Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, fon soruşturması kapsamında cezaevinde bulunan tutukluların ziyaret edileceğini açıkladı.

Oluşturulan çalışma gruplarından birinin fon mağdurlarıyla görüşerek yaşanan sorunları kayıt altına alacağını belirten Özel, ikinci grubun ise tutuklularla bir araya gelerek sürecin arka planına ilişkin sorular yönelteceğini söyledi. Özel, ziyaretlerde tutukluların anlatacaklarını dinleyerek olayların temelindeki nedenlere ilişkin yanıt arayacaklarını ifade etti.

"Bu hareketin tapusu ne Ankara'ya kayıtlıdır ne Özgür Özel'e kayıtlıdır"

Özel'in konuşması şöyle:

"Yeni partimizin genel merkezinde, ilk kongrelerimizin tamamlanmasından sonra sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Sizler partimizin 81 ildeki temsilcilerisiniz. Bugün bu salonda Anadolu'nun ve Trakya'nın derdini, tasasını, beklentilerini, umudunu ve mücadelesini konuşacağız.

Biz bu binayı Ankara'da kurduk ama bu hareketin tapusu ne Ankara'ya kayıtlıdır ne Özgür Özel'e kayıtlıdır. Bu hareket, büyük bir zaruriyetten, büyük bir mağduriyetten ve büyük bir direnişten örgütlenmiştir. Doğrudan vatandaşın iktidarı değiştirme umuduna yapılan bir saldırıya karşı milletin verdiği tepkidir.

Yeni parti; yıllardır süre giden bir iktidara, o iktidarın yarattığı mağduriyetlere, Cumhuriyet'in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emaneti Cumhuriyet'in en önemli kazanımı olan sandığa duyulan inanca ve bu inancın kırılmaya çalışılmasına karşı doğmuştur.

Ülkenin kurucu partisine, son seçimlerin birinci partisine, 25 yıllık bir iktidarı ilk kez yenen bir yönetime ve 47 yıl sonra yeniden birinci parti olmuş olan bir partiye yönelik etkisizleştirme, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme çabasına karşı millet arkasında durdu. Millet, kuruluş talimatını bizzat sokakta verdi. Bunu öyle bir kişiye verip de o bir kişinin gidip sizi ikna ettiği, sizin de etrafınıza kurucular bulduğunuz bir süreç yaşamadık. Biz, milletin doğrudan talimatı size verdiği bir süreç yaşadık. 900'ün üzerindeki ilçemizde yapılan bu büyük haksızlığa karşı millet ayağa kalktı.

81 ilde, tüm Türkiye'de, iktidarı değiştirme umudumuza ve kararlılığımıza uzanan eli iteriz. Sen daha uzanan eli kırarız. İktidar yürüyüşümüzü durdurmaya çalışan kim varsa onunla mücadele ederiz. Onlarla iş birliği yapanlarla bizim işimiz olmaz. Bizim, kararlılıkla yanımızda duracak, arkamızda duracak, gerektiğinde önümüzden yürüyecek, gerektiğinde birlikte mücadele edeceğimiz yeni bir siyasete ihtiyacımız var, dedik. Yeni parti, bu yeni siyasetin partisidir. Siz de bu yeni siyasetin 81 ildeki kurucuları, sorumluluk üstlenenlerisiniz.

Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Bir kez daha hoş geldiniz.

Yeni Parti'den 'CHP'nin parası aktarıldı' iddiasına yanıt
Yeni Parti'den 'CHP'nin parası aktarıldı' iddiasına yanıt
İçeriği Görüntüle

"800 bine yaklaşan üyemizle iradenin millette olduğunu gösterdik"

Az zamanda da çok iş başardık. Partimizi kurarken milletimize söz vermiştik: Yeni nesil siyaset yapacağız. Türkiye'ye demokrasi vaat ediyorsak demokrasiyi önce kendi evimizde kuracağız, demiştik. Yeni partide ilçe başkanlarını, il başkanlarını ve genel başkanı doğrudan üyelerin seçeceğinin müjdesini vermiştik. Bu, tüm Türkiye'de siyasette geri adım atılamayacak, geri alınamayacak ileri bir adımdı.

