Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, kadınların ekonomik baskı, güvencesizlik ve yoksulluk nedeniyle kamusal yaşamdan dışlandığını söyledi. Kadınların ekonomik kriz, yoksulluk ve güvencesizlik nedeniyle ağır bir yük altında olduğunu belirten Özdağ, “Evde tencereyi kaynatmaya çalışan kadınlar her geçen gün daha fazla yoksullaşıyor. Bu tablonun sorumlusu kadınlar değil, iktidarın ekonomi politikalarıdır. Türk halkının yüzde 90’ı yoksullaşıyor ve bunun yükü özellikle kadınların omuzlarına biniyor” dedi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Pendik'te düzenlenen programda kadınlara seslendi. Zafer Partisi Kadın, Aile ve Çocuk Politikaları Başkanlığı tarafından düzenlenen programda konuşan Özdağ, kadınların ekonomik krizden en fazla etkilenen kesimlerden biri olduğunu söyledi.

"Suçlu AK Parti"

Yaşanan ekonomik sıkıntıların sorumlusunun kadınlar olmadığını belirten Özdağ, “Bu, yoksulluğa mahkûm edilen ailelerin ve kadınların suçu değil. Bu, bugünkü iktidarın uyguladığı ekonomik politikaların sonucu. Suçlu da AK Parti iktidarı” dedi. Kadınların son yıllarda çocuklarının eğitim hayatlarında yaşadığı ekonomik sorunlara daha fazla tanıklık ettiğini ifade eden Özdağ, üniversite kazanan gençlerin maddi imkânsızlıklar nedeniyle eğitimlerini sürdüremediğini söyledi.

"Türk milletini böldürtmeyeceğiz"

Programda bir araya gelen kadınlar, 'Atatürk'e söz olsun, Mete Han'a söz olsun, Nene Hatun'a söz olsun, Zübeyde Annemize söz olsun, Tomris Hatun'a söz olsun; Cumhuriyet'i ilelebet yaşatacağız. Anadolu kalesini muhafaza edeceğiz. Türk milletini böldürtmeyeceğiz.' diyerek yemin ettiler ve Özdağ'a söz verdiler.

Özdağ ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

"Sevgili Zafer Partililer, sevgili Atatürk'ün kızları; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Zafer Partisi'nin Kadın, Aile ve Çocuk Başkanlığı tarafından düzenlenmiş olan çalıştayına hoş geldiniz.
Bugün burada görünmeyen, çoğu zaman görünmek istemeyen, emeğiyle bu ülkeyi ayakta tutan kadınların sessiz çığlığını güçlü bir haykırışa çevirmek için bir araya geldik. Bu mücadeleye değer verdiğiniz ve katıldığınız için teşekkür ediyorum. Sabah herkesten önce uyanan, gece herkesten sonra uyuyan, evde çalışan, iş yerinde çalışan, çocuğunu büyüten, yaşlısına bakan ama vermiş olduğu bu emek adeta görev sayılan Atatürk'ün kızları; sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum.

Özgür Özel: 'Kılıçdaroğlu CHP’sine oy verenlerin oranı yüzde 1’lere düşmüş!'
Özgür Özel: 'Kılıçdaroğlu CHP’sine oy verenlerin oranı yüzde 1’lere düşmüş!'
İçeriği Görüntüle

"Atatürk ve Cumhuriyet, Türk kadınına sadece seçme ve seçilme hakkı vermedi; kadını görünür kıldı, vatandaş yaptı, eğitime taşıdı"

'Atatürk'ün kızlarının buluşması' dedik bu buluşmaya. Çünkü gerçekten öylesiniz. Onun kurmuş olduğu Cumhuriyet'i yaşatmak, 21. yüzyıla taşımak, çocuklarınıza ve torunlarınıza devretmek için mücadele ediyorsunuz. Atatürk ve Cumhuriyet, Türk kadınına sadece seçme ve seçilme hakkı vermedi; kadını görünür kıldı, vatandaş yaptı, eğitime taşıdı, meslek sahibi yaptı, kamusal hayatın öznesi haline getirdi. Düşünün, bir lokantada yemek yemesi bir öğrenci genç kızın mümkün değildi. Bundan 103 sene önce yola çıkarken Mustafa Kemal'in başladığı nokta buydu. Buna karşı çıkanlar da sokaktaki Ahmet Efendi veya tarladaki Mehmet Ağabey değildi. Buna karşı çıkanlar dönemin milletvekilleriydi, dönemin genel müdürleriydi. 'Nasıl olurdu bu?' diye itiraz ediyorlardı.

