Bir dönem sağlığın ve iyi yaşamın göstergesi olarak kabul edilen bronz ten, günümüzde sağlık açısından çok daha temkinli değerlendiriliyor. 1920’li yıllarda Coco Chanel’in bronzlaşmış görüntülerinin popülerleşmesiyle yaygınlaşan güneşlenme kültürü, sonraki yıllarda güneş ışığının risklerinin daha iyi anlaşılmasıyla sorgulanmaya başladı.
yüzyılın ilk yarısında güneş ışığı, raşitizm ve tüberküloz gibi bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan yöntemlerden biri olarak görülüyordu. Ancak özellikle son 50 yılda cilt kanseri vakalarındaki artış, güneşe maruz kalmanın olası zararlarının daha kapsamlı araştırılmasına yol açtı.
Buna rağmen güneşten tamamen uzak durmanın da doğru bir yaklaşım olmadığı belirtiliyor. Kontrollü ve kısa süreli güneş ışığına maruz kalmak, vücudun D vitamini üretmesine katkı sağlarken ruh hali, uyku düzeni, bağışıklık sistemi ve kalp-damar sağlığı üzerinde de olumlu etkiler oluşturabiliyor.
Güneş ışığının en bilinen etkilerinden biri D vitamini üretimine yardımcı olması. D vitamini, kemik ve kasların sağlıklı işleyişinde önemli rol oynuyor.
Bazı araştırmalarda yüksek D vitamini seviyeleri ile daha düşük kanser ve tip 2 diyabet riski arasında ilişki bulunduğu belirtiliyor. Güneş ışığının kalp-damar sistemi üzerinde de etkileri bulunuyor. UVA ışınlarının damarların genişlemesini sağlayan nitrik oksit salınımını tetikleyerek kan basıncının düşmesine katkıda bulunabileceği ifade ediliyor.
Gün ışığı aynı zamanda vücudun biyolojik saatinin düzenlenmesine yardımcı oluyor. Özellikle sabah saatlerinde alınan gün ışığı, beynin günün başladığını algılamasında rol oynuyor. Bu süreç kortizol ve melatonin seviyelerini etkileyerek kişinin daha uyanık hissetmesine katkıda bulunabiliyor.
360 binden fazla kişinin katıldığı bir araştırmada, gün ışığına ve özellikle günde yaklaşık 1,5 saat maruz kalmanın daha düşük demans riskiyle bağlantılı olduğu görüldü.
Güneş ışığının ruh hali üzerinde de olumlu etkileri bulunuyor. Gün ışığının serotonin düzeylerini etkileyerek daha sakin ve odaklanmış hissetmeye yardımcı olabileceği belirtiliyor. Güneş alan ortamlarda tedavi gören ağır depresyon hastalarında daha hızlı iyileşme gözlemlendiği de aktarılıyor.
Sağlıklı güneşlenmenin süresi ne kadar?
BBC Türkçe’de yer alan habere göre, güneşten faydalanmak için saatlerce dışarıda kalmak gerekmiyor. Uzmanlar, kişinin cilt tipi, yaşadığı bölge ve mevsime göre kısa süreli ve düzenli güneş maruziyetinin yeterli olabileceğini belirtiyor.
Fizyoloji profesörü Rebecca Mason, D vitamini üretimi açısından UVB ışınlarının güçlü olduğu gün ortasında kısa süreli güneşe çıkmanın daha etkili olduğunu ifade ediyor.
Açık tenli kişiler için ellerin, kolların veya bacakların birkaç dakika güneş görmesi, haftanın büyük bölümünde uygulanabilecek bir yaklaşım olarak gösteriliyor. Ancak UV seviyelerinin çok yüksek olduğu bölgelerde güneşin daha erken veya daha geç saatlerinde dışarı çıkılması öneriliyor.
Koyu tenli kişilerde ise ciltteki melanin miktarının yüksek olması nedeniyle D vitamini üretimi daha uzun sürebiliyor. Birleşik Krallık’ta yapılan araştırmalardan biri, ilkbahar ve yaz aylarında koyu kahverengi tenli kişilerin yeterli D vitamini üretebilmesi için gün ortasında yaklaşık 25 dakika güneşe ihtiyaç duyabileceğini ortaya koydu.
Ancak herkes için geçerli tek bir güneşlenme süresi bulunmuyor. Çok açık tenliler, kendisinde veya ailesinde melanom öyküsü bulunanlar, vücudunda çok sayıda ben bulunanlar ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananların güneşe karşı daha dikkatli olması gerekiyor.
Uzmanlar, uzun süre güneş altında kalmak yerine kısa süreli ve kontrollü maruziyeti daha uygun buluyor. Gün ortasında UVB oranının daha yüksek olması da bu yaklaşımın temel nedenlerinden biri. D vitamini üretimi için gerekli olan UVB ışınları, aynı zamanda cilt kanserinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor.
Güneşin fazlası neden tehlikeli?
Güneşten daha fazla faydalanmak için daha uzun süre güneşte kalmak gerekmiyor. Aksine, aşırı güneş maruziyeti güneş yanığı, cilt lekeleri ve erken yaşlanmanın yanı sıra cilt kanseri riskini artırıyor.
Birleşik Krallık’ta yeni melanom vakalarının yıllık sayısı ilk kez 20 binin üzerine çıkarken, Cancer Research UK aşırı UV maruziyeti ve solaryum kullanımının bu artışta rol oynadığını belirtiyor. Vakaların önemli bir bölümünün önlenebilir olduğu tahmin ediliyor.
Güneşin zararları ciltle sınırlı kalmıyor. Uzun süreli ve yoğun UV maruziyeti katarakt oluşumuna da yol açabiliyor. Göz sağlığını korumak için UV 400 korumalı güneş gözlüklerinin kullanılması öneriliyor.
Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemindeki güneş maruziyetine dikkat edilmesi gerekiyor. Araştırmalar, yaşamın ilk 20 yılında güneşe maruz kalma düzeyinin ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek cilt kanseri riskinde önemli rol oynadığını gösteriyor.
Güneşten tamamen uzak durmak da doğru değil
Güneş ışığının az olduğu bölgelerde yaşayan kişilerde, özellikle kış aylarında D vitamini seviyelerinin düşme ihtimali artıyor. Koyu tenliler, dışarı çıkma imkanı sınırlı olanlar ve vücudunu büyük ölçüde örten kişiler de D vitamini eksikliği açısından daha yüksek risk taşıyabiliyor.
Uzun süreli D vitamini eksikliği, raşitizm ve osteomalazi gibi kemik hastalıklarına yol açabiliyor. Eksiklik durumunda D vitamini takviyelerinden yararlanılabiliyor ve bazı ülkelerde gıdalar D vitaminiyle zenginleştiriliyor.
Ancak takviyelerde de ölçülü olmak gerekiyor. Kaynakta, günde 4 bin mikrogramın üzerindeki D vitamini tüketiminin zararlı olabileceği ve kandaki kalsiyum seviyesinin yükselmesine, yani hiperkalsemiye yol açabileceği belirtiliyor.
Uzmanların ortak mesajı ise dengede yatıyor: Güneşten tamamen kaçmak yerine, cilt tipini ve UV düzeyini dikkate alarak kısa ve kontrollü maruziyeti tercih etmek gerekiyor. Uzun süre korunmasız güneş altında kalmamak, güneş gözlüğü kullanmak ve gerektiğinde cildi örtmek, güneş ışığının olası yararlarından faydalanırken riskleri azaltmanın temel yolları arasında yer alıyor.