Yapıp yapamayacağımızı tartıştılar. Sizlerin deneyimine, gayretine, örgütümüzün inancına güvendik ve hep birlikte hem bütün yasal prosedürleri eksiksiz yerine getirdik hem de sözümüzü tuttuk.

Daha önce, “Bu delege sistemi kötüdür, bu delege sistemi partiyi içine kapatıyor, bu delege sistemi tartışmalar başlatıyor. Mahalleden başlayarak terk edelim bu işleri, üye de yapalım.” dendiğinde siyasi partiler kanununun önümüzdeki engelleri sıralanır, bu işin imkânsızlığı dile getirilirdi.

Kanuna karşı çıkmadan, kanunun öngördüğü mahalle delegelerini seçerek, kanunun öngördüğü ilçe delegelerini seçerek, kanunun öngördüğü illere gelerek, doğru günde listeleri askıya çıkararak, tam gününde indirerek, itirazlar varsa değerlendirerek, listeleri kesinleştirerek kanunun söylediğini A'dan Z'ye yaptığımız bir süreci de gerçekleştirdik.

Söz verdiğimiz gibi, partiye ilçeler için ağustos sonuna, il için ekim başına kadar gelip kaydolan herkesin oy kullanmasını da sağladık. Bütün üyelerimiz geldiler, ilçe başkanlarını seçtiler. İl başkanlıklarında cumartesi günü sizi dinlediler; pazar günü ilçelerde, büyük semtlerde kurulan sandıklarda yüzde 65 katılım oranıyla il başkanlarını belirlediler.

Bundan sonraki süreçte de Türkiye siyasi tarihinde bir ilk olmak üzere genel başkanı doğrudan seçecekler. Bu mesele, normalden iki kat fazla çalışmayı, normalden iki kat fazla toplantı yapmayı, iki kere salon tutmayı, iki kere masraf etmeyi gerektiren zorlukları barındırıyordu. Bunları ilçelerimizdeki en yeni üyelerimizden bu salondaki en kıdemli il başkanımıza kadar herkesin muhteşem bir emeği ve büyük bir gayretiyle başardık.

Hem örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcımız Ensar Aytekin'e hem 81 ildeki kurucu il başkanlarımıza hem de yapılan kongrelerde göreve devam eden ya da yeni göreve gelen arkadaşlarımıza, bu sürece yaptıkları büyük katkılar ve gerçekten her türlü takdirin üzerindeki emekleri için yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.

Bu sayede, 800.000'e yaklaşan üyemizle iradenin millette olduğunu, sözün, yetkinin ve kararın artık üyede olduğunu gösterdik. Yeni partiye üye olmanın artık yalnızca şeklî olarak siyasete dâhil olmak değil, siyasetin her aşamasında doğrudan sorumluluk almak olduğunu gösterdik.

Demokrasiyi bir vaat olmaktan çıkardık, kendi partimizde yaşanan bir gerçekliğe dönüştürdük. İnanıyorum ki yeni partide filizlenen bu demokrasi anlayışı, yarın, özellikle de yeni partinin iktidarıyla birlikte Türkiye'nin dört bir yanında yerleşecek, kurumsallaşacak ve yepyeni bir siyasi partiler düzenine, yepyeni bir demokrasiye, demokrasi için yepyeni bir aşamaya evrilecek.

Bu demokrasiyi mümkün kılanların emekleri de bugünlerde yaşananlar da yani millete döndüğümüz, elimizi uzattığımız, vatandaşa dokunduğumuz, göz hizasında siyaset yaptığımız ve hep birlikte durmadan, yorulmadan çalışmaya başladığımız bir dönemi başlatıyor. Artık bundan sonra kadrolarımızı daha çok sokakta, meydanda, çarşıda, pazarda, tarlada, fabrikada, işçi servislerinde; yani vatandaşa dokunabileceğimiz, seçmene ulaşabileceğimiz her yerde göreceğiz.

Mahalle meclisleriyle yeni siyaset anlayışı

Daha önceki toplantımızda yedi görev belirlemiştik: Yeni partinin yedi hedefi ve örgütün yedi görevi. Buradan samimiyetle ifade etmeliyim ki kuruluş döneminin bütün zorluklarına rağmen kimi gittiğim yerde bunları broşür hâline getirip dağıtanları, il binasının duvarına asanları, her fırsatta tekrarlayanları, yerel basında bu toplantıda aldığı yedi görevi ve partinin yeni büyük hedefini kendi illerinde çokça kullanan arkadaşlarımızı gördük.

