AA Editör Masası'na konuk olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla ilgili olarak, tüm dünyanın istediğinin, uluslararası geçişin serbest olması ve engellenmemesi olduğunun altını çizen Fidan, Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda, "Bizim durduğumuz yer barış yoluyla açılması. Uluslararası bir silahlı barış gücüyle buraya müdahil olmanın çok fazla zorlukları var” diye konuştu.
Fidan’ın konuşmalarından satır başları şöyle;
"İki taraf da ateşkes konusunda samimi"
Dün gün boyu müzakerede bulunan taraflarla iletişim halindeydik, öncesinde de olduğu gibi. Ortaya çıkan tabloda biz ne yapabiliriz, katkımız nasıl olabilir; onu da değerlendirmek için hem de bir de olay nerede tıkanıyor, tıkanmıyor ona bakmak için. Şimdi geldiğimiz noktada Amerikalılar tabii daha net bir açıklama yaptılar. Başkan Yardımcısı Vance basın toplantısı yaparak aslında masaya bir teklif getirdiklerini, nükleer konuda genel itibarıyla tıkanmanın olduğunu işaret eden bir şey oldu, açıklamaları oldu. Biz de taraflarla konuştuğumuz zaman esas itibarıyla bu konuda şu anda belli teklifler var. Ama ben açıkçası çok uzun zamandır çok müzakerelerin içerisinde hani bulunmanın da getirdiği bir ders çıkarmayla şunu söyleyebilirim: Burada taraflar aslında başlangıç pozisyonlarını ortaya koydular. Bu normaldir. Başlangıç pozisyonları her zaman için biraz maksimalist olur. Daha sonra taraflar bunu arabulucuların da desteğiyle bir noktada buluşturmaya çalışırlar. Yeter ki ateşkesi ulaşmada ve devam ettirmede bir şey olsun, daimi kalıcı niyetleri olsun. Benim gördüğüm şu anda her iki taraf da ateşkes konusunda samimi. İhtiyacın farkında. Tabii her zaman için bir İsrail faktörü var. İsrail'in buradaki oyunbozanlığını hep hesapta tutmak gerekiyor. Biz bunu Amerikalılara da ve diğer taraflara da sürekli söylüyoruz. Ama an itibarıyla Amerikalılar da, İranlılar da kendi evlerine gittiler. İranlılar özellikle Amerika'nın yaptığı teklifi değerlendirecekler, bir cevap verecekler diye düşünüyorum.
"Boğaz trafiği bir an önce açılmalı"
Şimdi esas itibarıyla, şimdi müzakere edilen konu başlıklarına baktığımız zaman bunların 15 gün içerisinde nihai bir imzalanacak belgeye bağlanması teklif olarak da çok fazla mümkün olmayabilirdi. Biz her zaman için bir arada onun ipucunu vermiştik. Taraflar iyi giderlerse ilave bir ateşkes gündeme gelebilir; 45 gün, 60 gün ki müzakereler devam edebilsin, bu esnada sorunları çözebilsinler. Şimdi şöyle bir husus var: Yani nükleer konuda olay ya hep ya hiçe dönerse, özellikle zenginleştirmeyle ilgili konuda, orada bir ciddi engelle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum. Ama inşallah bunu da şimdi bazı arabulucuların, diğer ülkelerin de desteğiyle aşmaya çalışacağız.
İranlılar Hürmüz ile ilgili belli talepleri gündeme getirme durumunda. Bundan etkilenen ülkeler, buradan gelen enerjiyle ayakta duruyor. Bunu devam ettirmenin yolu olarak buraya nasıl girebiliriz diyorlar. Bazıları uluslararası bir güç oluşturup gemilerin geçişini mümkün kılalım diyor. Şu an taraflar görüşüyor, herkes ciddiyetin farkında diyenler de var.
Burada ince bir çizgi var: Boğazı açık tutmak ile İran'a karşı yürütülen savaşın parçası olma meselesi var. Kimse bu savaşın içinde yer almak istemiyor. Bizim de böyle bir çabamız var. Hürmüz'ün çözülmesi için elimizden gelen her türlü katkıyı yapıyoruz. Herkesin elinden geleni yapması lazım.
Bizim aldığımız enerjinin bize gelmesinde sorun yok ama fiyatında sorun oluyor. Biliyorsunuz, Rusya-Ukrayna savaşıyla Rus enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara erişimiyle ilgili bir kriz yaşandı. Şimdi bunun üzerine böyle bir krizin eklenmesi… Hatta Afrika'da bazı ülkelerde kıtlık ve açlık meselesine de sebep olabilir. Tabii daha sonra belki konuşuruz ama Hürmüz Boğazı meselesinin uzun zamandır ortaya konulan bölgesel bir geçmişi var.
Uluslararası bir silahlı barış gücüyle yani buraya müdahil olmanın şu anda çok fazla zorlukları var. Çok fazla zorlukları var, özellikle savaş devam ederken. Yani bu nereye kadar daraltılacak, nereye kadar genişletilecek? Onun için birçok ülkenin buna gönüllü olmadığını açıkçası görüyoruz. Ama bu tartışılan bir konu. Yani bu devam ettirilemez.
Bizim dediğimiz; İran'la gerekli müzakerelerin yapılıp, ikna yöntemlerini kullanıp, yani boğazın trafiğe açılması. Ben müzakere sonuçlandığı zaman boğazla ilgili bir sorun kalacağına inanmıyorum açıkçası Hürmüz Boğazı'yla alakalı. Bütün değerlendirmelerimiz o yönde. Burada yeter ki müzakere bir yere ulaşsın.