"Kadınlara doğrudan 'çalışmayın' denmiyor ama çalışma şartları ağırlaştırılıyor"

Cumhuriyet, kadını sadece anne olarak değil, aynı zamanda yurttaş olarak gördü. Erkeklerle aynı haklara sahip yurttaş olarak gördü. Ve Cumhuriyet'in yükselişi hem kadınla oldu hem de kadınların yükselişi sayesinde oldu. Ekonomi büyüdü, eğitim yükseldi, üretim arttı, toplum ve devlet güçlendi. Çünkü toplumun sadece erkeklerden oluşan yarısı çalışmadı; toplumun hepsi öğrenme, çalışma ve mücadele etme süreci içine girdi. Ama ne yazık ki bugün gelmiş olduğumuz noktada bir gerileme süreci içerisindeyiz. Adeta görünmez bir el, kadını görünmez hale getirmeye çalışıyor, geriye itmeye çalışıyor. Açık yasaklarla yapmıyor bunu. Ekonomik baskıyla, güvencesizlikle, yoksullukla ve korkuyla adeta geleceğini elinden alıyor. Kadınlara doğrudan 'çalışmayın' denmiyor ama çalışma şartları ağırlaştırılıyor.

"Türk kadını çocuğunu yarı aç, yarı tok okula yollamak zorunda kalıyor"

Bu süreç devam ederken Türk kadını da sabah kalktığı zaman ağır yoksullaşmanın içerisinde çocuğunu yarı aç, yarı tok okula yollamak zorunda kalıyor. Okula giden çocukların üçte birinin sabah evden kahvaltı yapmadan gittiğini biliyoruz. Keza pazarlarda filenin ancak üçte birini onlarca tezgahı dolaştıktan sonra doldurup mutsuz bir ifadeyle evine dönen yüzlerce kadını Türkiye’nin değişik yerlerinde gördüm. Ocak ayında İstanbul'da, Ümraniye'de bir caddede bir kadın geldi bana. Engelli kızı için bazı sorular sordu. Ben onları cevaplandırdım ve konuşurken, 'Kusura bakmayın' dedi, 'daha fazla bekleyemeyeceğim. Kızım okuldan dönecek, ben pazara gitmek zorundayım.' Dedim ki: 'Ben de pazara gidiyorum, birlikte gidelim.' Birlikte pazara gittik. Dedim ki: 'Ne kadar para ayırdın bugün pazar harcamasına?' '250 lira' dedi. Merak ettim, 250 lirayla ne alacak diye. Bir kilo pırasa aldı, bir kilo havuç aldı ve bir de salata istedi. Mor lahana istedi. Adam verdi. 'Ne kadar?' dedi. '50 lira.' 'Yok' dedi, '40 liraya varsa ver, yoksa almıyorum.' 10 lira için vazgeçti.

"Bunun sorumlusu da AK Parti iktidarı"

Arkadaşlar, birçoğunuzun çantasında belki 10 lira yoktur. Ama bu sadece Ümraniye'de pazarda bir kadının yaşadığı durum değil. Bütün Türkiye bunu yaşıyor. Türk halkının yüzde 90’ı yoksullaşıyor ve bu yoksulluk özellikle kadının omuzlarına çöküyor. Çünkü evde tencereyi o kaynatmaya çalışıyor. Fakat her geçen gün bunu başarması daha zor hâle geliyor. Ve sanki bu yaşanan onun suçuymuş gibi algılanıyor. Oysa bu, o yoksulluğa mahkûm edilen ailelerin, kadınların suçu değil. Bu suç, bugünkü iktidarın uygulamış olduğu ekonomik politikaların sonucu ve suçlu da AK Parti iktidarı.

