CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’da Sincan’da tutuklu bulunan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Gazeteci İsmail Arı’yı ziyaret etti. Ziyaretlerden sonra gazetecilere açıklama yapan Özel, Özcan’ın tutuk incelemesinin yapıldığını söyleyerek, ‘umarım Bolu’suna kavuşur’ ifadelerini kullandı.

Özel'in konuşması şöyle:

Sincan Cezaevi’nde bugün Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan’ı ve gazeteci İsmail Arı arkadaşımızı ziyaret ettim. Öncelikle bugün Tanju Özcan’ın tutuklanmasının 1. ayı ve bugün tutukluluk incelemesi var; bu saatlerde yapılıyor. Ümit ediyoruz bu büyük hukuksuzluk, bu tutukluluk incelemesi sonucunda ortadan kalkar; Tanju Başkan da hem ailesine, hem Bolu’suna hem görevine kavuşur.

Hiç şüphesiz Türkiye’deki belediye başkanlarımızın hepsi görevlerinde başarılı. Ancak geçen yılki anketlerde ilinde oyunu hem seçimde en çok arttıran hem de anket sonucunda memnuniyetin en yüksek olduğu illerden biri olan Bolu, bu yaşananları hak etmiyor.

“Üç harfliler ‘şikayetçi değiliz’ diye çarşaf çarşaf açıklama yapıyor”

Öncelikle çok kısa olarak şunu söyleyeyim; Tanju Özcan’ın bir vakfı var ve bu vakıfta başkan, belediye başkanı olarak kendisi. AK Parti ve MHP’li, Bolu’daki esnafları, taşımacıları temsil eden herkesin içinde olduğu bir vakıf var. Bolu’dan para toplanıyor, iş adamlarından vakfa destek olması isteniyor ve bu vakıf, Bolulu yoksul öğrencileri, şehir dışından Bolu’ya misafir gelen yoksul öğrencileri de Bolu’da okutuyor; bunlara burs veriyor, önemli burslar veriyor. Bu vakfa yapılan bağışlar üzerinden başlatılan bir soruşturma vardı. Üç harfli üç tane şirket vardı; gördüğünüz üzere peşin sırayla hepsi, “şikayetçi değiliz, zorla vermedik, şikayet etmedik” dediler. Bir tanesinin eski çalışanı, şirketi bağlamayan bir ifade vermişti; o konuda da şirket açıklamasını yaptı.

Bu ülke, Recep Tayyip Erdoğan’ın kamu müteahhitlerinden canlı yayında bağış aldığı, “buraya bir imam hatip sana yakışır” deyip sözünü aldığı, “şuraya cami yaptı” deyip sözünü aldığı ya da bitirme süresini kısaltıp bir maliyeti bağış olarak kabul ettiği ve bundan övündüğü süreçleri yaşadı.

Üç harfliler İstanbul’da kurulmuş, Bolu’da para kazanıyor, vergiyi İstanbul’a veriyor; Bolu’nun evladına, Bolu’nun çocuklarına burs vermiş. Bundan da şikayetçi değiliz diye çarşaf çarşaf açıklama yapıyorlar. Daha kim neden bahsediyor? Tabii durum böyle olunca, bugün de tutukluluk bu davadan bu kadarından… Tabii biliyorsunuz devamında, ben tabii hepsini edindim, mahkemeye de vereceğim. Bugün Tanju Bey de bu tutukluluk incelemesinden sonra avukatları üzerinden kendisine de verebilirim bunu. Bugün bu tutuklama hali devam ettiği takdirde, avukatlar üzerinden çıkınca kendisine vereceğim.

TGRT ve Akit’e eleştiri

Geçmişte İletişim Başkanlığı’nda güya dezenformasyondan sorumlu koordinatör olan, uyuşturucu ve uyuşturucu kullanımından dolayı gözaltında olan, sonra herkes tutuklanırken serbest bırakılan; şimdi gönüllü olarak, güya maaşını Adalet Bakanlığı’ndan almadan Adalet Bakanlığı’nda odası olan biri var. Bütün gazeteciler biliyor: adına bir kamu kurumunda bir odada adı yazıyorsa, resmi görevlendirme yoksa Sayıştay sorar. “Bunu gelir ne yapıyorsunuz?” der. Belediyede bunu yapamazsın, kamu kurumunda yapamazsın.

