Ahlaki üstünlüğün olmadığı, söylem ve görüntüde din tüccarlığı yapan büyük bir kesim var. Taktıkları maske, takındıkları tavırda öyle profesyoneller ki bunların karşısında kendinizden şüphe edersiniz.

Bu tipler söylemde Filistin davasına gönül verdiklerini söyler. İsrail’e dair hiçbir şey kullanılmaması yönünde tavır takınırlar ama sofralarına gelen kolayı kimse görmeden midelerine boca ederler.

Bu tipler siyasi kimliklerinde mevcut iktidarın borazanlığını yaparken bu tavrın kıyısına, berisine kendi menfaatlerini sıkıştırmayı ihmal etmezler

Bu tipler lafta dindar, lafta mazlum için sorumluluk sahibi, lafta örnek bir ahlaki duruşa sahipken zamanla her şeyin onlar için lafta olduğu gerçeğini unuturlar. Maskeleri düşse dahi onlar tiyatrolarını en iyi şekilde oynamaya devam ederler

Bu tipleri yaratan, ortada dolanmalarını sağlayan kim? Bu tipler temsil ettikleri makamın hakkını verme sorumluluğuna sahipler mi? İşte bütün mesele burada yatıyor. Hatır ve bireysel menfaatler sayesinde memleketin asalak sayısı o kadar çok ki.

Siyasi anlamda iktidarın verdiği çaba suistimal edilmiş, bu tipler sayesinde 20 yılın sonrasında birçok kesim bu asalaklar yüzünden mücadele sahasını terk etmek zorunda kalmıştır.

Bugün memleketin ihtiyaç duyduğu samimiyet sadece söylem edebiyatına hapsedilmişse, Bugün memleket sevdası bireysel menfaate dönüşmüşse, Memleket çıkarlarını gözetenler ya bir yol bulacak veya yeni bir yol açacaktır.

Bu yol eskilerin hurdalığından parça almakla değil, samimi bireysel tutumların kartopu etkisi yapmasına, dolayısıyla bireysel tutumun kitlesel bir etkiyle kucaklaşmasına vesile olacaktır.

Artık devlet verdiyse haktır demek yerine, devletin verdiğine karşı ben ne yaptım sorusunu kendisine soran, Hak edilmiş olanın vicdan sınavından kolay aştığı yeni bir bakış açısı hâkim olmalı.

Türkiye’nin bütün kodlarını kucaklayan, kavgadan değil sevgiden beslenen, itici değil çekici olan yeni bir tutum sergilenmelidir.

Memleketin çıkarını kendisinden üstün gören bireylerin, memleket hanesine ne kazandırdığı ile ilgilenen amir, memur sayısının çoğalması için mücadele verilmelidir.

Mesai saati dolmadan evine kaçan değil, memleketine her zaman borçlu olan ve mesai mefhumunu gözetmeyen yeni bir yaklaşım oluşmalıdır.

Kim hangi işi hangi koşul ve imkanlarda yapıyorsa en iyisini en az masrafla yapmanın becerisini geliştirmeli, kendi cüzdanları için yaptıkları tasarruf planlamalarını devletin çıkarı için de yapmaya gayret göstermeliler.

Japon eşinden dolayı Japonya Havalimanında saatlerce bekletilen Türk arkadaşımız sabırsız davranarak asabileşir ve önünde duran sehpaya olması gerekenden daha fazla baskı uygular ve sehpa paramparça olur.

Japon eş ülkesinin sehpasını kıran, ülkesine zarar veren Türk damatla evlenmekten vazgeçer. Sebep? Ülkeme zarar veren bir kişi ile asla evlenemem! Peki 84 milyon vatandaşız, bu hassasiyet hangimizde var?

İşte bu hassasiyetin 84 milyonun tamamında oluşacağına inanan yeni adımlar atmalı, yeni eğitim metotları geliştirmeli, yeni aidiyet unsurları bulmalıyız. Zira dünyada ahlaki anlamda birbirlerine benzeyen Japon ve Türk halkı örnek ülke olma aşamasına artık geçmeli.

Japonların iş ahlakı, vatan sevdası nasıl ki toplum bilinci ile elde edilmiş ise vatan sevdası imandandır söylemimizi hakkıyla yaşama adımı bize süper güç olma yolunu açacaktır.

Bu inanç ve gayretin bireyselden kitlesele dönüşeceğini hatırlatarak, öncelikle her bireyin kapısının önünü süpürmeyle işe koyulması gerektiğinin elzem olduğu kanaatini taşıyorum.