"Kalıcı barış yapılmalı"
Şimdi İranlılar bir tarafını tıkıyorlar ve istediklerini geçiriyorlar. Buna mukabil yani bölgedeki boğazın stratejik kontrolünü ele almış gözüktüğü için Amerikalılar da geliyorlar diyorlar ki: 'Tamam benim istediklerimi sen geçirmiyorsun, sen kendi istediklerini geçiriyorsun; ben de boğazın öbür tarafına geleceğim, senin istediklerini de ben geçirmeyeceğim.' Şimdi bu karşılıklı bir aslında alanda pozisyon almayla alakalı bir durum. Tarafların birbirine karşı hamlelerle dengeleme arayışı var.
Hürmüz Boğazı'nda gördüğümüz gibi olay giderek küresel bir etki yaratıyor. Başkaları için "tıkanıklık fena olmayabilir" diye düşünenler olabilir. Küresel bir sıkıntıda, farklı aktörler çok sayıda senaryo ortaya koyuyor. Bizim zihnimiz ise çok net: Adımların atılması lazım, savaşın kalıcı barışa dönüşmesi lazım. Çok yoğun bir çaba içerisindeyiz açıkçası. İnşallah başarılı olduğumuz zaman, bölgede yeni bir düzenin kalıcı istikrar için zemin hazırlamasını diliyorum.
"Netanyahu yine gelip oyunu bozdu"
Lübnan'daki olaylara baktığınız zaman İsrail'in yayılmacılığının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. İsrail, Lübnan'da belli bir nüfusun yaşadığı yerleri bombalar altına alıyor. 1 milyondan fazla insan yerinden edildi. Gazze'deki tanıdık bir resmi görüyoruz. Konutlar, altyapı, yol, elektrik; ne kadar köprü varsa Litani Nehri'nin olduğu yere kadar yok etme sürecinin içindeler. Geniş bir yayılma hamlesiyle yerinden edilmiş insanların çok daha büyük bir trajedinin parçası olduğunu görüyoruz.
Suriye'de de bir sorun alanı görüyoruz. Gazze büyük bir operasyon alanı, onu durdurmaya çalışıyoruz. Batı Şeria aynı şekilde. Lübnan, Suriye…
Yakın bölgeyle ilgili alan genişletme çabası İsrail'in hep hedefinde olan bir husustu. 2023 Ekim'inden sonra kendince bir alan açıldığını gördü. Biz başından beri bunu söylemeye çalışıyoruz. İsrail daha fazla toprak peşinde. Bu yayılmacılığı da güvenlik adı altında gizliyor.
Özellikle Lübnan'da yakından takip ettiğimiz hususlar var. İsrail, kendi yapamadığını Lübnan'dan bekliyor: Hizbullah'ı silahsızlandırmak. Hizbullah, Lübnan ordusundan daha büyük bir etkiye sahip.
Şii ve Sünnilerin, Hristiyanların hepsinin içinde bulunduğu ulusal bir çözüm bulunmalı.
Burada tabii bir gri alan var. Aslında en başta bu dahil değil, dahil olarak algılandı. Özellikle ben yani hem Pakistanlılarla hem İranlılarla konuştuğumda Pakistan'ın algısı burada referans noktasıdır. Pakistan çünkü arabulucu, taraflarla konuşan onlar. Biz o esnada konuşurken dahildi. Fakat Netanyahu her zaman yaptığı gibi geldi, oyunu bozdu, limitleri zorladı ve Amerika da buna hiç ses çıkartmadı, bir şey diyemedi. Ama şöyle oldu, dikkat ederseniz bu ilk günkü yaygın ve çok sayıda sivilin ölümüne neden olan bombalamadan sonra büyük taarruzların olmadığını, özellikle görüşme devam ederken bir saldırının olmadığını gördük. Orada da şunu anlıyoruz: Yani Amerika resmi olarak bir 'dahildir' demiyor, hatta 'dışındadır' demekle beraber gelen taleplere de yani kulak asmamalık etmiyor; 'Tamam sen burada dur, ben konuşurken sen bunu vurma' gibi bir yaklaşım olduğunu da görüyoruz.
Körfez'de devam eden savaşın muhtemel etkileri nasıl okunur, istişare ihtiyacı vardı. Suriye'nin üzerinde çalıştığı ve bizi de ilgilendiren dosyalar var. Onları gözden geçirdik.
Suriye açıklaması
Suriye'de ortaya konan yönetim tarzının tüm halk kesimlerini kuşatan bir yapı olması lazım. Güvenlik sorunlarına gelince, SDG ile kat edilen aşamanın devam etmesi önemli. Şu anda belli bir ölçüde rayında gidiyor, ulaşması gereken yerler var.
İsrail'in Dürzilerin bulunduğu bölgedeki faaliyetleri, Suriyeli kardeşlerimizin yönetmesi gereken bir mesele. Ülkede nüfusun geri dönmesi gerekiyor. Bunun da belli bir hızla, yavaş da olsa giderek artarak devam ettiğini görüyoruz.
Ancak sorun yine İsrail'in Suriye'ye yönelik ertelenen politikalarının oluşturacağı riskler. İran'daki savaştan dolayı bazı şeyleri yapmıyor ama bu olmayacağı anlamına gelmez. Şu anda öncelikleri bu değil. Zamanı geldiğinde yapmak isteyecektir.





