.

Tartışmalar sürecek, rakamlar değişecek, taraflar pazarlık yapmaya devam edecek. Ancak asıl mesele hâlâ masada bekliyor; Türkiye’de milyonlarca çalışanın insanca yaşayabileceği, geleceğe kaygıyla değil umutla bakabileceği bir ücret standardını konuşmak… Bu sağlanmadığı sürece, rakamın kaç olduğu değil, yine yetersiz kaldığı konuşulacak.