Bu arkadaş, bu gazeteci arkadaşların WhatsApp gruplarına sürekli perde arkası haber atıyor ve Tanju Özcan’la ilgili de Tanju Özcan’ın tutuklanmadan 20 gün önce kendisini şikayetçi olduğu, kendisine şantaj yapılan, eşinin de bildiği ve birlikte şikayet ettikleri gerçeği… Biliyorsunuz, sanki Tanju Özcan’ın cep telefonu ele geçirilmiş de o cep telefonunda çeşitli yazışmalar varmış gibi sevk etti. Bunu da sağ olsun Akit gazetesi ile bazı gazeteler kısmen ve TGRT, Akit düzeyinde bütün gece konuştular.

Ortaya çıktı ki Tanju Özcan’ın cep telefonu hiç alınmamış. Ortaya çıktı ki Tanju Özcan, kendi cep telefonundaki bazı yazışmaları kanıt göstermek istemiş. Ama algı yaratıp haysiyet cellatlığı yapmaya çalışıyorlar. O odadaki o kişi böyle işleri yapmayı bırakmadıkça, asla ve asla bu ülkenin bir hukuk devleti olduğundan kimse bahsedemez; Adalet Bakanlığı’ndan da asla bahsedemez. Adalet Bakanlığı üzerinde gizlilik olan soruşturmalarında —geçen de yaşadık— nasıl oluyor da bilgileri yetkisiz kişiler tarafından bütün herkese yollanıyor? Bunu bir de “fikri takip dosyası yolluyorum” diye ifade ediyor. Yani gazetecilere diyor ki: “Ben geçen de size şu iftira haberi yollamıştım, o haberin fikri takip dosyası.” Bütün gazetecilere hakaret. Fikri takibi gazeteci yapacaksa yapar, sana mı soracak?

Ayrıca şu telefonları açıyorlar: “Efendim, bu haberi yaparsanız yanımızda, yapmazsanız karşımızda konumlanırsınız.” Böyle tehdit mi var? Bunu bütün Ankara biliyor, bütün gazeteciler biliyor. Bunu bir kez daha söylüyorum. Şimdi Türkiye’de artık, bir distopik romana dönmüş olan bu ortamda, her yaptığımız iş, gidip baktığınızda bir distopya yeri; artık böyle gerçeküstülüğü barındırıyor. Tanju Özcan, kurulmuş bir vakıfta bağış toplamaktan dolayı, sadece o bağışlarla öğrencilere burs verildiği halde içeride tutuluyor.

“İsmail Arı’nın tutuklandığı davadan ben beraat ettim”

İçeride tutulan diğer gazeteci arkadaşımız Sayın İsmail Arı’nın içeride tutulma sebebi ise 4 tweet. Ama ilk tweet, yani gözaltına alınma sebebi, Erdoğan ailesinin dahil olduğu 20’nin üzerinde vakıfla ilgili haber yapmak. Erdoğan ailesinden her bir bireyin bir vakıfta görev yaptığını bilmiyor muyuz? Toplam 20’nin üzerinde vakıfta görevliler.

Bu vakıflar, Bolu’daki bütün partililer gibi değil; AK Parti illerinden oluşan vakıflar var. Buna kamu yararına çalışma izinleri alınıyor. Bu vakıflarla ilgili haber yaptı diye gözaltı dosyası hazırlanıyor. Sonra bu tweet yetmez, üç tweet daha ilave ediliyor.

Bunlardan bir tanesi ne tür kısıtlamaya gerekçe olduğu düşünülen Yunus Emre… Bakın, şimdi buradan ilk kez açıklıyorum; değerli basın mensuplarının haberleştirmesi açısından ilk kez söylüyorum: Yunus Emre Vakfı ile ilgili haberi İsmail Arı’dan okudum. Sonra da o haber kapsamının peşine çıkmadan, bir kısmını da dışarıda bırakmadan, bunu grup toplantısında kendi yaptığımız çalışmalarla da destekleyerek sorular sordum. Bunun üstüne bana dava açtılar. Dava tamamlandı.