İlk toplantıdaki o yedi hedef konusunda sahiplenmeniz, bunları kendi illerinizde çokça kullanmanız benim için son derece değerliydi. Disiplinden, yoldaşlık hukukundan taviz vermeden büyük bir gayretle çalışmak, hepimizin birbirinden birinci beklentisi. Yeni nesil siyasetin gereği olarak verdiğimiz bir diğer sözü de hayata geçirmek ve yeni nesil siyaseti buradan başlatma zamanı.

Biz tüm üyelerle seçimi söylerken ayrıca şunu da söylemiştik: Kurultay delegeliği hukuki, kanuni ve zaruri bir işlem olacak ama esas yetki ve görev elbette üyede olacak. Ayrıca il yönetimi ve ilçe yönetimi, zamanı olanların, bu konuda emek vermek isteyenlerin hepimiz adına yapacağı teknik ve lojistik görevler olacak. Ama esas olarak siyaset, mümkün olan her mahallede kuracağımız mahalle meclisleriyle, ilçelerde kuracağımız ilçe meclisleriyle ve illerde kuracağımız il meclisleriyle yapılacak.

Yani yeni partide, yarın partiye yeni gelen bir üyenin potansiyelinin, yeteneğinin, yetkinliğinin ve bize verebileceği her türlü katkının değerlendirilebileceği; üyeyi tanıyacağımız ve doğru alana yönlendireceğimiz mahalle meclislerimiz olacak.

Siyaset, yukarıdan aşağıya dayatılan kararlarla değil, ihtiyaç duyulduğunda aşağıdan yukarıya, partinin hangi kararı vermesi gerektiğinin sorgulandığı mekanizmalarla yapılacak. Yani “Bunu mahalle meclislerinde tartıştırın.” dediğimiz, “Bunu ilçe ve il meclislerinde bir karara bağlayın.” dediğimiz; kararı yerelden sizinle tartışarak genelde uygulayacağımız, belki Meclis'te ona göre oy kullanacağımız süreçleri başlatmak durumundayız.

Ayrıca, seçimlere en çok bir buçuk yılın kaldığı böyle bir dönemde partinin politikalarının ve vaatlerinin önce konuşulup tartışıldığı, yerelde nasıl anlatılacağının ve en iyi şekilde nasıl savunulabileceğinin değerlendirildiği, adeta parti içi hızlı bir eğitim mekanizmasının da mahalle meclisleri düzeyinde hayata geçirildiği bir süreç açısından mahalle meclislerini önemsiyoruz.

Mahallede partinin yapacağı siyasetin, mahalledeki üyelerle birlikte planlandığı, tasarlandığı, paylaşıldığı ve hayata geçirildiği bir süreç oluşturmak istiyoruz. Sandık güvenliği konusunda, Siyasi Partiler Kanunu gereğince son seçime girmemiş bir partinin resmî sandık görevlileri olmuyor. Bu yüzden sandıklara sahip çıkma noktasında hem müşahitlik hem gönüllülük hem de farklı yöntemlerle sandıklarda var olma noktasında tüm üyelerimize çok önemli görevler düşüyor.

Daha önce 186.000 sandık görevlisiyle birlikte, sandık görevlilerinin ve sandık sorumlularının sadece seçim günü sandıkta görev yapan kişiler olmamasını; şimdiden seçim gününe kadar zamanında yapılırsa en az altı kez sandığında oy kullanacakları evlerinde ve iş yerlerinde ziyaret ettiği, tanıştığı, mümkünse sandık başında onlara adlarıyla hitap ettiği bir örgütlenmeden bahsediyorduk.

Bu kararlılıktan vazgeçmedik. Bunu mahalle meclislerinde de konuşarak, tartışarak yeniden organize etmeyi; mahalledeki tüm seçmenlerle, mahalledeki tüm üyelerimizle birlikte doğrudan temas etmeyi, vaatlerimizi doğrudan anlatmayı ve onlara kendimizi doğrudan o mahallenin diliyle, o mahallenin üyeleri aracılığıyla ulaştırmayı son derece önemsiyoruz.

