Günümüzde meslek seçimi YouTuberlar ve Influencerlar ile farklı bir boyut kazandı. Çekilen videolar ile çektirilen fotoğrafların beğeni ve görüntülenme sayıları milyonlara ulaştı. Daha fazla abone çekmek için farklı video içerikleri hazırlayan ve bunları paylaşan fenomenler, çok kısa zamanda milyonlarca kullanıcı tarafından izlenip paylaşılıyor. Bu içerikleri izleyen ve paylaşanların başında ise çocuklar geliyor. Çocuklar, bu renkli ve zengin hayatları görüp özeniyor ve fenomen olmaya çalışıyor. Peki, bir çocuğun sosyal medya platformu kullanabilme yaşı kaçtır? Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci, “Fenomen olma hayali ve çocukların dijital mecralarda aşırı zaman geçirmeleri onları birçok yönden olumsuz etkileyebilmektedir” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yeni müfredatı onayladı Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yeni müfredatı onayladı

“Sosyal medya platformu kullanma yaşı genellikle 13 yaş olarak belirlenmiştir”

Dilci, çocukların kısa yoldan para kazanma kendini tanıtma ve fenomen olma arzusunun olumsuz sonuçlarından bahsetti:

“Bu çocuklar da hayal kırıklığına bağlı beğeni ve takipçi kültürünün az oluşu kendilik değeri ve benlik algısı üzerinde zedelenmeler oluşturduğu gibi, gelecekte de Ümit ve hayallerini sabote edebilir. Sosyal medya platformu kullanma yaşı genellikle 13 yaş olarak belirlenmiştir. Ancak bazı platformlar, kullanıcının ebeveyn izniyle veya belirli kısıtlamalarla 13 yaşından önce de kullanmasına izin verebilir. Bu karar genellikle platformun gizlilik politikaları ve yasal düzenlemelerle ilgilidir. Ebeveynler, çocuklarının sosyal medya kullanımında rehberlik yapmalı ve çocuğunun yaşına ve olgunluğuna uygun bir şekilde hareket etmelidir.

“Sosyal medyada yüzlerini açık bir şekilde paylaşan çocuklar, siber zorbalık ve istismar gibi risklere de daha fazla maruz kalabilirler”

Fenomen olma arzusuyla sosyal medya mecralarından yüzlerini açık bir şekilde paylaşan çocuklar güvenlik sorunlarına neden olmaktadır. Dilci, “Çocukların sosyal medya üzerinden yüzlerini açık bir şekilde sunmaları, gizliliklerinin tehlikeye girmesine, kişisel bilgilerinin kötü niyetli kişilerin eline geçmesine, kimlik avı gibi çevrimiçi tehlikelere maruz kalma riskini artırabilir. Ayrıca, sosyal medyada yüzlerini açık bir şekilde paylaşan çocuklar, siber zorbalık ve istismar gibi risklere de daha fazla maruz kalabilirler. Bu nedenle, çocukların çevrimiçi güvenliklerini sağlamak için dikkatli olmaları ve ebeveynlerinin rehberliği önemli olabilir” açıklamasında bulundu. 

Fransa'da çocukların sosyal medyada mahremiyetini korumayı amaçlayan yasanın onaylanması diğer ülkeler açısından örnek teşkil eder mi merak ediliyor. Türkiye'de de sosyal medya mahremiyetini düzenleyen kanunların uygulanabileceğini belirten Prof. Dr. Dilci, “Türkiye'de kişisel verilerin korunması ile ilgili kanunlar, internet kullanıcılarının mahremiyeti ve kişisel verilerinin korunmasını sağlamayı hedeflemektedir. Örneğin, Türkiye'de kişisel verilerin korunmasıyla ilgili en önemli kanunlardan biri olan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, kişisel verilerin işlenmesi, saklanması, güvenliği ve paylaşımı ile ilgili standartları belirlemektedir. Bu kanuna göre, sosyal medya kullanıcılarının da kişisel verilerinin güvenliği sağlanmalı ve mahremiyetlerinin korunması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, Türkiye'de Siber Güvenlik Kanunu gibi kanunlar da sosyal medya kullanıcılarının güvenliğini ve mahremiyetini korumayı hedeflemektedir” diye konuştu. 

“Sorunlu internet kullanımı olan kişiler, sürekli olarak internete bağımlı hale gelebilirler”

Dijital bağımlılık ve sorunlu internet kullanımı, bireylerin sosyal ve kültürel yaşantısını etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Dilci, “dijital teknolojileri sağlıklı bir şekilde kullanmak ve gerçek hayatla uyumlu bir denge kurmak önemlidir” dedi.

Dilci, kültürel kimliği etkileyen nedenleri şu şekilde sıraladı: 

“1. İletişim eksikliği: Dijital bağımlılığı olan kişiler, daha çok sanal dünya ile etkileşim halindedir ve gerçek hayattaki sosyal ilişkileri azalabilir. Bu durumda, bireylerin kendi kültürel kimliklerini, dil ve jestlerle ifade etmede zorluk yaşayabilirler.

2. Kimlik karmaşası: İnternet, farklı kültürlerden ve toplumlardan insanların bir araya gelmesini sağlar. Ancak aşırı internet kullanımı, bireylerin kendi kültürleriyle özdeşleşmekte zorluk çekmelerine yol açabilir. Bu durumda, bireyler arasında kimlik karmaşası yaşanabilir ve kültürel kimlik kaybı meydana gelebilir.

3. Standartlaşma: İnternet ve dijital platformlar, dünya genelinde aynı içeriği tüketmeyi ve yaymayı kolaylaştırır. Bu durum, bireylerin yerel kültürel değerlerini unutmasına ve daha evrensel normlara uyum sağlamalarına neden olabilir. Bireyler, kendi kültürel kimliklerine odaklanmak yerine, genel kabul gören normlara uymayı tercih edebilir.

4. Bilgiye erişim: Sorunlu internet kullanımı olan kişiler, sürekli olarak internete bağımlı hale gelebilirler. Diğer yandan, bu bağımlılık gerçek dünyada bilinçli bir şekilde kültürel çeşitlilikten yararlanma fırsatlarını azaltabilir. Bireyler, kendi kültürlerini keşfetmek ve öğrenmek yerine, sürekli olarak sanal dünyadaki içeriğe yönelebilirler.” 
 

Muhabir: Sibel Yazıcı