Şimdi İsmail Arı’ya da bahsettim, avukatlarına vereceğim. Hakim diyor ki: “Yunus Emre Vakfı… Bu vakıfta atılan imzalar, alınan ihaleler, yapılan ödemeler —ki ihalenin olmadığı ortaya çıktı— bunlar kamu yararı ile ilgilidir. Somut deliller ortaya konmuştur. Bu siyasetin konusudur, kamuoyunun bilme hakkıdır.” Arkadaşlar, gazetecilik zaten bunun mesleğidir. Gazetecinin yaptığı iş de kamu adına yapılır. Ben o davadan beraat ettim. Arkadaşlar, ben o haberi dile getirdim ve hakim o davayla ilgili tazminata hükmetmedi ve dedi ki: “Bu siyasetin konusudur. Kamunun bunu bilmek için çaba sarf etmesi, bir siyasetçinin yapması gereken iştir ve bunun kaynağı İsmail Arı’nın haberidir.”

Arkadaşlar, İsmail Arı’yı siz bundan nasıl burada tutuyorsunuz? O yüzden buradan bir uyarıda bulunacağım: İsmail Arı 9 gündür tutuklu; yakında tutukluluğa itirazı olacak. Bakın, Nacho Sanchez Türkiye röportajı… Nisan ayında rapor çıkacak; Nisan ayında Türkiye ile ilgili. Ve giden heyetimize iki tutuklu gazetecinin durumlarını soran, hem Ali’nin hem İsmail’in durumlarını soruyor.

Her giden Türk parlamenterine durduk yerde, Nisan ayı raporuna Türkiye’de iki gazetecinin, hatta üç gazetecinin tutuklu olan durumları… Bu rapora Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın durumları rapora girecek. Niye girsin bu raporlara? Bu raporlara göre Türkiye’de demokrasinin durumuna bakılıyor; Türkiye’ye yatırım yapılıyor ya da yapılmıyor, geliniyor ya da gelinmiyor. Herkes o raporu okuyor. Neden bir adım daha geriye götürüyorsunuz ifade özgürlüğünü, gazetecilerin haber yapma hakkını? Bu konuyu bir kez daha dikkate sunmak isterim. İsmail Arı’nın gözaltına alındığı sırada Tokat’ta üç ayrı yere, yani üç akrabasına eş zamanlı operasyon yapıldığını; ikisinin jandarma, birinin polis tarafından gerçekleştirildiğini; gidilen evlerde bayram ziyaretinden henüz çıkmış ya da gelmemiş olduğu hâlde jandarmaların gönderildiğini ve bu işin, topu topu yatarı bile olmayan bir tweet ve açılan davada da yatarı olmayacak bir konu için yapıldığını dikkatlerinize sunarım.

Aslı Baykal'dan CHP'ye sert sözler
Aslı Baykal'dan CHP'ye sert sözler
İçeriği Görüntüle

Bunun büyük bir gözdağı vermek, bütün gazetecilere gözdağı vermek için yapıldığını da özellikle belirtmek isterim.Ümit ediyorum, bir daha buralara gazetecileri, belediye başkanlarını ziyaret etmek üzere gelmeyiz. Bu tutukluluk incelemelerinden, bu tutukluluğa itirazlardan sonuç alınacağını ümit ediyorum.

Etimesgut Belediyesine operasyon açıklaması

Etimesgut Belediyesi kendi açıklamasını da yaptı. Başkanımız da burada: Belediye yönetiminin şikayetiyle yürütülen bir dosyadır. Önceki dönemden belediyeye gelmiş bir personelin iddia edilen iki imza taklidi ile yaptığı bir iştir. Bu durum belediye yönetimince fark edildiğinde de bu konuda suç duyurusunda bulunulmuş, şikayet edilmiştir. O doğrultuda devam eden bir iştir. Bu konuyla ilgili bizdeki bilgiler bundan ibarettir; bizimle ilgili bir husus söz konusu değildir.

