KADEM Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar'ın da katıldığı programda, 28 Şubat sürecinin faili ve kurucu zihniyeti merkeze alınarak; vesayet anlayışının düşünsel arka planı, karar alıcı aktörlerin zihin dünyası ve sürecin şekillenmesinde etkili olan ideolojik ve kurumsal dinamikler ele alındı.

“28 Şubat Bir Zihniyet Meselesidir!” başlıklı film gösterimiyle başlayan programın açılış konuşmalarını İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ve KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Canan Sarı gerçekleştirdi.

Ege Üniversitesi’nden gazoz kültürüne ışık tutan etkinlik
Ege Üniversitesi’nden gazoz kültürüne ışık tutan etkinlik
İçeriği Görüntüle

Zülfikar: “28 Şubat, yurttaşlık hakkını ideolojik kabuller doğrultusunda dağıtan bir zihniyetin tezahürüdür”

Rektörümüz Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar konuşmasında, 28 Şubat’ın yalnızca dönemsel bir siyasi kriz olarak değil; onu mümkün kılan dışlayıcı düşünce kalıpları, kurumsallaşmış ayrımcılık mekanizmaları ve ideolojik kabuller üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Sürecin, kamusal alanı belirli kimliklere açıp belirli kimliklere kapatan; yurttaşlık hakkını eşitlik temelinde değil, ideolojik kabuller doğrultusunda dağıtan bir zihniyetin tezahürü olduğunu ifade eden Rektörümüz, “laiklik”, “kamu düzeni”, “çağdaşlık” ve “güvenlik” gibi kavramların kimi dönemlerde dışlamanın ve ayrımcılığın aracı hâline getirilebildiğine dikkat çekti.

Medya, akademi ve hukukun bu süreçteki rollerinin açık yüreklilikle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Zülfikar, üniversitelerin hafızayı diri tutan, hakikati savunan ve insan onurunu merkeze alan kurumsal vicdanlar olduğunu dile getirdi. 28 Şubat’ı hatırlamanın geçmişe takılıp kalmak anlamına gelmediğini, asıl meselenin o dönemi mümkün kılan zihniyetin günümüzde yeniden üretilebilecek biçimlerine karşı teyakkuz hâlinde olmak olduğunu kaydeden Rektörümüz, insan onurunu ve eşit yurttaşlık ilkesini esas almayan hiçbir anlayışın kalıcı meşruiyet üretemeyeceğini ifade etti. Prof. Dr. Zülfikar, panelin, geçmişi daha doğru anlamaya, bugünü dikkatle değerlendirmeye ve geleceği daha güçlü ilkeler üzerine inşa etmeye katkı sunmasını temenni ederek konuşmasını tamamladı.

Sarı: “28 Şubat, kadın hakları açısından önemli bir kırılma noktası”

KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Canan Sarı ise açılış konuşmasında, 28 Şubat’ın tarihin en karanlık sayfalarından biri olduğunu belirtti. 28 Şubat’ın yalnızca yaşanan hak mağduriyetlerinden ibaret olmadığını vurgulayan Dr. Sarı, aynı zamanda hukuk kanallarının ve akademinin işleyişinin bozulduğu tarihî bir döneme işaret ettiğini dile getirdi. Bu sürecin toplumsal dokuyu derinden sarsan bir baskı ve ayrımcılık dönemi olduğunu kaydeden Dr. Sarı, 28 Şubat’ın özellikle kadınlar üzerinde derin etkiler bıraktığını belirtti. Sürecin, kadın hakları açısından önemli bir kırılma noktası teşkil ettiğini ifade etti.

Panelde 28 Şubat’ın ideolojik ve kurumsal dinamikleri ele alındı

Açılış konuşmalarının ardından “28 Şubat: Çağdışı Sürecin Anatomisi” başlıklı panele geçildi. Moderatörlüğünü Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ve KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış'ın üstlendiği panelde; Kamu Denetçisi ve 25. ve 26. Dönem İstanbul Milletvekili Av. Dr. Fatma Benli Yalçın, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çağlar, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Din Psikolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülüşan Göcen ve Gazeteci, TRT İçerik Üreticisi ve KADEM Yönetim Kurulu Üyesi S. Sena Polat konuşmacı olarak yer aldı.

