İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun, lisans diplomasının iptal edilmesine karşı açtığı davanın duruşması Silivri'de başladı. Güvenlik barikatını aşıp içeri girmek isteyenlerle jandarma ekipleri arasında arbede çıktı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun, avukatları, diplomanın iptaline karşı 6 Mayıs 2025'te İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nde dava açtı. İstanbul Üniversitesi'nce İmamoğlu'nun diplomasının iptal edilmesine karşı yürütmenin durdurulması talebiyle açtığı dava reddedildi. İmamoğlu'nun, lisans diplomasının iptal edilmesine ilişkin karara karşı açtığı davanın duruşması bugün İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nde görülmesi gerekirken, salon kapasitesinin yetersiz olması sebebiyle Marmara Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan duruşma salonunda görüldü. Davacı İmamoğlu, duruşmaya ilk kez fiziki olarak katıldı ve sözlü itirazda bulundu. Duruşmaya Ekrem İmamoğlu, CHP genel başkanı Özgür Özel, İstanbul İl başkanı Özgür Çelik, İBB başkan vekili Nuri Aslan, Dilek İmamoğlu da katıldı.

15 gün sonra karar yazılı olarak açıklanacak

İmamoğlu'nun diplomasının iptaline karşı açtığı davanın ilk duruşması sona erdi. Karar, 15 gün içinde taraflara yazılı olarak bildirilecek.

Imamoğlu Duruşma-1

İmamoğlu'ndan ilk açıklama

T24'ten Can Öztürk'ün aktardığı bilgilere göre İmamoğlu'nun hakim karşısında kullandığı ilk ifadeler şu şekilde:

"İdare mahkemesi olarak duruşma ortamını sağlamak üzerine gayretinizi önemli buluyorum. Kolaylaştırmak ve zorlaştırmak kavramları açısından, madem Silivri’deyim; buradan beri savcılığın yaptığı düzenlemeleri de hayretle takip ettiğimi söylemeliyim.

Hem yeni yıla girdik; huzurunuzda tüm ülkemizin yeni yılını kutluyorum. Hem dünya hem de ülkemiz bir sınav veriyor. Miraç Kandili’nin olduğu bir gün bu duruşma yapılıyor. Dinimizin esasında da iyi insan olmak vardır. Ben de kendim iyi insan olma gayretinde olan bir vatandaşım. Birazdan 18 yaşımı konuşacağız. Orada ne yaptığımı, iyi insan olmak üzerine neler yaptığımı anlatacağım. Bugün ahlak dışı uygulamaların yapıldığı bir ülkedeyiz. Bir yılı aşkın süredir uğradığımız yargı tacizinin ayrı bir boyutta olduğunu görüyoruz.

Çok kötü bir sınav veriyoruz. Bu sınav umarım milletimiz adına iyi yönde sonuçlanır. Bugün burada sadece bir davanın duruşması yapılmıyor; bir ülkenin hukuk devleti olma iddiası sınanıyor.

Bu ülkede “Tapum, diplomam, emeğim, alın terim güvende mi?” sorusu herkesin aklındadır. Bunları 86 milyon adına söylüyorum. Bu cennet vatanda hukuka duyulan güvenin savunusudur. Ben bu duruma asla bireysel olarak bakmıyorum.

Bu mücadelede, Kıbrıs’a gidip yatay geçiş başvurusunda bulunan ve eksiksiz bir şekilde diplomasını alan bir gencin hikâyesini anlatacağım. Ben tam da bu yüzden buradayım; ben hâlâ aynı mücadelede bulunuyorum. Ben tüm belgeleri eksiksiz sundum. Bazen bir kâğıdın bir parçasını yırtıp sunsam ne olurdu, onu düşünüyorum.

"Üniversitenin kendi belgesi yeterli değilse, ne yeterli olacak?"