Keza kadınlar son yıllarda gittikçe daha fazla, çocuklarının zor kazanmış oldukları üniversitelere ekonomik sıkıntılardan dolayı gidemeyip bıraktıklarına şahit oluyorlar. Yıllarca dişlerinden tırnaklarından artırarak çocuklarını üniversite kazansın diye çalışıp yetiştirip üniversiteye yollayan bir anne, sonra görüyor ki çocuğu üniversiteyi bırakmak zorunda kalıyor. Çünkü ekonomik olarak devam etmesi mümkün değil. Mümkün olanlar da sonra çocuklarını eğitim sonrası evde işsiz olarak seyretmek zorunda kalıyorlar. Bazı rakamlara göre 4 milyon, bazı rakamlara göre 6 milyon ev genci var. Ne eğitimde ne de işte. Annelerinden, babalarından aldıkları harçlıkla hayata tutunmaya çalışan gençler.
Bunun sorumlusu da AK Parti iktidarı. 2002'den beri uygulamış olduğu yanlış politikalarla Türk ekonomisini günlük kararlarla yönetmesinin sonucu. Yeni fabrikalar açmamasının, var olan fabrikaları özelleştirme adı altında elden çıkarmasının sonucu"

"İşsiz Türk genci kalmayacak"

Anne, babalar söz veren, "Türk ekonomisi büyük bir atılıma ve bu büyük atılımla birlikte büyük bir istihdam, yani iş üretme sürecine başlayacak. İşsiz insan kalmayacak. İşsiz Türk genci kalmayacak. Kimler işsiz kalacak? Türkiye'de kaçak çalışan Suriyeliler işsiz kalıp vatanlarına dönecek. Afganlar işsiz kalıp vatanlarına dönecek. Hindistan'dan gelip çalışanlar vatanlarına dönecek" diyen Özdağ şöyle devam etti:

"4 milyon uyuşturucu bağımlısı var"

"Dünyanın dört bir yanından şimdi o malum şirketlerin Türkiye'ye yabancı işçi getirdiklerine şahit oluyoruz. Diyorlar ki: 'Türk gençleri çalışmak istemiyor.' Bu büyük bir yalan. Türk gençleri çalışkan, Türk insanı çalışkan. Ama Türk gençleri kendilerine verilen köle maaşıyla çalışmak istemiyorlar. İnsanca, haysiyetli, emeklerinin karşılığı olan bir parayı istiyorlar. Keza bütün annelerin ortak endişesi, babaların ortak endişesi; uyuşturucunun ve sanal kumarın her geçen gün biraz daha yayılması. 4 milyon uyuşturucu bağımlısı var. 2 milyon sanal kumar bağımlısı var. Daha bir saat önce buraya gelirken bir genç, 22 yaşında, bana WhatsApp üzerinden ulaştı. Yazmış olduğu notta: 'Ne yazık ki kumar bağımlısıyım. Kazandığım her şeyi borçlarımı ödemek için harcıyorum ve artık intiharı düşünür duruma geldim. Ne olur bana yardımcı olun. Annemin, babamın bundan haberi yok.' diyordu. Böyle milyonlarca gencimiz var değerli arkadaşlar. Ve tabii ki bunların en büyük acısını anneler çekiyor.

"Oğlum uyuşturucu kullandığı için dişleri döküldü"

Tertemiz Türkiye Projemiz çerçevesinde Ankara’da bir toplantı yaptık. Bu toplantıya bağımlıların anneleri ve babalarını davet ettik. İki tane baba, otuz tane anne geldi. Yine annelerin içi yanıyor, mücadeleyi onlar veriyorlar. O annelerden birisi konuşması sırasında dedi ki: 'Babasının ölümünden sonra oğlum evdeki her şeyi sattı. Buzdolabını sattı, şofbeni bile sattı. Ev dört duvardan oluşur hale geldi. Beni dövdü, bıçaklamaya kalktı. Sonunda evi satmayı reddedince evi yaktı. Şimdi hapiste, çok şükür rahatım.' Ve bir kahve arası verilmişti. Kahve arasında yanıma geldi. Dedi ki: 'Sizden bir ricam var.' 'Nedir, buyurun, yapabilirsem yapayım' dedim. 'Oğlum uyuşturucu kullandığı için dişleri döküldü. Şimdi hapishanede yemek yiyemiyor. Acaba onun dişlerini yaptırmasına yardımcı olabilir misiniz?' dedi. Bakın, oğlu tarafından dövülüyor, hakarete maruz kalıyor, her türlü kötülüğü yaşıyor, evi yakılıyor, sokakta bırakılıyor. Buna rağmen 'Çok şükür hapiste ama lütfen onun dişlerini yaptırın' diyor. İşte Türk kadınının, hepimizin ne yazık ki karşı karşıya olduğumuz çok ağır bir tehdit bu.

