Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, "Terörsüz Türkiye'ye geçiş süreci, artık geri dönüşü olmayan bir eşiği aşmıştır." ifadelerini kullanarak, "Öcalan’la, bağlantılı unsurlarla ve ilgili legal yapılarla yürütülen diyalog sürecinin istismarına dönük girişimlerin içinde bulunanlar, er geç bunun hesabını verir. Öcalan’la diyalog, bu son aşamada çok daha rahat koşullarda ve çok daha ileri noktalara kadar gidebilecekken gerçek dışı taleplere dayanan söylem ve eylemlerle diyalog sürecine zarar vermeye kalkışanlar, bu yükün altında kalır." dedi.
"Diyalog sürecini Türkiye’nin geleceği için müzakereye çevirme çabasına girmeye çalışanların da süreçle ilgili samimi olmadıkları, asıl niyetin sürece zarar vermek olduğu açıktır. Bu tuzaklara düşülmemesi gerekir." ifadelerini kullanan Uçum, "Diyalog, terörün kesin ve devamlı surette her mecradan tasfiyesi için terörle ilgili muhataplar ve bağlantılı legal yapılarla yürütülen temastır. Diyalog, müzakere değildir." değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum, "Sistematik terörün kesin ve devamlı surette tasfiyesinin unsurları yönünden; aktif terör pratiğinin bitirilmesi, aktif teröre destek pratiklerinin ortadan kalkması, her mecrada terörün gölgesinde kurulan ve beslenen dilin son bulması, bir kısım demokratik siyasi aktörler üzerindeki terör vesayetinin sona erdirilmesi, başlıca gereklerdir." diye yazarak, "Bugüne kadar hiçbir süreçte konu bu seviyede TBMM gündemine ve kanun aşamasına gelmemişti. Bu eşik, asla hafife alınmamalıdır." ifadelerini kullandı.
Anadolu Ajansı'nda süreçte son duruma ilişkin bir yazı kaleme alan Uçum, şunları kaydetti:
"Konuya ilişkin en son yayınladığımız 'Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinde son aşama' başlıklı yazıda geçiş sürecinin tamamlanmasının unsurlarına değinmiş ve şu tespitleri yapmıştık: Geçiş sürecinin tamamlanmasının unsurlarına bakıldığında bundan sonraki süreçte ağırlıklı konuların pratik hususlar olduğu, yasal düzenlemelerin ise oransal olarak daha az yer tuttuğu söylenebilir. Bu tespit, iş hacmi açısındandır yoksa yasal düzenlemelerin daha az önemli olduğu manasında değildir.
Sistematik terörün kesin ve devamlı surette tasfiyesinin unsurları yönünden;
- Aktif terör pratiğinin bitirilmesi,
- Aktif teröre destek pratiklerinin ortadan kalkması,
- Her mecrada terörün gölgesinde kurulan ve beslenen dilin son bulması,
- Bir kısım demokratik siyasi aktörler üzerindeki terör vesayetinin sona erdirilmesi,
başlıca gereklerdir.
Diğer önemli bir husus, eski ya da yeni tarzda illegal oluşumlar yoluyla bazı demokratik siyasi yapılar üzerinde kurulan 'gayrimeşru ve üstenci kadro vesayetidir.' Bu sorunun tamamen ortadan kaldırılması ve bundan sonra bu tarz yeltenmelerin önüne geçilmesi de tasfiye sürecinin önemli bir boyutudur.
Esas olarak da münfesih örgüt mensuplarının adli işlemleri ve toplumla bütünleşme konularında yapılacaklarla Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin büyük ölçüde tamamlanacağı söylenebilir.
Daha önce de vurguladığımız gibi Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinde Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ülke liderliği, Sayın Bahçeli’nin kararlı ve tavizsiz yaklaşımları aynen devam ediyor. Cumhur İttifakı'nın güçlü desteği sürüyor. Devlet kurumlarının titiz çalışmaları kesintisiz yürüyor.