Bunun için mümkün olan tüm mahallelerde bu çalışmaların yapılmasını; tüm ilçelerde ve tüm illerde mahalle meclislerinin, il ve ilçe meclislerinin, ilin ve ilçenin özellikleri de gözetilerek esnek bir modellemeyle ama tavizsiz bir kararlılıkla uygulanmasını son derece önemsediğimizi ifade etmek isterim.

Partinin kapılarını farklı görüşlere açtık, açık tutmaya devam edeceğiz. Bu ülkenin birliğiyle, bütünlüğüyle, bayrağıyla ve kurucu kadrolarıyla sorunu olmayan; otokrasi yerine demokrasinin tarafında duran, bugünkü kara düzenden rahatsız olan ve bizimle birlikte olmak isteyen herkese yeni partinin kapıları bundan sonra da ardına kadar açık olacak.

İllerimizden genel merkeze sadece sorun ve şikâyetleri değil, bu sıkıntıları nasıl çözeceğimize yönelik somut önerileri de taşıyacağız. Çünkü yeni partinin ana yaklaşımı şudur: Yeni parti, bir partimiz olsun diye kurulmuş bir parti değildir; iktidar olsun diye kurulmuş bir partidir.

Yeni parti, kendini bir muhalefet partisi olarak konumlandıran bir parti değildir. Yeni partinin yapacağı ilk kurultay, önümüzdeki ay yapacağı ilk kurultay, yeni partinin muhalefette yapacağı tek kurultay olacaktır. Yeni parti, iktidar olmak için kurulmuştur. Bu yüzden hiçbirimiz unutmamalıyız ki sorunu söyleyen, sorunu anlatan, dertleri konuşan iyi bir muhalefet olur ama çözümü hazırlayan iktidar olur.

Bunun için yeni parti, sorunlara nasıl çözüm getireceğini her fırsatta anlatan yarının iktidar partisidir. Siz de yarının iktidar partisinin 81 ildeki il başkanlarısınız.

“Onlar yolun sonuna geldi, biz daha yolun başındayız”

Hepimiz zor ve karanlık bir dönemden geçiyoruz. Artık gitmekte olan bir iktidar var. Onlar yolun sonuna geldiler, biz daha yolun başındayız. Muhalefetin kurumlarına ve seçilmiş siyasetçilere saldırıldı. Akademisyenlere, öğrencilere, sivil topluma saldırıldı. Medya kuruluşlarına, gazetecilere saldırıldı. Sosyal medya hesaplarının saatler içinde kapatıldığı ağır bir darbe döneminin içindeyiz.

Bugün sabah da erken saatlerde Denizli'de Deniz Başkanımızın gözaltına alındığı ve Merkezefendi Belediyesine bir operasyon yapıldığı haberini aldık. Bakırköy'de ise belediye meclis üyelerimize, bürokratlarımıza operasyon yapıldı. Belediye Başkanımız Ayşegül Ovacı'nın 86 yaşındaki babasının gözaltına alındığı, bütün ailenin şaşkınlık içinde olduğu bir süreci izliyoruz.

Belediye başkanımız kendisi dışarıda. Belediyenin kapısından girmeyen, vaktinin çoğunu Bakırköy'ün dışında geçiren 86 yaşındaki amcamızın gözaltına alındığı bir süreçteyiz. Başkanımız diyor ki: “Bugün biz dört ilçe birlikte Bakırköy'de yeni partiye katılacaktık. Sabah yeni partiye uyanacaktım, operasyona uyandım. 86 yaşındaki babamı aldılar. Bu kadar kötülük niye?”

Başkanım, genel başkanım diye bana sabah sorduğu bir soruyla uyandım. Pazar günü ise Şeniz Başkan beni Denizli'de karşılamış, sonra kendi belediyesinin bir etkinliğinin ödül törenine koşmuş, gitmişti. Ama bütün Denizli, Deniz Başkan'a daha önce bir belediyeye yapılan operasyonun ardından hem birilerinin zorla itirafçı yapılmaya çalışıldığını hem de Deniz Başkan'a “Ya gel AK Parti'ye katıl ya da hapse atıl.” noktasında büyük bir baskı kurulduğunu ifade etmişti. Başkanın psikolojisinin hiç iyi bir noktada olmadığını da bütün arkadaşlarımız dile getirmişti.