Ben, Kuşadası’nda yaptığım açıklamayla ilgili davanın Ankara’dan açılmış olmasından dolayı memnuniyet duyarım. Çünkü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı defalarca başka bir şehirde olunca, benim bulunduğum yer —yani aslında ikamet ettiğim yer— çoğunlukla Ankara olmasına rağmen, bilinen bir şey; Meclis burada, görev yerin burada, genel merkez burada… Ankara ya da Aydın ya da Kuşadası yetkiliyken, hiç olmazsa İstanbul’dan açmamış. Çünkü onlar İstanbul’dan açınca buradaki kıymetli başsavcılara aslında hakaret suçunu da işliyorlar.

Onun dışında baktım, ne yapsın, dava açmış. Bize suçum neymiş? Erdoğan’a demişim ki: “Sen yıllarca başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapmış birisin; aday olup kazansan da kaybetsen de bu iyiydi. Ama şimdi bir darbeci olarak darbe yaparak…” Arkadaşlar, ben bu süreci, 19 Mart darbesi yapılmadan 5 hafta önce yaptığım grup toplantısında “bir darbe mekaniği işliyor; bu, mevcut cumhurbaşkanının kendinden sonrakini engelleme, mevcut iktidarın kendinden sonra iktidara darbe girişimidir” diye tanımlamıştım. Bizim temel tespitimiz bu.

Ve bu tespit Türkiye’de yüzde 60 oranında destek görüyor. Bu davanın siyasi olduğunu düşünenler %60. Hadi bana dava açıyorsun; milletin yüzde 60’ıyla mı davalık olacaksın? Bu dava sandıkta görülür. Millet bunu sandıkta çok net gösterir.

Yüzde iki turda yüzde 51 küsurla seçilip de kendine her şeyi hak görene bugün toplumun yüzde 60’ı inanmıyor. Bu davanın siyasi olduğunu söylüyor; yüzde 25’i hukukidir diyor, yüzde 15’i de kararsızım diyor. Dört kişiden birini ikna etmiş birisi, toplumun %60’ına itiraz ediyor ve bana, bunun hukuki değil siyasi olduğunu söylediğim için dava açıyor.

Bu dava sandıkta görülür. %60 söyleyeceğini söyler. Nasıl ki Özgür Özel, siyasete girmeden önce girdikleri son yerel seçimde %6 aldıkları Manisa’da son seçimde yüzde 60 aldıysa, nasıl senin bütün kalelerini teker teker kazandıysa; şimdi de gelecek, sandıkta Özgür Özel gibi yüzde 60’ı görürsün, yüzde 60’ı alırız. Ondan sonrasını sen düşünürsün.

Ama sakın kimse endişe etmesin. Geçmişte AK Parti’ye oy verdim, üyesiydim; şimdi yüzde 60’la CHP gelirse ne olur? CHP gelirse darbeciler korksun, hakkı yiyenler korksun, itibar suikasti yapanlar korksun. Adalet Bakanlığı’nda yetkisiz oturup hepimize itibar suikasti haberlerini gazetecilere yollayıp akşam TGRT’ye malzeme çıkarmaya çalışanlar korksun. Gerçek gazeteciler, gerçek hukukçular ve gerçekten görevini yapan hâkimler, savcılar kim ise korkmaz.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye soruşturma yanıtı

Şimdi öncelikle Sayın İçişleri Bakanı’na şunu söylemek isterim: Şu anda 17 belediye başkanım tutuklu; giren çıkanlarla 25 belediye başkanım sabahın altısında, gecenin 12’sinde, üçünde jandarma ya da polis baskınlarıyla alındılar ve tutuklandılar. 107 arkadaşım tutuklu yargılanıyor, 450’den fazla arkadaşımız yargılanıyor.

Ve diyor ki: “CHP’li belediyelerin üç katı AK Partili belediyelere soruşturma izni verdik.” Bakın, bir tanesine sabahleyin polis ve jandarma gitmediyse, işte burada haksızlık, eşitsizlik, bir çifte standart vardır.