Diplomamı savunmaya gelmedim. Bir gencin, devletine güvenerek kurduğu hayatın geriye doğru sökülmek istendiğini anlatmaya geldim.

Bu dosyada İstanbul Üniversitesi’nin kendi hazırladığı bilgi notu, bugün aradığınız şartların o gün olmadığını söylüyor. Bu, kişiye özel bir işlem de değil; yüzlerce insan yıllar boyunca aynı şekilde başvurmuş. Normal idari işlemin yürütüldüğü bir ortamda, bunu bir balyoz gibi bir gencin başına indiremezsiniz. Bugüne geldiğimizde ise üniversitenin, kendi belgesiyle bir gerçeği yok saydığını görüyoruz. İnanın, insan sormadan edemiyor: Üniversitenin kendi belgesi yeterli değilse, ne yeterli olacak?

Çok değil, tam bir ay sonra bu sürece bir el değiyor. Böyle bir belge beklenmiyor çünkü. Ne oluyorsa, o bilgi notu nasıl oluyor da yön değiştiriyor? Bunu gören, siyasi talimatı almış bir avuç kişi YÖK’e yazı yazıyor; diplomamın araştırılması isteniyor. Üniversite de bir yazı gönderiyor. Süreç, savcılık yazısından sonra başka bir yere evriliyor.

Onlar kimse, onlarla hukuken sonuna kadar mücadele edeceğime ben de yemin ediyorum.

18 Mart, yani 19 Mart operasyonundan bir gün önce, diplomam iptal ediliyor. Ne büyük tesadüf.

Gerçek şudur; ortadaki tek gerçek şudur: Ne benim için özel oluşturulmuş bir durum vardır ne de başka bir durum. Başvuru belgemde ne gizleme var ne de başka bir şey. Hatta fazla bilgi var. Dilekçemde üniversitenin tanıtım broşürlerini bile eklemiştim. Her şeyi en açık hâliyle dosyaya koymuşum.

"35 yıl boyunca susan idare, neden Cumhurbaşkanı adayı olduğumu ilân ettikten sonra harekete geçmiştir?"

Yıllar sonra bu sürecin sorgulanması, hukukun değil; hukuki güvenliğin tartışma konusu hâline getirildiğini göstermektedir.

Şimdi, anlatımın ötesinde dosyanın en somut gerçeğini göstermek istiyorum.
Biliyor musunuz, nedir bu?

Anamın ak sütü kadar helal bir diplomam.
Bu benim diplomam.

Ve bugün deniyor ki: “Üniversite geri alacakmış.” Hadi oradan, hadi oradan!

Bu diploma, İstanbul Üniversitesi’nin inceleyerek, araştırarak, ölçerek ve kabul ederek kendi iradesiyle verdiği resmî bir devlet belgesidir. Yıllarca geçerli sayılmıştır. Yıllarca devletin tüm kurumlarında kabul edilmiştir. Bugün üzerinde yazan tarih, imza ve mühür neyse odur.

Ben, bütün bu süreçlerden geçmiş bir belgenin yok sayılmasını kabul etmiyorum. Cumhurbaşkanı adayı olduğumu ilân ettikten sonra, 35 yıldır geçerli olan diplomam iptal edilmiştir. Bu bir varsayım değildir. Bu bir yorum değildir. Bu, takvimle sabit bir olgudur.

Sormak zorundayım: 35 yıl boyunca susan idare, neden tam da bu açıklamadan sonra harekete geçmiştir?

Şimdi zurnanın zırt dediği yer geliyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Üniversitesi’ne 24 Şubat 2025 tarihinde bir resmî yazı gönderiyor.

Bu yazı bir uyarı değildir.
Bu yazı bir denetim değildir.
Bu yazı açıkça tehdittir.

Yazıda aynen şu ifade yer alıyor:
“Bahse konu diplomanın kullanılmaya devam edildiği (Yüksek Seçim Kurulu ve benzeri) bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması…”

Şimdi bu cümleleri yavaş yavaş, kelime kelime okuyalım.

