Öz Pilsen Sendikası Genel Başkanı Mehmet Avşar, enerji krizi, artan petrol fiyatları ve bunun çalışma hayatına yansımalarına ilişkin yaptığı açıklamada, yaşanan gelişmelerin doğrudan üretim süreçlerini ve emekçilerin yaşamını etkilediğini vurguladı.

Enerji hatlarında kırılma, piyasalarda şok etkisi

Genel Başkan Mehmet Avşar, küresel enerji arzında ciddi bir daralma yaşandığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası petrol fiyatları hızlı bir şekilde dalgalanmaya başladı. Savaşın etkisiyle, özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji geçiş noktalarında büyük aksamalar da yaşanıyor. Bu hatta işlem gören petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri risk altında ve yüz milyonlarca varillik kayıp olasılığı devam ediyor ve piyasalara doğrudan yansıyor.

Bu gelişmelerle birlikte petrol fiyatları da hızla yükseliyor, enerji maliyetleri küresel ölçekte sert bir artış trendine giriyor. Petrol fiyatları savaş öncesine göre yüzde 40’ın üzerinde artarken, doğal gaz fiyatları yüzde 50’yi aşıyor.”

Maliyet şoku derinleşiyor

Öz Pil-Sen Genel Başkanı Mehmet Avşar, savaşın petrokimya işkolu üzerindeki etkilerinin artık doğrudan üretim sahasında hissedildiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Petrol ve doğal gaz, petrokimya sektörünün ana hammaddesidir. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan fiili tıkanma, küresel enerji arzını doğrudan sekteye uğratmıştır. Savaş öncesinde dünya petrol tüketiminin ve LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin bu hattan geçtiği düşünüldüğünde, 1–25 Mart tarihleri arasında boğazdan geçen gemi sayısının yalnızca 144’te kalması ve bu rakamın savaş öncesi bir günlük seviyeye denk gelmesi, tedarik zincirindeki kırılmayı açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum yalnızca fiyat artışı değil, hammaddeye erişimde doğrudan bir risk anlamına gelmektedir.

Petrol fiyatlarındaki yükselişle birlikte petrokimya hammaddelerinde de sert fiyat sıçramaları yaşanmıştır. Plastik ve ambalaj üretiminde maliyet artışları yüzde 60 seviyelerine ulaşırken, bazı polimer ürünlerinde bu oran yüzde 100’e kadar çıkmıştır. Polietilen (PE), polipropilen (PP) ve PET gibi temel girdilerde fiyatlama mekanizmaları bozulmuş; bazı ürünlerde ‘parayla dahi temin edilememe’ noktasına gelinmiştir. Bu tablo, klasik bir maliyet artışının ötesinde arz şoku ve piyasa kilitlenmesi anlamına gelmektedir.”

Arz şoku ve tedarik zincirinde kırılma

Genel Başkan Avşar, krizin yalnızca fiyatlarla sınırlı olmadığını, üretim ve lojistik hatlarda çok boyutlu bir daralma yaşandığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Hürmüz hattındaki aksama, enerji arzının yanı sıra lojistik zinciri de felç etmiştir. Alternatif rotalara yönelen sevkiyatlarda navlun maliyetleri ve sigorta primleri katlanmış, teslim süreleri ciddi şekilde uzamıştır.

Türkiye sanayisinin önemli bir bölümü petrokimya hammaddelerini Körfez üzerinden temin etmektedir. Yıllık yaklaşık 2 milyar dolarlık ithalatın önemli kısmı bu hat üzerinden sağlanmaktadır. Bu nedenle yaşanan aksama; otomotivden beyaz eşyaya, tekstilden ambalaja kadar birçok sektörde üretim maliyetlerini artırmakta, bazı tesislerde ise üretim sürekliliğini tehdit etmektedir. Sahadan gelen bilgiler, sanayi bölgelerinde stokların hızla eridiğini ve üretim hatlarında duruş riskinin gündeme geldiğini göstermektedir.

Uzman değerlendirmeleri, stratejik petrol stoklarının piyasaya arz edilmesinin fiyat oynaklığını kısmen sınırlayabileceğini ancak lojistik darboğaz ve jeopolitik risk sürdüğü sürece kalıcı bir çözüm üretmeyeceğini ortaya koymaktadır. Nitekim krizin temelinde yalnızca arz miktarı değil, arzın güvenliği ve sürekliliği sorunu bulunmaktadır.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın dahi tüketimi kısmaya yönelik ‘uzaktan çalışma’ ve ‘hız sınırı’ gibi tedbirleri gündeme getirmesi, krizin ulaştığı boyutu göstermektedir.

Dardanel işçileri: Sizin küçülme dediğinize biz işçi kıyımı diyoruz
Dardanel işçileri: Sizin küçülme dediğinize biz işçi kıyımı diyoruz
İçeriği Görüntüle

Petrokimya sektörü; plastikten gübreye, ambalajdan ilaca kadar bir çok kritik üretim alanının temel girdisini sağlamaktadır. Bu nedenle burada yaşanan daralma, zincirleme bir etkiyle sanayinin geneline yayılmakta ve nihai ürün fiyatlarına doğrudan yansımaktadır. Nitekim ambalaj maliyetlerinde yüzde 25-30’lara varan artışlar, başta gıda olmak üzere günlük tüketim ürünlerinde ciddi fiyat baskısı oluşturmaktadır.”