"Sokaklarda devlet yok, yasa yok"

Biz burada Türk kadınlarının bu endişelerini, bu korkularını da nasıl ortadan kaldıracağımızı konuşmak için bir araya geldik. Çünkü eğer kadın çökerse toplum çöker. Çünkü kadın çökerse aile çöküyor; ailenin çöküşü de toplumun yoksullaşmasına ve çökmesine neden oluyor. Ve kadınlar bugün Türkiye'de hiç hak etmedikleri haksızlığı, yoksulluğu, adaletsizliği yaşıyorlar. Korkuyu yaşıyorlar. Değerli arkadaşlar, bunu herhalde sizler benden çok daha iyi biliyorsunuz. Çünkü bu korkuyu yaşayanlar sizlersiniz. Sokakta yürürken korkuyor kadınlar. İstiklal Caddesi'nde saat gece 12'de bir kadının korkmadan yürümesi mümkün mü? Metrobüste tek başına gecenin ilerleyen saatlerinde kalmış bir kadının korkmadan o aracın içinde yolculuğa devam etmesi mümkün mü? Metrodan çıkıp yakındaki kız yurduna yürümek zorunda olan öğrenci kızın korkmadan o 300 metreyi yürümesi mümkün mü? Veya çocuğunu sokağa yollarken annelerin korkmadan 'Git oyna kızım, git oyna oğlum' demesi mümkün mü? Ne yazık ki mümkün değil. Çünkü sokaklarda devlet yok. Sokaklarda çeteler var. Sokaklarda devlet olmadığı için Ahmet daha 14 yaşında çeteler tarafından katledildi. Sokaklarda çeteler ve saldırganlık hakim olduğu için Atlas 15 yaşında sokak ortasında bıçaklanarak öldürüldü. Gebze'de Ayşegül, 17 yaşında, kendisine gün ortasında tecavüz etmek isteyen bir Afgan'ın başını taşla ezmesiyle öldürüldü. Evet, sokaklarımızın gerçeği ne yazık ki bu. Sokaklarda devlet yok, yasa yok. Sokaklarda çeteler var. Ve biz sokaklara, sınırlara tekrar devleti getirme sözü veriyoruz.

"Türkiye'yi de Ortadoğululaştırıyorlar"

Kadınların korkmadan yürüdüğü, çetelerin ise fare deliklerine saklanmak zorunda kalacakları bir Türkiye vaat ediyoruz. Kadınlar sadece sokaklardan mı korkuyorlar? Hayır. Boşanırken bile korkuyorlar ve birçok kadın yeni hayat kurmak için ayrılmak isterken elindeki hayattan da oluyor, öldürülüyor. Hiç boşanmak isteyen erkeği öldüren bir eş haberi okumadım ben arkadaşlar. Siz okudunuz mu? Hiç okumadım. Aman sakın iyi fikir demeyin lütfen. Boşanmak isteyenler barış içerisinde, mahkeme yoluyla birbirlerine vedalaşarak ayrılmalılar diye düşünüyorum.
Ama bugün yaşanan bütün bu kadın düşmanı ortamın önemli fakat dikkat edilmeyen nedenlerinden birisi, belki en önemlisi, Türkiye'nin göçlerle Ortadoğululaşmasıdır. Bakın, ben Gaziantepliyim. Eskiden Ortadoğu Gaziantep'te biterdi. Ancak artık Ortadoğu İstanbul'un sokaklarında dolaşıyor. Milyonlarca Ortadoğulu 2011 sonrasında Türkiye'yi doldurdu. Ve beraberlerinde Ortadoğu'nun geleneklerini getirdiler. Türkiye'yi de Ortadoğululaştırıyorlar.