Biz “CHP’li belediyelere neden soruşturma izni veriliyor?” demiyoruz. Sorar, gelir müfettiş; soruşturma izni ister, incelersin, gerekli görürsen verirsin. Adil bir yargılama olur; ağzımızı açarsak namerdiz, bugüne kadar açmadık. Ama bugün yapılan haysiyet cellatlığıdır.

Şimdi “bin küsur AK Partiliye verdik, 200 küsur da CHP’liye” diyor. CHP’lilerin hepsinin iki koluna iki jandarma giriyor, kamerayı kuruyormuşsunuz —kuruyorlar— yukarıdan çekiyorlar; dünyanın en büyük suç örgütü çökertilmiş gibi itibar suikastıyla götürülüyorlar. Her gün doktora götürülüyorlar, getiriliyorlar.

AK Partililere soruşturma izni verilmiş; bunu bir muhabir İçişleri Bakanı’nın kahvaltısında öğreniyor. Neden? Çünkü izin veriyor kağıt üstünde, soru soruyor kağıt üstünde, cevap alıyor kağıt üstünde; olması gerektiği gibi yürüdüğü için. Hangisine sabahın altısında evin kapısına polis kamerayla dayandı ya da hangisinin kaldığı otelin kapısına polis kamerasıyla gidildi? Onu soruyorum.

Bakın, eşin zaten İçişleri Bakanı; adeta benim adıma kamuoyunu aydınlatmış. Ben de bunu anlatıyorum: Soruşturma usulüne göre yürür, suçlu bulunan cezasını çeker. Ama sen AK Parti diye hiç bunu yapma, CHP’de beşte bir katı yap diyorsun. İçişleri Bakanı’nın söylediğine göre suçlunun belediye başkanı olması ya da belediyedeki mesele, AK Parti’nin beşte biri kadar; ama AK Parti’den bir kişiye gözaltı yok, tutuklama yok; CHP’nin tamamına var.

İçişleri Bakanı benim şahidim. Bir gün burası halk mahkemesi olsaydı, siz de bana bu soruyu sorsaydınız, “lehime şahit dinletmek istiyorum” derdim; yeni İçişleri Bakanımız, önceki Erzurum Valimiz gelsin anlatsın derdim. Bunu anlatırdı; sağ olsun, Allah razı olsun, İçişleri Bakanı nasıl iki parti arasında ayrımcılık yapıldığını anlatmış. Ben de bunu anlatmaya çalışıyorum.

Akın Gürlek’e gelince: Siyaset, bir milletin aklında bir soru varsa “sus” denince susacak yer değildir; birincisi bu. İkincisi, Erdoğan’a soruyorum: Madem Akın Gürlek’i susturdun, Turgun küçüğünü; Turgun büyüğü olarak soruyu sen cevapla.

Biz ortaya sorular koyduk, ID numaraları söyledik; her biri doğru. Bakın, bakanlık elinizde, bütün belediyeler elinizde, herkes biliyor verdiğimiz tüm ID’ler doğru. Çevre Bakanlığı diyebiliyor mu “Hayır, Özgür Özel’in söylediği bu taşınmazlarla Akın Gürlek’in hiçbir zaman ilgisi olmamıştır”? Girince görüyorsunuz, almış.

Biz bunların üzerine yaz boyunca gitmeye başladıkça tık tık tık elden çıkarmış, satmış. Cevap bekliyorum. Sen bu konuda söyleyeceklerimi söyledim; cevabı bekliyorum. Bu haftayı, gelecek haftayı bekliyorum.

O yüzden biri “sus” dedi diye susulmaz. Cumhurbaşkanı’nın görevi, atadığını susturmak değil; atadığı kişiyle ilgili şüphe varsa kamuoyunu en açık ve şeffaf şekilde bilgilendirilmesini sağlamaktır. O yapmıyorsa, sen yapacaksın. Bu durum… “Cumhurbaşkanı çok büyük sıkıntıda” deniyor. Neden sıkıntıda? Çünkü parti içinde çok ciddi itirazlar var bu işe. Tamam, bir yanlış iş yaptıysan bir geri adım atarsın. Ama atamayacak haldeysen, nasıl bir ilişki içindeysen onu ben bilmem.

Muhabir: Ömer Taşkaldıran