“Emek korunmalı, denge gözetilmeli”

Enerji fiyatlarındaki artışın zincirleme bir etki yarattığını vurgulayan Avşar, şu ifadeleri kullandı:

“Petrol, Plastik Kimya, ilaç ve lastik gibi enerji yoğun sektörler, bu krizden en hızlı etkilenen iş kolları arasında yer almaktadır. Artan enerji maliyetleri üretim süreçlerini yavaşlatırken, işverenler üzerinde yatırımları erteleme ve bununla birlikte de maliyetleri işçiye yansıtma baskısı oluşturuyor; bu durum işten çıkarmalar, ücret baskısı ve sosyal haklarda gerileme riskini doğuruyor.

Sanayi maliyetlerinin artması, mal ve hizmet fiyatlarına yansımakta, enflasyonist baskıyı derinleştirmekte ve piyasalarda belirsizliğe yol açmaktadır. Bu dalga, ticaretten lojistiğe, ulaşımdan turizme kadar geniş bir alana yayılır ve yükün en ağır kısmı doğrudan emekçilerin omuzlarına biner.

Bugün yaşananda maalesef budur. Emekçinin alım gücü gerilerken, ücretler hayat pahalılığı karşısında hızla erimekte; iş güvencesi üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Küresel ölçekte yaşanan bu enerji krizi, sonuçları itibarıyla en ağır şekilde çalışan kesimleri etkilemekte ve krizin maliyeti adım adım emekçilerin omuzlarına bırakılmaktadır. Biz bunu kabul etmiyoruz.

Bu nedenle de ekmek teknemizin korunmasını istiyoruz. Üretimin sürdürülebilirliği kadar emekçinin korunması da zorunludur; ücretler enflasyon karşısında güvence altına alınmalı, iş güvencesi ve sosyal haklar gerilememelidir.”

Piyasa dengesi ve üretim güvencesi sağlanmalı

Öz Pil-Sen Genel Başkanı Mehmet Avşar, krizin etkilerinin sınırlandırılması için yalnızca genel ekonomik tedbirlerin değil, doğrudan sektöre yönelik hedefli müdahalelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Sektörde yaşanan dalgalanma yalnızca maliyet artışıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda stokçuluk ve spekülatif fiyat hareketleri de piyasadaki dengesizliği derinleştirmektedir. Bu nedenle denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve piyasa bozucu uygulamalara karşı hızlı müdahale edilmesi gerekmektedir.

Savaş ortamı yalnızca maliyetleri değil, ticari ilişkileri de bozmuştur. Bazı tedarikçilerin sözleşmeleri iptal ettiği, bazılarının ise fahiş fiyat artışları dayattığı görülmektedir. Bu tablo, piyasa güvenliğinin zedelendiğini ve tedarik sisteminin sağlıklı işlemediğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle üretimin sürdürülebilmesi için yalnızca enerji maliyetlerinin dengelenmesi değil; aynı zamanda ham maddeye erişimin güvence altına alınması, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve sanayicinin öngörülebilir bir tedarik ortamına kavuşturulması gerekmektedir.

Türkiye açısından bakıldığında bu kriz hem ciddi riskler hem de stratejik fırsatlar barındırmaktadır. Türkiye’nin jeostratejik konumu, alternatif enerji ve ticaret koridorlarının önem kazandığı bu süreçte yeni fırsat alanları da ortaya çıkarmaktadır. Ortadoğu Koridoru başta olmak üzere kara ve demir yolu taşımacılığı hatlarının güçlenmesi, Türkiye’nin bölgesel lojistik merkez olma iddiasını daha da pekiştirebilir.

Bu süreç doğru yönetildiği takdirde Türkiye, yalnızca krizin etkilerini sınırlayan değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirinde daha güçlü bir konum elde eden bir ülke haline gelebilir.”

Türkiye’nin dayanıklılığı öne çıkıyor

Öz Pil-Sen Genel Başkanı Mehmet Avşar, Türkiye’nin süreci yakından takip ettiğini ve gerekli önlemleri almaya başladığını vurguladı.

Avşar, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ülkemiz, savaşın olumsuz etkilerini sınırlamak ve ekonomik dengeleri korumak için gerekli adımları atmaktadır. Hükümetimiz, küresel ölçekte yaşanan krizlere karşı hazırlıklarını önceden yapmış; ekonomik etkileri sınırlamaya yönelik mekanizmaları da devreye sokmaya başlamıştır.

Devletimizin tecrübesi ve kriz yönetim kapasitesine güvenimiz tamdır. Temel beklentimiz; bu süreçte istihdamın korunması ve ekonomik dengenin kararlılıkla sürdürülmesidir. Enerji Bakanlığımızın sektör ile alakalı çalışmalarını yakinen takip ediyoruz. En önemlisi bizim işkolumuzdaki çalışan emekçi kardeşlerimizin bir sıkıntı yaşamamaları açısından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın biz emekçilerin zorda kalmaması konuşunda bu zorlu süreçte gerekli önlemleri ve olası kriz sürecinde emekçiler ile alakalı bir hazırlık ve çalışmaları olduğunu düşünüyoruz. Bu işkolunun paydaşları olarak her türlü katkı sağlanmasında üzerimize düşen ne var ise yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Muhabir: Ömer Taşkaldıran