Türkiye'nin kalıcı şekilde Ortadoğu'nun bir parçası olması kadar büyük bir tehdit yoktur. Zafer Partisi, sığınmacılar vatanlarına dönsün derken aynı zamanda Türkiye'nin Ortadoğululaşması sürecini sona erdirip geri çevirmeyi hedefleyen partidir. Ve bu konuda tek partidir. Ancak sevgili Zafer Partililer, bir konuda kendimizi eleştirmeliyiz. Biz bu gerçeği Türk kadınlarına anlatmamız gerektiği gibi anlatamadık ne yazık ki. Şimdi bütün anneler çocuklarının geleceği için endişelenir değil mi? Elbette endişelenir. Acaba iş bulabilecek mi diye endişelenir. Yarın okuldan mezun olduğunda nerede işe girecek diye endişelenir. Eve dönebilecek mi diye endişelenir. Ve biz Zafer Partisi olarak çok doğru bir şey söyledik. Çocuklarımızın elinden bu ülkenin alınmasını engelleyeceğimizi söylüyoruz yıllardan beri.

Bakın, Fatih Altaylı diyor ki: 'Okuduğum bütün raporlarda 2050 senesinde Türkiye'de Türkler azınlık olacak.' Siz çocuklarınızın ve torunlarınızın Türklerin azınlık olduğu bir ülkede yaşamasını içinize sindirebilir misiniz? O zaman bunu lütfen bütün Türk kadınlarına anlatın. Yarın çocuklarınız okullardan mezun olup iş aramaya gittiklerinde, dünyanın dört bir yanından gelmiş insanların iş yasalarında onları dezavantajlı konuma düşürmelerine müsaade etmeyelim.

"Kadınlara çok iyi anlatalım"

Bunu yapmayacak parti, bu müsamahayı vermeyecek parti bir tek Zafer Partisi'dir. Bunu lütfen kadınlara çok iyi anlatalım. Bu konuda biz ne yazık ki kendimizi kadınlara çok iyi anlatamadık. Bundan sonra lütfen hep birlikte anlatalım. Özellikle siz değerli Atatürk'ün kızları, değerli Zafer Partililer; siz lütfen bulunduğunuz her ortamda bu sığınmacılar meselesinin çocuklarımızın geleceğiyle ilgili olduğunu ve çocuğunun sağlığını, mutluluğunu isteyen her annenin bu politikaya destek vermesi gerektiğini tekrar tekrar anlatın.

Size şöyle söyleyeceklerdir bazıları: 'Yazık değil mi? Onlar muhacir, biz de ensarız. Tarihimizde de böyle oldu.' Doğru arkadaşlar. Hazreti Peygamberimizle birlikte Mekke'den Medine'ye göç eden, muhacir olarak giden insan sayısı bazı rakamlara göre 183, bazılarına göre 189'du. Bunlar sahabeydi. Mekke'de düşmanlaştırılmış, Müslüman oldukları için, Peygamberimize inandıkları için, Allah'a itaat ettikleri için düşman görülen insanlardı. Buna rağmen onları davet eden ve sevgiyle kucaklayan Medinelilerle Mekke'den gelen sahabeler arasında kavga çıktı. Su paylaşımı kavgası çıktı. Arazi paylaşımı kavgası çıktı. Peygamberimiz araya girdi, hüküm verdi. Peygamberimizin hükmünü tanımadılar. Onun üzerine ayet indi.

Bu ülkeye gelen 13 milyon kişi sahabe değil. Araya girecek Peygamber de yok. Bundan sonra inecek kitap da yok. Onun için bu vatanın Türk vatanı olarak kalması, bu insanların devletler hukukuna bağlı olarak vatanlarına dönmesine bağlıdır. Bunu sağlayacağız. Bunu anlatın her yerde, herkese. Yine eksik kaldığımız hususlardan bir tanesi, kendimizi anlatmak konusunda kadın cinayetlerine karşı olan tavrımızdır. Partimizin bahçesinde kurulur kurulmaz bir anıt inşa ettik: Kadın Cinayetlerini Teyin Anıtı. Bir kadın cinayeti gerçekleştirildiği zaman arkadaşlarımız bu anıtın önüne iki karanfil bıraktılar. Ama bunu da duyurmakta yeterli çalışma yapmadık arkadaşlar.