Deniz Başkan'ın gözlerindeki hem direnci hem de kaygıyı gördükten iki gün sonra ve bugün partimize dört belediye başkanının daha katılacağı törenden birkaç saat önce, iki kadın belediye başkanına aileleriyle birlikte yapılan bu zulmü de bir kez daha bu toplantıda kayda geçiriyoruz.

Her şey bitecek arkadaşlar, her şey bitecek. Ve bittiğinde vatandaşlarımıza birçok vaadimizi yerine getirmek için görevin başında olacağız. Partinin genel başkanı olarak ifade ediyorum ki benim milletimize vaadim şudur: Herkes emin olsun, asla unutkan olmayacağız. Bu zulmü yapanları da bu zulmü yapanları kanun dışına çıkıp yargı yetkisini bir parti için kullananları da 86 yaşındaki babalara, analara ya da 6 yaşındaki çocuklara zulmedenleri de bunlara direnenleri de bu süreçte teslim olup gidip iş birliği yapanları da asla unutmayacağız. Asla unutkan olmayacağız.

Olağanüstü koşullara karşı olağanüstü mücadele pratikleri gerekir. O yüzden yeni partinin politikalarını, tespitlerini, teşhislerini ve tedavi önerilerini milletimize ulaştırmak birinci vazifenizdir. Örgütümüzün her temsilcisini, her bir üyesini yeni partinin mesajlarını millete ulaştıracak birer nefer olarak görüyoruz. Onlar televizyonları kapatabilirler, sosyal medya hesaplarını engelleyebilirler. Ancak bizim üyemizin komşusuna, akrabasına, eşine, dostuna ulaşmasını, çalışmasını, onun derdine çözüm söylemesini engelleyemezler.

Yeni parti ne söylüyorsa 81 ilde dilden dile ulaştırmak örgütümüzün vazifesidir. Bu konuda örgütümüze de güvenim tamdır. Okumayı seven, dinlemeyi seven, araştıran, sorgulayan, tartışan, derdini iyi anlatan çok güçlü bir üye yapımız var. Son dönemde ilk kez siyasete dâhil olan üyelerimizin heyecanı, teknolojik yatkınlıkları ve pratikleri de bu konuda bize son derece elverişli bir siyaset zemini yaratıyor.

Kapatılan televizyonlara, erişim engeli getirilen hesaplara ve gazetelere üzülmek, bunlar için mücadele etmek elbette önemli. Ancak bunun yerine yepyeni iletişim olanaklarını kullanmak ya da klasik iletişim olanaklarını büyük bir seçim ordusu eliyle hayata geçirmek de karşımızdakilerin baş edemeyeceği ve bizimle yarışamayacakları bir alan oluşturuyor.

Bir tarafta hantallaşmış, yorulmuş, yaşlanmış, köhneleşmiş; siyaseti siyasetçilerin elinden alıp bürokratlara emanet etmiş bir siyaset var. Diğer tarafta ise eskisi olmayan, heyecanı yüksek bir parti var. Baskılardan yılmamış, teslim olmamış, tüm saldırılardan sonra küllerinden yeniden doğmuş, ayağa kalkmış çok güçlü bir parti var. Onlar yolun sonunda, biz daha yeni başındayız.

Fon vurgununa ilişkin iddialar

Son dönemde medyaya yöneltilen saldırıların bir sebebi de hiç şüphesiz asrın soygununun yeterince millete ulaştırılmasını engellemektir. Fon vurgununun gerçeklerinin özgürce konuşulmasını engellemek istiyorlar. Bunu Halk TV'yi karartarak da yapıyorlar. Diğer televizyonlara, “Halk TV fon vurgununun üstüne çok gidiyordu, bak ne hâle geldi.” diyerek korku salmaya da çalışıyorlar.

Ama bizim görevimiz bu soygunu unutturmamak, mağdurların hakkını da sonuna kadar savunmaktır. Milletimiz geçim derdinde kıvranırken iktidar partisinin açtığı yolda, bizzat iktidar partisinin mensupları tarafından vurgun yapılmıştır. Bu vurgunun 86 milyona maliyeti her geçen gün artmaktadır.

