Bugün alınmayan önlemler, yarın çok daha sert kısıtlamalar ve ağır bedellerle gündeme gelebilir. Bu nedenle Ankara için su meselesi, dönemsel bir gündem değil; sürekli, planlı ve kararlı bir yönetim anlayışı gerektiren hayati bir başlık olarak ele alınmak zorunda.
Geçen yılın kış aylarında barajlarda görülen tehlikeli düşüşün ardından bu yıl kısmi yükselişler yaşandı. Ancak su seviyeleri hala güvenli sınırların oldukça altında; gündelik hayatımızı şekillendiren her damla suyun değeri yeniden sorgulanmalı. Bir kent için “su bolluğu” sadece rakamlar değil, yaşam kalitesi, ekonomik refah ve sosyal istikrar meselesidir.
Ankara’da baraj doluluk oranlarının %16 civarına yükselmiş olması bir nebze moral verse de bu, susuzluk korkusunu ortadan kaldırmıyor. Aksine, bu rakamlar bize iklim değişikliğinin, plansız tüketim politikalarının ve yerel yönetimlerin su stratejilerinin ne kadar belirleyici olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Su sadece musluklardan akan sıvı değildir; toplumsal refahın, ekonomik istikrarın ve gelecek planlamasının temel bileşenidir.
Bugün suyu korumak, yarının Ankara’sını güvence altına almak demektir. Su kesintileri, kontrollü su dağıtımları ve “tasarruf” kelimeleri sıradan gündelik kaygılar olmamalı; su yönetimi artık herkesin günlük dili olmalıdır.
Ankara’nın barajlarında su hâlâ var ama bu, varsayabileceğimiz kadar çok değil. Bugün attığımız her su tasarrufu adımı, yarın çıkacak büyük krizin önünü açabilir veya kapatabilir. Su, artık sadece bir kaynak değil; bir sorumluluktur.
Ankara’nın yaşadığı su sorunu yalnızca mevsimsel yağışlara ya da baraj doluluk oranlarındaki geçici artışlara bırakılabilecek bir mesele değil. Asıl sorun, suyun nasıl yönetildiği, nasıl tüketildiği ve geleceğe dönük nasıl planlandığıyla ilgili. Bugün barajlardaki doluluk oranları yüzde 20’nin altında seyrediyorsa, bu tabloyu sadece “kurak bir yıl” başlığıyla açıklamak yetersiz kalıyor. Kentin nüfus artışı, yapılaşma hızı, tarımsal sulama alışkanlıkları ve günlük tüketim pratikleri birlikte ele alınmadıkça su krizi kronik bir soruna dönüşüyor.
Bu noktada atılması gereken adımların başında, su tasarrufunun bireysel bir tercih olmaktan çıkarılıp kamusal bir politika haline getirilmesi geliyor. Şehir genelinde kayıp-kaçak oranlarının azaltılması, yeşil alan sulamalarında içme suyu kullanımının sınırlandırılması ve alternatif su kaynaklarının daha etkin değerlendirilmesi artık ertelenemez başlıklar arasında yer alıyor. Aynı şekilde, yağmur suyu hasadı gibi yöntemlerin yeni yapılaşmalarda zorunlu hale getirilmesi ve mevcut binalarda teşvik edilmesi de uzun vadeli çözümün önemli parçalarından biri.
Öte yandan su krizinin yönetimi yalnızca teknik önlemlerle sınırlı kalmamalı. Şeffaf veri paylaşımı, kamuoyunun düzenli olarak bilgilendirilmesi ve olası risk senaryolarının açıkça ortaya konulması, toplumsal farkındalığın artmasını sağlar. Çünkü suyla ilgili alınan her karar, yalnızca bugünü değil, Ankara’nın önümüzdeki yıllardaki yaşam kalitesini de doğrudan etkiliyor. Barajlardaki her yüzde puanlık düşüş, aslında kentin geleceğine dair sessiz bir uyarı niteliği taşıyor.
Bugün alınmayan önlemler, yarın çok daha sert kısıtlamalar ve ağır bedellerle gündeme gelebilir. Bu nedenle Ankara için su meselesi, dönemsel bir gündem değil; sürekli, planlı ve kararlı bir yönetim anlayışı gerektiren hayati bir başlık olarak ele alınmak zorunda.