TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından yapılan açıklamada, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündeminde bulunan “Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin doğa koruma rejiminde teknik değil, yapısal bir dönüşüm anlamı taşıdığı belirtildi.

Uzman değerlendirmelerinde, teklifin koruma anlayışını gelir üretme zorunluluğuna dönüştürebileceği uyarısı öne çıktı.

Kurumsal yapı köklü biçimde değişiyor

Teklifin, doğa koruma alanlarına ilişkin basit bir güncellemenin ötesine geçtiği ifade ediliyor. Değerlendirmelere göre düzenleme, koruma rejiminin kurumsal niteliğini kökten dönüştüren bir yeniden yapılanma içeriyor.

Bu kapsamda Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü’nün (DKMP), 28 Aralık 2024’te Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile özel bütçeli ve döner sermayeli yapıya dönüştürülmesi hatırlatıldı. Söz konusu dönüşümle birlikte kurumun kiralama, tahsis ve işletme gibi kalemler üzerinden gelir üretmesinin beklendiği vurgulandı.

Uzmanlara göre amacı koruma olan bir kurumun bütçesini artırma zorunluluğuyla karşı karşıya kalması, karar alma süreçlerinde gelir artırıcı faaliyetlerin öncelik kazanması riskini beraberinde getiriyor. Bunun da daha fazla konaklama tesisi, turizm tahsisi ve altyapı izni anlamına gelebileceği; doğal alanların yoğun kullanım baskısı altına girebileceği ifade ediliyor.

Koruma alanlarının kamu bütçesine katkı sağlayan ekonomik varlıklar değil, gelecek kuşaklara karşı kamusal bir sorumluluk olduğu hatırlatılıyor.

Koruma-kullanma dengesi tartışılıyor

Teklifte; millî parklar ve diğer korunan alanlarda ulaşım, enerji iletim hatları, petrol ve doğalgaz boru hatları, haberleşme ve altyapı tesislerine “kamu yararı ve zaruret” gerekçesiyle izin verilebilmesinin önü açılıyor. Ancak bu kavramların sınırlarının net çizilmediği ve idareye geniş bir takdir alanı bırakıldığı belirtiliyor.

Uzmanlar, istisnai olması gereken uygulamaların olağan hale gelmesi riskine dikkat çekiyor. Gelir üretme baskısıyla birlikte bu istisnaların genişlemesinin koruma-kullanma dengesini zayıflatabileceği değerlendiriliyor.

Teklifte ayrıca, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ile çakışan alanlarda planlamanın Turizmi Teşvik Kanunu hükümlerine göre yapılabilmesine imkân tanınması da eleştiriliyor. Bu durumun, korunan alan statüsü sürerken planlama yetkisinin fiilen turizm öncelikli bir mevzuata bırakılması anlamına gelebileceği ifade ediliyor. Uzmanlara göre bu yaklaşım, alan yönetiminde parçalanmaya ve biyolojik çeşitliliğin ikinci plana itilmesine yol açabilir.

“Koruma alanlarında planlama yatırım rejimine tabi kılınamaz” görüşü dile getiriliyor.

Yaban hayatı yaptırımlarında zayıflama iddiası

Teklifte tekrar eden kaçak avcılık fiillerinde süresiz belge iptali yerine iki yıl ile sınırlı yaptırım öngörülmesi de dikkat çeken düzenlemeler arasında yer alıyor. Yaban hayatının azaldığı bir dönemde yaptırımların hafifletilmesinin koruma iradesini zayıflatabileceği savunuluyor.

Ankaralılar iftar sofrasında buluştu
Ankaralılar iftar sofrasında buluştu
İçeriği Görüntüle

Yönetim planlarının muğlaklığı ve kaçak yapıların “ihtiyaç görülmesi halinde değerlendirilmesi” hükmü de planlama bütünlüğü ve hukuk güvenliği açısından tartışma yaratıyor.

Açıklamada, doğa korumanın bir piyasa faaliyeti olmadığı ve koruma politikasının bütçe artırma stratejisine indirgenemeyeceği vurgulanıyor. Millî parklar, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları ve tabiat anıtlarının ekonomik getiri sağlayan varlıklar değil; ekolojik bütünlüğün güvencesi olduğu hatırlatılıyor.

Kanun teklifinin, koruma ilkesini zayıflatabilecek mali ve idari düzenlemelerden arındırılarak yeniden değerlendirilmesi çağrısı yapılıyor.

Muhabir: Halil Kızılırmak