Erdoğan'ın dediği gibi fonların yüzde 4,6'sıyla sınırlı bir iştir diyerek küçük göstermeye çalıştığı meselenin ikincil ve üçüncül etkilerinin neler olduğu her yeni gün yeniden ortaya çıkmakta, uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.

Tüketici güven endeksinde, ölçülmeye başladığı günden beri tarihin en büyük aylık düşüşünün yaşandığı da memleketteki iktidara güvenin ve tüketicinin yarınlara olan güveninin tamamen ortadan kalkmakta olduğunu göstermektedir.

Ekonomiye doğrudan maliyet ilk günlerde 20 milyar dolar olarak ölçüldü. Birkaç gün içinde diğer etkileriyle birlikte 90 milyar dolara yaklaştığı söylendi. Geçtiğimiz hafta yeni partinin Ekonomi Eşgüdüm Konseyi bunun 110 milyar dolar olduğunu söyledi. Ben açıkladım, parti sözcülerimiz, grup başkan vekillerimiz ve ilgili arkadaşlarımız da söyledi.

Nihayet, bizim bu açıklamamızdan üç gün sonra dünyanın bu konuda en önemli kuruluşlarının yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin toplamda 414 milyar dolarlık bir kayıpla karşı karşıya olduğu ortaya çıktı.

Yani krizin mağduru 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyon vatandaş ya da 5,5 milyon borsa yatırımcısı değildir. Bu krizin mağduru artık 86 milyondur. Bu soygunun arkasında, perde arkasında çok acı hikâyeler var. Parasını bir umut fona yatırıp borçlarından kurtulmaya çalışan KOBİ'ler var. “Şu çok getiriyormuş, parayı burada büyütelim. Uygun kredi bulamıyoruz; faiz ödemek yerine aksine parayı birkaç katına katlarsak düze çıkarız.” diyen mağdur KOBİ'lerin günü gelmiş borçlarını ödeyemediği, işçilerinin maaşlarını ödeyemediği bir süreçteyiz.

“Bir ay dursun, sonra alalım.” diye ev kirasını fona koyanların ev sahibiyle davalık olmaya başladıkları bir süreçteyiz. Ameliyat parasını günü gelene kadar fona yatıranların ameliyat olamadığı günlerdeyiz. Maaşından artırdığı birikimiyle fona girenlerin mağdur olduğu, perişan olduğu günlerdeyiz.

Hatta garanti olsun diye Türkiye'nin en büyük şirketlerine borsada yatırım yapan milyonlarca insanın bile parasının neredeyse üçte birini kaybettiği günlerdeyiz.

Şimdi o mağdurlar borçlarını ödeyemiyorlar, kiralarını ödeyemiyorlar, planlanan yatırımlarını ve alışverişlerini yapamıyorlar. Bu krizin yeni yeni etkileri her birimizi daha derinden sarsmaya devam edecek. Bu kuralsız, denetimsiz, hukuksuz, çarpık düzen milleti büyük bir kaosun içine sürüklemiştir.

“AK Parti'nin kara düzeni”

Peki, tüm bunlar neden başımıza geldi? Çünkü bizim “AK Parti'nin kara düzeni” dediğimiz, AK Parti seçmeninin de “Çarpık bir düzen kurmuşlar, bizi de perişan ettiler.” dediği bir düzenin içindeyiz.

Sayın Erdoğan'ın kendi atadıkları bu soygunun bizzat başındadır, içindedir. Hem büyükelçisi hem başkanı hem de saraydaki kurulların başkanları bu işlerin başındadır. Tüm fonların yönetiminde görev yapanların tamamı Erdoğan tarafından görevlendirilmiştir.

Bazı mağdurlar, “Ya, bana saraydan telefon açtılar. Özel kalemden söylediler: 'Sen burada bir maaş alıyorsun, bir maaş da fondan al. Yönetime gir.' dediler. İki toplantıya katıldım, birkaç imza attım. Uyardılar, ayrıldım.” diyenlerin tutuklandığını ifade ediyor.

İsyan ettikleri, ancak büyük oyunu kurgulayanların bir kenarda, sanki haberleri yokmuş gibi davrandıkları bir sürecin içindeyiz. Soygunu yapıp parayı kazananlarla soyulanların geçmiş dönemde aynı siyasi yönelimde olmaları bir tesadüf değildir. Erdoğan'ın dönüp dönüp bir yargı süreciyle ilgili, CHP'de olduğumuz dönemde bir tekerleme gibi söylediği meseleyi ona söyleyince sinirleri, asabı bozulmaktadır.

