Ramazan ayı, yalnızca takvimde işaretlenen bir zaman dilimi değil; insanın kendine, topluma ve inancına yeniden baktığı bir muhasebe mevsimidir.
Ramazan çoğu zaman oruçla anılır. Oysa oruç, bu ayın görünen yüzüdür; asıl dönüşüm iç dünyada başlar. Gün boyu süren açlık ve susuzluk, yalnızca bedeni değil, alışkanlıkları da terbiye eder. İnsan, en temel ihtiyaçlarını erteleyerek iradesini hatırlar. Bu hatırlayış, modern hayatın tüketim merkezli akışına karşı sessiz bir itiraz gibidir.
Hızın, gösterişin ve sürekli sahip olma arzusunun yüceltildiği bir çağda Ramazan, “yavaşla” der. Sofraya oturmadan önce beklemek, ezanı duymadan suya uzanmamak, insanı zamana karşı daha bilinçli kılar. Bu bilinç, sabrın günlük hayattaki karşılığıdır.
Ramazan aynı zamanda toplumsal bir iklim oluşturur. İftar sofraları, paylaşılan ekmek, verilen zekât ve fitre; hepsi dayanışmanın görünür hâlidir. İhtiyaç sahibini hatırlamak bu ayda yalnızca bireysel bir tercih değil, kolektif bir sorumluluk olarak yaşanır.
Komşuya götürülen bir tabak yemek, kalabalık iftar sofralarında kurulan dostluklar, camilerde omuz omuza kılınan namazlar… Tüm bunlar, toplumun görünmeyen bağlarını güçlendirir. Ramazan, bireysel ibadetin toplumsal karşılık bulduğu nadir zamanlardan biridir.
Ramazan’ın en önemli taraflarından biri de insanı kendi iç dünyasıyla baş başa bırakmasıdır. Gün içinde tutulan dil, kontrol edilen öfke, sakınılan kırıcı sözler; aslında nefisle verilen küçük ama anlamlı mücadelelerdir. Aç kalmak kolay olabilir; zor olan, kalbi ve dili de oruçlu tutabilmektir.
Bu yönüyle Ramazan, bir arınma fırsatıdır. Geçmiş hatalarla yüzleşmek, kırılan kalpleri onarmak, küskünlükleri bitirmek için bir eşik sunar. Affetmek ve bağışlanma dilemek, bu ayın ruhuna en çok yakışan davranışlardandır.
Ne var ki son yıllarda Ramazan, kimi zaman aşırı tüketimle anılır hâle geldi. İftar sofralarının israfa varan zenginliği, indirim kampanyaları ve gösterişli organizasyonlar; ayın ruhuyla çelişen bir tablo oluşturabiliyor. Oysa Ramazan, fazlalıklardan arınma çağrısıdır.
Asıl mesele, sofranın zenginliği değil; kalbin sadeliğidir. Paylaşmanın, şükrün ve tefekkürün öne çıktığı bir Ramazan, bireyi de toplumu da daha dengeli kılar.
Ramazan ayı, açlıkla sınanan bir bedenin ötesinde; sabırla, merhametle ve dayanışmayla güçlenen bir ruhu temsil eder. Her yıl gelen bu ay, aslında bize aynı soruyu sorar: Hayatın koşturmacası içinde neyi ihmal ettik? Belki de Ramazan’ın önemi, bu soruya dürüstçe cevap verebilme cesaretinde saklıdır.