Yalçın: “Hukukun eşitlik ve özgürlük ilkeleri, dönemin zihniyetine göre esnetildi”

Av. Dr. Fatma Benli Yalçın, panelde 28 Şubat sürecinde hukukun rolünü ele aldı. Dr. Yalçın, sürecin hukuk açısından yalnızca bir hak güvence mekanizması olmadığına, aynı zamanda ayrımcı uygulamaları yöneten ve meşrulaştıran bir araç hâline geldiğine dikkat çekti. Hukuki düzenlemeler ve yargı kararlarının ayrımcı uygulamaları hangi gerekçelerle meşru kıldığına, hukukun eşitlik ve özgürlük ilkelerinin dönemin zihniyetinde nasıl esnetildiğine ve hak ihlallerinin hukuki metinlerde nasıl görünmezleştirildiğine değindi. Ayrıca, hukuk dilinin ayrımcılığı sınırlamak yerine yöneten bir araç olarak işlev gördüğünü ve sürecin hukuk mekanizmalarının, bireyin haklarını korumaktan çok hâkim zihniyeti savunduğunu vurguladı.

Çağlar: “28 Şubat sürecinde medya, ayrımcı zihniyetin aktif bir üreticisi olarak işlev gördü”

Prof. Dr. İsmail Çağlar, panelde 28 Şubat sürecinde medyanın rolünü ele aldı. Prof. Dr. Çağlar, medyanın dindar kadınları hangi imgeler ve kalıplar üzerinden temsil ettiğini ve bu temsil biçimlerinin toplumsal dışlamayı “olağan” ve “haklı” göstermede nasıl işlev gördüğünü aktardı. Haber dili, köşe yazıları ve görsel anlatıların, nefretin yeniden üretimine hizmet ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Çağlar, gazetecilik etiği ve kamusal sorumluluğun geri plana itildiğini vurguladı. Ayrıca, medyanın pasif bir yansıtıcı olmadığını, aksine ayrımcı zihniyetin aktif bir üreticisi olarak işlev gördüğünü ifade etti.

Göcen: “Bu süreçte üniversitelere erişimin engellenmesi kurumsal uygulamalara dönüştü”

Doç. Dr. Gülüşan Göcen, panelde akademinin 28 Şubat sürecindeki rolünü ele aldı. Doç. Dr. Göcen, akademik söylemler ve bilimsel otoritenin, dindar kimliği sorunlaştıran kavramsal çerçeveler üzerinden nasıl üretildiğini anlattı. Üniversitelere erişimin engellenmesinin kurumsal uygulamalara nasıl dönüştüğünü, akademik hiyerarşi ve yönetim mekanizmalarının dışlayıcı pratiklerin normalleşmesindeki rolünü ortaya koydu. Ayrıca ikna odalarının, akademinin bilgi üretme iddiasıyla çelişen bir müdahale biçimi olarak ortaya çıktığını ve meşrulaştırıldığını ifade etti. Akademi içindeki suskunluğun, bu dışlayıcı düzenin sorgulanmadan sürdürülmesine nasıl katkı sağladığını da vurguladı.

S. Sena Polat: “28 Şubat sürecinde başörtüsü, rejim tehdidi olarak kodlandı”

S. Sena Polat ise panelde İslamofobi ve görünür Müslümanlık konusunu ele aldı. Polat, İslamofobiyi yalnızca bireysel önyargı değil, Müslüman kimliğin kamusal görünürlüğünün sistematik olarak problemleştirilmesi biçiminde değerlendirdi. Fransa örneğinde medya ve siyasal söylem aracılığıyla Müslüman kimliğin kriz başlığına dönüştürülmesini, Türkiye’de ise 28 Şubat sürecinde başörtüsünün rejim tehdidi olarak kodlanmasını aktardı. Ayrıca, başörtülü kadın figürünün kamusal alanda “uyumsuz yüz” olarak konumlandırılmasını ve laikliğin görünürlüğü düzenleyen bir norm rejimine dönüşmesini ele aldı. Polat, İslamofobinin bir zihniyet olduğunu ve coğrafyalar ötesinde etkili olduğunu vurguladı.

Kaynak: Haber Merkezi