Ey Erdoğan! Hatay, Antakya... Partili atanan AK Partili, soyanlar AK Partili, soydurduklarında AK Partili... Biz bu işin hiçbirinde... Tabii, biz bu işin şurasında varız: Mağdurların hakkının korunmasında varız. Çünkü biz; mağdura, haksızlığa uğrayana, maaşından artırdığı parası çalınana, ameliyat parasını kaptırana ya da kredi bulamıyor diye son çare buraya başvurup şirketini batırana, geçmişte AK Parti'ye oy verdi diye düşmanlık yapacak insanlar değiliz.

AK Parti'nin kara yüzüyle bugün tanışmış olmaları, AK Parti seçmeninin suçu değildir. Onlara kusur yükleyip kabahati yükleyerek “İyi oldu.” diyecek hâlde değiliz. O yüzden bizim görevimiz, tepedeki yöneticilerden hesap sormaktır. AK Parti'nin kibirli yöneticilerinin yaraladığı seçmenlere sahip çıkması gerekenler de yine bizleriz.

Bu yönetim anlayışı zaten AK Parti'yi iki sınıfa bölmüştür: Bir tarafta muhafazakârlık maskesi altında zenginleşmeye çalışan faydacılar, diğer tarafta samimi muhafazakârlar, yani AK Parti seçmeni olan vatan evlatları vardır. Vatan evlatlarıyla bakan evlatları arasındaki ayrımla tanışan AK Parti seçmeninin yaşadığı rahatsızlık, artık bu siyasetten kendisini uzak tutma noktasına gelmiştir.

Gün, AK Parti seçmenine geçmişin hesabını sorma değil, yarının umudunu birlikte paylaşma günüdür. Bir yanda evladı sigortalı bir iş bulsun diye kapı kapı dolaşan AK Partililer var. Diğer yanda evladı fonda milyarları götüren AK Partili bakanlar ve milletvekilleri var.

Bir yanda hac ibadeti için yıllarca para biriktiren, parasını kenarda tutan, sonradan kura bekleyen ve kurada bile acaba bir şeyler mi var diye artık şüpheye düşen AK Partililer var. Diğer yanda foncuların özel jetleriyle hacca giden, hacdan selfie paylaşan eski bakanlar ve Erdoğan'ın evlatları var. Daha biz isimlerini zikretmeden genel başkan yardımcısı olarak görev verdikleri var.

Sayın Erdoğan, bu soygunu yapan yol arkadaşlarının listesini ısrarla milletten saklıyor. Açığa çıkaranları hedefe koyuyor, gerçeklerin ortaya çıkmaması için elinden geleni yapıyor.

Hukuk işletilmemekte, hukukta görülmemiş bir kavram olarak “tövbe hesabı” tarif edilmektedir. Suçüstü yakalananlar, cami bahçesine çocuk bırakıp gider gibi günahlarını tövbe hesabına bırakıp soruşturmadan ve kovuşturmadan kurtulmayı, yani Erdoğan'ın kendi yargı sistemi içinde affa uğramayı beklemektedirler. Tabii bu beklentinin kökü, 17-25 Aralık'tan önce yapılanların görülmeyip sonrasında kirayı yatıranların terörist ilan edildiği döneme dayanmaktadır. Yani kirayı yatıranın, bankaya kirayı yatıran kişinin terörist sayıldığı; o bankanın kurdelesini kesenlerin ise 17-25 Aralık miladından önce olduğu için suçsuz kabul edildiği bir süreç yaşandı.

Kendilerinden her fırsatta, evlerinden çıkan ayakkabı kutularındaki paralar sorulduğunda önce “FETÖ'cüler, dış güçler” deyip sonra faiziyle geri alanların; FETÖ'cülerle kurdukları tüm ilişkilerden sonra “Milletim beni affetsin.” diyerek elini de FETÖ sabunuyla yıkayıp kendince kirlerden ve günahlardan arındığını düşünenlerin, bir kez daha bu milleti bu yöntemle kandıracağını sanmaları beyhudedir.