Bu çerçevede en önemli adımlardan biri, geçiş süreci kanununun çıkarılmasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tatile girmeden bu kanunun çıkacağı bekleniyor. En azından bu yönde güçlü bir irade oluştuğu nettir. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, kanunun TBMM tatile girmeden çıkması gerektiğini açıkladı. Bu kararlılığın son derece önemli olduğunun altını çizmek gerekir.
Ayrıca, bugüne kadar hiçbir süreçte konu bu seviyede TBMM gündemine ve kanun aşamasına gelmemişti. Bu eşik, asla hafife alınmamalıdır.
Geçiş sürecine kurulmak istenen tuzaklar
Hal böyleyken özellikle münfesih terör örgütünün bazı unsurları tarafından son günlerde yapılan açıklamalarda veya ortaya konan tutumlarda sürece zarar verme niyetli yaklaşımlar izleniyor. Bazı unsurların sürece direnme eğilimi içinde oldukları gözleniyor. Bölgeye ilişkin güya Kürtleri hedef alan, tamamen gerçek dışı, diğer deyişle tümden uydurma savaş senaryoları üretenler görülüyor. Üstenci bir dille, yürüyen sürecin karşısında durmaya çalışanlar çıkıyor. Abes taleplerle süreci gölgelemek isteyenler, komplo teorileriyle yokuş yapıp süreci bozmaya yeltenenler ve süreci sabote etme hedefiyle hareket edenler ifşa oluyor.
İçeride ve dışarıda Türkiye karşıtı odaklar ile emperyalizmin enstrümanı olan çeşitli mecralar da geçiş sürecine yönelik sabotaj hedefli her türlü girişimi tahrik ve teşvik ediyor. Bunların arasında her kanattan muhalif görünümlü Batıcı çevrelerle milliyetçiliği istismar eden siyasi aktörler de epey yekun tutuyor.
Bu çerçevede, geçiş sürecinin saha pratiğindeki en önemli kurumu Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) Başkanı Sayın İbrahim Kalın’ın Irak seyahatine karşı münfesih terör örgütünün bazı unsurlarınca yapılan ve son derece gerçek dışı iddialara dayanan açıklamalar, tam bir provokatif hamledir. Anılan seyahat, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedeflerine katkı için yapılmıştır. Barış için yapılan bir seyahati savaşla ilişkilendirmek asla kabul edilemez. Bölgede kalıcı barışın koşullarına ilişkin atılacak adımlara yönelik bir seyahati çarpıtmak ve kara propaganda malzemesi yapmak, sürece yönelik bir sabotaj hazırlığı olarak anlaşılır.
Bununla birlikte devletin ve ilgili tüm kurumlarının tüm bunların farkında olduğunun, her türlü gelişmeyi takip ettiğinin ve olası tedbirlerin hazırlığını yaptığının altı çizilmelidir. Devletin geçiş sürecine ilişkin sabotajlara izin vermeyeceği, sabotaj yapmaya kalkışanlar olursa bunun altında kalacakları izahtan varestedir.
Öcalan’la, bağlantılı unsurlarla ve ilgili legal yapılarla yürütülen diyalog sürecinin istismarına dönük girişimlerin içinde bulunanlar, er geç bunun hesabını verir. Öcalan’la diyalog, bu son aşamada çok daha rahat koşullarda ve çok daha ileri noktalara kadar gidebilecekken gerçek dışı taleplere dayanan söylem ve eylemlerle diyalog sürecine zarar vermeye kalkışanlar, bu yükün altında kalır.
Diyalog sürecini Türkiye’nin geleceği için müzakereye çevirme çabasına girmeye çalışanların da süreçle ilgili samimi olmadıkları, asıl niyetin sürece zarar vermek olduğu açıktır. Bu tuzaklara düşülmemesi gerekir.