“Diplomanın kullanılmaya devam edildiği” deniyor.
Nerede?
Parantez açılıyor: Yüksek Seçim Kurulu.
Parantez kapanıyor.

Bu ne demektir, biliyor musunuz?
Açıkça şunu söylüyorlar:
“Bu kişi, bu diplomasıyla her an Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Acele edin.”

Soruyorum:
O tarihte bir seçim var mı?
Yok.

Peki lisans diploması neden gerekir?
Sadece ve sadece Cumhurbaşkanı adayı olmak için gerekir.
Anayasa’nın 101. maddesi bunu söyler.
4271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddesi bunu söyler.

Türk siyasetinde üniversite diplomasının siyasi olarak tek belirleyici olduğu makam vardır:
Cumhurbaşkanlığı.

"Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir"

Başka hiçbir görev için bu şart yoktur. O yüzden bu yazıda özellikle “kullanılmaya devam edilen diploma” deniyor ve özellikle parantez içinde YSK yazılıyor.

Bu bir hukuki refleks değildir.
Bu bir denetim değildir.
Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir.

Kanunla, hukukla, idari usulle ilgisi yoktur. Bu, siyasi talimatın yargı eliyle uygulanma çabasıdır. Birbirine bakarak, kulak kabartarak, sürünerek o talimatın peşinden gitmenin acziyetidir. Utanç verici bir durumdur.

“Bir an önce gerekli işlemleri yapın” deniyor. Acele edin deniyor. Neden? Çünkü korkuyorlar. Ayıptır. Gerçekten ayıptır.

Cesaretiniz yok. Mücadele etmeye cesaretiniz yok. Sandıkta yarışmaya cesaretiniz yok. Bu yüzden hukuka ihtiyaç duyuyorsunuz.

Bu hukuk değildir. Bu, hukukun araçsallaştırılmasının zirvesidir.

Bir savcı, bir üniversiteye yazı yazarak, “Bu kişi aday olabilir, diplomasını iptal edin” diyebilir mi? Böyle bir yetki olabilir mi?

Bu, yargı eliyle koca İstanbul Üniversitesi’ni tehdit etmektir. Ve bunu yapan anlayış, bir de çıkıp “hukuk adına yaptım” diyecek.

Soruyorum: Ben korkulacak bir adam mıyım? Silah mıyım? Tehdit miyim?

Hayır.

Ben sadece milletin karşısına çıkıp milletten oy isteyen bir siyasetçiyim. İstanbul’da milyonların oyunu almış, İstanbul’u yöneten bir Büyükşehir Belediye Başkanıyım.

Bu yapılan şey şudur: Milletin önüne çıkabilecek bir ihtimali, hukuk yoluyla daha doğmadan boğma çabasıdır.

Böyle bir anlayış olabilir mi? Bir vatandaşın, bir kurumun, bir üniversitenin bu şekilde hizaya sokulmaya çalışılması kabul edilebilir mi?

Bu bir hukuk devleti pratiği değildir. Bu, korkunun ve acziyetin belgesidir."

“Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganları

İmamoğlu beyanlarını sürdürürken, salona alınmayan avukatlar ve partililerin dışarıda attığı “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganları duruşma salonundan da duyuldu.

Duruşma öncesi arbede çıktı

İstanbul 5. İdare Mahkemesi salonunda görülmesi gereken duruşmanın, salon kapasitesinin yetersiz olması sebebiyle Marmara Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılacak. Duruşma öncesi salonun önünde güvenlik önlemi alındı. Güvenlik barikatını aşıp içeri girmek isteyenlerle jandarma arasında gerginlik yaşandı.

Diplomasının iptaline karşı açtığı davanın ilk duruşması, bugün (15 Ocak 2026) saat 11.00’de İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından görülecek.

Kaynak: Haber Merkezi