Bu kez mesele doğrudan vatandaşın canını yakmıştır ve vatandaş olan bitenin farkına varmıştır. Bu yüzden tövbe hesabına üç beş kuruş atanların AK Parti mahkemesinde temize çıkmasının ya da Türk yargısından kaçırılmasının bir faydası yoktur. Milletin vicdanında mahkûm olacaklar, cezayı da sandıkta çekeceklerdir.

Mağdurlar için Anayasa Mahkemesi hazırlığı

Mağdurlara son darbe ise Meclisten geçen yeni yasayla vurulmuştur. Mağdurların haklarını ödememek için yeni yeni usuller uydurulmuştur. Milletin bu çarpık düzene isyanını duyuyoruz. Bu konuda Anayasa Mahkemesine başvurup mağdurları cezalandıracak, daha çok mağdur yaratacak, mağdurların önüne set çekecek maddelerin iptali yönünde gerekli hazırlıklarımızı yapıyoruz.

Biz, yeni parti olarak ilk günden önerimizi sunmuştuk. Yıllar önce Amerika'da yaşanmış benzer bir olayın ardından meselenin ciddiyetle ele alındığını, tekrarının engellendiğini ve mağduriyetin giderildiğini örnek göstererek burada da yapılması gerekenleri önerimizde ayrıntılı şekilde yazmıştık.

Bu meselenin esası, uluslararası anlaşmalardan yararlanmak, uluslararası yetkileri kullanmak ve dünyanın öbür ucuna götürülmüş paraların izini sürmektir. Bilhassa İBB Borsası, FETÖ Borsası aracılığıyla temin edilerek yurt dışına götürülen ve yurt dışında yabancıların parasıymış gibi fonlarda değerlendirilen paraların, kirli para yıkama ve aklama mekanizmasına dönüştürüldüğü gerçeğini de tespit ederek gerçek bir mücadelenin bunlara karşı verilmesi gerekmektedir.

Fon tutukluları cezaevinde ziyaret edilecek

Dün Ekonomik Koordinasyon Kurulumuz ve partimizin bu konuda yetkilendirdiği isimlerle altıncı toplantımızı yaptık. Bu kez iki farklı çalışma grubu oluşturduk.

Bu noktada, illerinizdeki mağdurlarla arkadaşlarımızı buluşturmak için sizlere ve ilçe başkanlarımıza da görevler düşüyor. Mağdurlarla görüşecek bir çağrı merkezi ve bir veri tabanı oluşturulacak. Mağdurların haklarını müştereken arayacakları resmî zeminler, dernekler ve çeşitli çalışmalar bu konuda yürütülüyor. Bunlar da yapılacak ve mağdurlarla dayanışma içinde olacağız.

İkinci çalışma grubumuz ise şu anda cezaevinde bulunan fon tutuklularını ziyaret edecek, kendilerine sorular soracak ve millet adına yanıtlar arayacak. Cezaevine düşmelerine neden olan süreçte, esas meselenin kökünün nereden kaynaklandığı konusunda söylemek istedikleri varsa onları dinleyecek.

Meclisin kurmadığı, araştırmadığı bir komisyon konusunda da partimizden on milletvekiliyle birlikte, diğer siyasi partilerden ve muhalefet partilerinden bu konuda eş güdüm arayışı içinde olanlar var. Birkaçıyla görüştük. Bunu diğer partilerle de ortaklaştırarak hiç değilse muhalefetin bir arada bu fon mağduriyetiyle mücadele etmesi noktasında gayret göstereceğiz.

Elbette biz, kimseyi suçluluğu ispatlanana kadar suçlu görme durumunda değiliz. Bir cezaevi ziyaretinin, mağdura yapılan bir dayanışma ziyareti gibi değil; hakikatin peşinde, son vurgunun sorumlusu olduğu düşünülerek cezaevine konulanlarla görüşmeler yoluyla bir hukuk mücadelesine katkı sağlayacağının da altını çiziyoruz.

Bu günlerde ve bundan sonraki günlerde Türkiye kamuoyunda bu konunun önemini koruması ve ciddiyetle ele alınması için partimiz çalışmalarını sürdürecektir. Yeni parti olarak bu işin peşini bırakma niyetinde asla değiliz."

Kaynak: Haber Merkezi