"100 seçmenimizden 73'ü erkek"

Evet, Zafer Partisi çok şükür gayet güzel yükseliyor. Bunu sahada da görüyoruz, anketlerde de görüyoruz. Çok büyük bir hızla ve artık sadece sevgili Türk gençlerinden değil, her yaş grubundan büyük bir destek alarak hızla anketlerde de sahada da yukarıya çıkıyoruz. Ancak önümüz açık ve daha da yükselmemiz gerekiyor. Bu noktada Zafer Partisi'nin şimdiye kadar eksik bıraktığı hususları telafi etmesi, tamamlaması gerekiyor. Bunlardan birisi de hiç şüphesiz kadın seçmene daha fazla ulaşma çabası olmalı. 100 seçmenimizden 73 tanesi erkek, 27 tanesi kadın. Bu bizim için büyük bir eksiklik arkadaşlar. Halbuki Türk kadınının haklarını ve hukukunu bizim kadar etkili programlarla savunan başka hiçbir parti yok. Eksiğimiz, yeterince anlatmıyoruz. Anlatacağız.

"Orta doğulaşan kültürel iklim islam anlayışımızı bozmayı hedefliyor"

Yine biraz önce üzerinde durduğum Orta doğulaşan kültürel iklim, bizim Hoca Ahmet Yesevi'den öğrendiğimiz, Hacı Bektaş Veli'yle güçlendirdiğimiz İslam anlayışımızı bozmayı hedefliyor. Bu Ortadoğulaşma içerisinde Selefilik Anadolu'da hızla yayılıyor. Bu da milli kimliğimiz için büyük bir tehdittir. Bu tehdidi videolarda görüyoruz. Sözde kendisine İslam âlimi diyen birisi çıkmış, ahaliye vaaz veriyor. Diyor ki: 'Eşlerinizin sizi adıyla çağırması günahtır. Size ya eşim diyecek ya beyim diyecek ama adınızla çağıramaz.' Arkadaşlar, böyle bir iklim Anadolu'ya sokulmak isteniyor. Bizim bu güruhtan İslam konusunda öğrenecek hiçbir şeyimiz yok.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da sahil kıyısında yürüyorum. Bir genç kız birden önümü kesti. 'İyi günler' dedi. 'İyi günler, nasılsın?' dedim. 'Sizi görünce kötü oldum' dedi. 'Allah Allah, öyle mi?' dedim. Sonra sordu: 'Müslüman mısınız siz?' Dedim ki: 'Elhamdülillah ama 2002'den beri değil, bin yıldan beri.' Onun üzerine devam ettim: ‘Kızım, sen Zafer Partisi’nin nerede kurulduğunu biliyor musun?’. ‘Bilmiyorum’ dedi. ‘Bak dedim biz partimizi Türkistan’da Yesi’de Hoca Ahmet Yesevi’nin Türbesinde kurduk. Oradan aldığımız toprağı da Hacı Bektaş-ı Veli’ye getirdik. Karadut ağacının dibine serdik’. Önce bir durdu. Fiziksel olarak bir adım geriledi, şaşırdı. Sonra dedi ki: ‘İyi ama siz 23 Nisan’da Meclis’i de dualarla ve kurbanlarla kesmiştiniz, sonra bizi İstiklal Mahkemelerinde astınız' dedi. Dedim ki: 'Kızım, senin derdin benimle değil, senin derdin Atatürk'le. Sana iyi günler.'

Biz Atatürk'ü sevmeyenleri sevmiyoruz arkadaşlar. Ve Atatürk'ten taviz verenlerle de bir araya gelmemiz mümkün değil. Biz Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i yaşatma ve ileriye taşıma kararlılığı içerisindeyiz. Bunu hep birlikte yapacağız. Özellikle sizlerin sahada gerçekleştireceğiniz çalışmalarla yapacağız.”

Kaynak: ANKA