İsveç’in NATO’ya alınması ile ilgili başlatılan sürecin komisyon boyutu büyük tartışmaları da beraberinde getirdi.
 Komisyondan geçen bir kararın meclisten geçip geçmeyeceği tartışılırken partiler bu hususla ilgili tutumlarını belirtmiş oldular. 
Ak Parti’nin hiçbir teklifine imza atmam diyen CHP’nin Ak Parti ile yan yana gelmesi ilerleyen günlerde büyük kafa karışıklığına sebep olacak gibi gözüküyor. 

Şunu baştan belirtmemde fayda var, Bir tarafta dünya ülkelerinin dünyaya tecavüz ettiği yerde, İsveç’in de bu tecavüzden ayrı tutulması zaten kabul edilebilir değildi. 

Bu sebeple dünyayı geren ülkeler güç dengesini daha da belirgin bir hale getirmek adına adım atmaya devam edeceklerdi. 
Bugünlerde ABD’nin F-16’lar konusu ile ilgili Türkiye’ye vereceği şartlı desteğin karşılığı İsveç’in NATO üyeliği asla olmamalıydı. Bu iki konuyu birbirinden ayrı tutmamız önemliydi. Kısaca F-16’ların ulusal çıkarların önüne geçmemesi gerekiyordu. 
Bugüne kadar F-35 uçakları ile ilgili parasını ödediğimiz halde, üretim ortağı olduğumuz halde, teslim edilmeyen uçakların yerine dayatılan F-16’ları verebileceklerine ne kadar güvenebiliriz. 

Şunu unutmamak gerekiyor
 Kuru bir sözle size destek vereceğiz diyen ABD başkanına güvenilmeyeceği gibi bugüne kadar aynı NATO üyeliğinde olduğumuz halde PKK-PYD-FETÖ’ye vermiş olduğu destekleri de görmezden gelemeyiz. 
Kısa bir süre önce şehit olan 12 askerimiz ve öncesinde kaybettiğimiz binlerce cana sıkılan kurşunların ABD ve NATO üyesi ülkelerin silahları olduğu bilindiği halde, bundan sonra ki atacakları adımlarda bir değişime sebep olacak mı?
Tabi ki hayır. 

Karşımızda ABD ve RUSYA denklemi içerisinde konumlanan, bugüne kadar iyi bir strateji ile adım atan Türkiye’nin savaşlardan beslenen ABD’ye yaranması gibi bir durumu asla kabul edilemez. 
Ukrayna- Gazze savaşına destek veren ABD’nin destekçileri ile birlikte dünyaya tecavüz etme gayreti ortadayken, İsveç’in NATO konusundaki üyeliğine destek vermemek en azından tavır noktasında önemli bir hamle olacaktı. 
Söz konusu mevzu büyük bir pazarlık hamlesi gibi okunsa da ilerleyen günlerde 20023 yılında İran Tezkeresi olarak bilinen bir sona gebe olabilir mi? 

Hatırlayın, 1 Mart tezkeresi, Irak krizi konusunda hükûmet tarafından 25 Şubat 2003'te TBMM'ye sunulup genel kurulda reddedilen ve tam adı "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresiydi. Tavır yine aynı yönde olursa siyasi hamlenin önemi bir kez daha ortaya çıkmış olacaktır. 
Öte yandan Finlandiya ve İsveç konusunda ciddi şartları bulunan hükümetin bu iki devleti gözlemlemesi sonucu nasıl bir sonuç elde etti. 
Örneğin İsveç’teki PKK-YPG ofisleri kapatıldı mı? 

Türkiye ve İsveç’in Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarının giderilmesi için son bir senedir çalıştıkları anımsatılıyor ve İsveç hükümetinin PKK ile mücadele için anayasa ve yasalarını değiştirdiği ve Türkiye’ye silah ambargosunu kaldırdığı kaydediliyordu. Bu maddenin hayat bulması halinde Türkiye’nin İsveç üyeliğine sıcak bakacağı yönündeydi. 

Aynı zamanda İki ülkenin ekonomik ilişkileri geliştirme kararını aldıklarını açıklayan madde, “İsveç, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi de dahil olmak üzere, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin yeniden canlandırılması çabalarına aktif katkı verecektir” ifadelerini içeriyordu. 

Burada sorulması gereken soru şu;
İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili ortaya konan şartlarda bir ilerleme söz konusu mu? 
Bugün komisyona getirilen bu konuda Türkiye şunu mu demek istiyor? 
Biz ilk adımı attık, sıra sizde mi demek istiyor. 
Özetle şunu belirtmekte fayda var, 
Meclise getirilecek olan İsveç’in NATO’ya alınması karşılığında, sadece Amerika Başkanı Biden ’in F-16 için verdiği söz bizi ikna etmeye yetiyorsa sorun büyük demektir.