Ayrıca sistematik terörün tasfiyesine yönelik geçiş sürecini 'demokrasi ve özgürlük hareketinin' tasfiyesi olarak ifade etmek, tam bir aldatma siyasetidir. Tam tersine sistematik terörün tasfiyesi, "demokrasi ve özgürlük hareketinin" meşrulaşmasını, hukukileşmesini ve güçlenmesini sağlayacak koşulları hazırlamak demektir. Geçiş süreci kanununun temel işlevi de buna yönelik uygun hukuki koşulları oluşturmaktır. Geçiş süreci kanununa subjektif manalar yükleyip farklı işlevler beklemek, kötü niyetten başka bir şey olmaz ve fikri sabotaj sonucunu doğurur.
Bugün geldiğimiz aşamada terör ve şiddet siyasetinin gayrimeşru olduğu herkesin kabul etmesi gereken bir durumdur. Açık ya da örtük hangi şekilde kullanılırsa kullanılsın silaha dönüş dili asla kabul edilemez ve tamamen terk edilmelidir.
Etnik siyaset tarzının Türkiye siyasetinin önüne çıkartılması ve sürecin koşuluna dönüştürülme çabası bir seçenek değildir. Bundan vazgeçilmesi kaçınılamaz bir gerekliliktir. Türk milletinin bütünlüğünü hedef alan her türlü ayrılıkçı politika başarısızlığa mahkumdur.
Diyalog, terörün kesin ve devamlı surette her mecradan tasfiyesi için terörle ilgili muhataplar ve bağlantılı legal yapılarla yürütülen temastır. Diyalog, müzakere değildir.
Müzakere, demokrasiyi ve özgürlükleri geliştirmek için Türkiye toplumunun tüm kesimlerinin doğrudan veya temsilcileri vasıtasıyla demokratik siyaset zemininde içinde olduğu ve Türkiye’nin tamamına ait bir siyaset tarzıdır ancak Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin tamamlanmasıyla geçiş sürecinde diyalog yürütülen muhataplar vesayetsiz demokratik siyaseti benimseyerek kademeli bir şekilde müzakere süreçlerinin olağan meşru aktörleri arasına katılır.
Terörsüz Türkiye vizyonu, içeride Kürtlerin devletle ve milletle bütünleşmesini güçlendirmek ve bölgedeki tüm Kürtlere sahip çıkmaktır. Suriye’de ve son olarak ABD/İsrail-İran Savaşı'nda Kürtlere en fazla sahip çıkan ülkenin Türkiye olması bunun en somut ve gelecek açısından güveni güçlendiren pratiğidir. Terörsüz Türkiye vizyonunun bu içeriği temel ve vazgeçilemez doğrultudur.
Öte yandan kanun sonrası atılacak adımların uzatılmaması ve münfesih örgütün, silah bırakmanın tamamlanması dahil üzerine düşenleri hızlıca yerine getirmesi, sürecin enfekte edilmesinin önüne geçecektir. Devlet, her seviyedeki güçlü iradesiyle ve tüm kurumsal kapasitesiyle buna hazırdır.
Özetle sürecin aşamalı niteliğini görenler ve bu zorunlu aşamalar dinamiğine uyumlu davrananlar kazanır, buna direnenler ise kaybeder. İşin özü budur.
Terörsüz Türkiye'ye geçiş süreci, artık geri dönüşü olmayan bir eşiği aşmıştır. Bundan sonraki temel mesele, sürecin hangi hızla ve hangi disiplin içinde tamamlanacağıdır. Devletin kararlılığı ile sürece samimiyetle katkı sunan aktörlerin iradesi, geçiş sürecinin başarıyla sonuçlanmasının en önemli güvencesidir. Buna karşılık, süreci geciktirmeye, şartlandırmaya, istismar etmeye veya sabote etmeye yönelik girişimler, hangi siyasi mecradan, hangi ideolojik çevreden ya da hangi yapıdan gelirse gelsin, yalnızca kendi meşruiyetini tüketmeye ve millet vicdanında karşılıksız kalmaya mahkum olacaktır."




