Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile görüştü. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcıları Gökçe Gökçen ve Sezgin Tanrıkulu eşlik etti. Özel ve Hatimoğulları görüşmeden sonra açıklamalarda bulundu.
Görüşmenin ardından konuşan Özel şunları söyledi;
“Hemen her şeyi değerlendirme imkânı bulduk”
Öncelikle Dem Parti eş genel başkanlarına ve kıymetli heyetine bize gösterdikleri misafirperverlik için teşekkür ediyorum. Bayram sonrası siyasette, siyasi partilere, özellikle muhalefet partilerine bir dizi ziyarette bulunmayı ve içinde bulunduğumuz tüm süreçleri değerlendirmeyi planlamıştık. Ancak malum, yeni gelişmeler ve sıcak gündemler gündeme damgasını vuruyor. Bugünkü ziyaretimiz hem dış politikada hem iç politikada yaşananlar, birlikte içinde bulunduğumuz bir takım çalışmalar, hem de Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir yıldır muhattap olduğu ve son dönemde de yeniden sıklaşan yargıya ve siyasete yapılan müdahalelerle ilgili hemen her şeyi değerlendirme imkânı bulduk.
Öncelikle İran savaşının hem Türkiye'ye ekonomik ve siyasi etkilerini, hem de bu içindeki ekonomik şartlar noktasında vatandaşın yaşadıklarını uzun uzun konuştuk. Ben, ekonomi eşgüdüm konseyimizin İran savaşı ile ilgili yaptığı hem ekonomiye etkileri, riskler ve buna karşı önlem paketi önerimizi sayın eş genel başkanlarımıza sundum. Tüm siyasi liderlerle de bunu paylaşacağız. Geçtiğimiz hafta bu konuda yaptığımız bir açıklamada, acil önlem paketi ile ilgili önerilerimizin bir kısmını sizlerle de paylaşmıştık. Tabii özellikle orta ve uzun vadede Türkiye'nin alması gereken bir takım önlemler var ve bu konuya ilişkin kapsamlı bir raporumuzu sunduk. Değerlendirildikten sonra konunun ilgili uzman arkadaşlarımız, gerek meclis seminerinde, ilgili komisyonlardaki arkadaşlarımız, gerekse cumhurbaşkanı aday ofisindeki arkadaşlarımız gerekli temaslarda bulunacaklar.
“Savaşın kaybedeni yoksullardır”
Ama ben bir kez daha şunu hatırlatmak istiyorum: Yukarıda da bu konuda karşılıklı ifadeler oldu; toplantı sırasında da Türkiye ekonomisi kötü yönetildiği için son derece kırılgan olduğu ve İran savaşı gibi bütün dünya ekonomilerini etkileyecek bir konuda gerekli koruma mekanizmaları olmadığı ya da geçmişteki, örneğin bizim 19 Mart darbesi olarak ifade ettiğimiz dönemde o kadar çok rezerv yakıldığı ve yerine konması için o kadar çok bedel ödendiği; bu bedellerin vatandaşın sırtına yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığı olarak yansıdığı için yeni bir şokta, arada bir tampon olmaksızın, bütün dünya ülkeleri kendi vatandaşlarını korurken, Türkiye'de direkt vatandaşın sırtına biniyor. Şunu bir kez teyit edelim: Savaşın kazananı olmaz; kaybedeni kadınlar ve çocuklardır. Bu savaşın kaybedeni en kırılgan gruplar, yoksullar, hem Türkiye'de hem de Türkiye gibi şoka hazırlıksız yakalanan, gerekli tedbirleri olmayan veya gerekli tedbirlerini yanlış yönetim sonucunda başka yerlerde tüketmiş olan ülkelerde vatandaşın sırtına biniyor.
“İspanya yüzde 80 indirim yaparken, Türkiye’de elektriğe ve gaza yüzde 25 zam yapılıyor”
Örneğin sadece basit bir örnek olarak İspanya’yı düşünün. Komşumuza, İsrail ve Amerika bombardıman yapıyor; yine Suriye’de yaşananlar hemen dibimizde oldu. Bir diğer taraftan, Rusya ile Ukrayna savaşıyor. Ancak İspanya, 5 milyar euro tutarında ve 80 tedbir içeren bir paket açıkladı. Elektrik tüketim vergisini tamamen kaldırdı, doğalgazdaki KDV yüzde 21’den 10’a indirdi, dar gelirli haneler için elektrik desteğini artırdı, su ve enerji noktasında tamamen ücretsiz olarak bunları karşıladığı hanelerin sayısını artırdı. Sanayiciye de Yüzde 80 enerji desteği sağlıyor. İspanya bu savaş çıktığından beri yapıyor; neden yapıyor? Sanayicisini, yoksulluğunu, kendi ülkesini korumak için. Biz de bir paket önerisinde bulunduk; önerilerimiz için de sadece eşel mobil sisteminin dörtte üç oranında uygulanmasını söylediler. O tükendiği günden itibaren de her gelen petrol fiyatlarındaki artış, hem pompaya yansıyor, onun üzerinden de iğneden ipliğe her şey yansıyor. Hiç durmadan da İspanya yüzde 80 indirim yaparken, Türkiye’de bir gecede elektriğe ve doğalgaza yüzde 25 zam yapılıyor. Bundan sonrası artık her şeye zam gelmesi ve yeni bir enflasyon dalgası demektir. Bu nedenle ekonomist arkadaşlarımızın hazırladığı kapsamlı bir paketi hem konuştuk, hem tartıştık, hem de sunduk. Bu konudaki kararlılığımızı teyit ediyoruz ve Türkiye’nin gündeminde tutmaya devam edeceğiz.
‘Terörsüz Türkiye’ raporuyla ilgili somut adımlar bekliyoruz”
Bir diğer konu, terörsüz ve demokratik Türkiye. Bu konuda bir rapor hazırlandı ve imzalandı; heyet başkanı sayın Numan Kurtulmuş’tu, o görevi kendisi yaptı ve raporun 6. ve 7. maddeleri, terörün sonlanması ve demokratik adımların atılmasını gerektiriyor. Numan Bey büyük bir memnuniyetle ifade ediyor ki rapor tüm partiler tarafından büyük emeklerle hazırlandı. Örneğin Hatay milletvekili Can Atalay yok; çünkü Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı uygulanmadığı için yok. Sonra o karara karşı alınmış başka bir mahkemenin kararı var; Anayasa Mahkemesi’nin ikinci kararı diyor ki bu karar Can Atalay hakkında uygulanmama kararı yok hükmündedir. Yapılması gereken tek iş; Numan Bey’in talimatıyla milletvekili kütüğüne Can Atalay’ı işlemek ve yemin etmek üzere bekletmektir.
Belediyelerde, özellikle partimize ait olanlarda, kayyumlar görev yapıyor: Şişli, Esenyurt, Ovacık’ta kayyumlar oturuyor. Oysa hep birlikte rapora imza attık ki kayyum uygulamasını sonlandırmak gerekiyor. Ancak bu konuda hiçbir adım atılmıyor. Bu konuda diğer siyasi partilere de görevler düşmektedir. Bizim duruşumuz net: durduğumuz yerde duruyoruz ve bu konuyu tekrar hatırlatıyoruz.
“Seçim güvenliğiyle ilgili endişelerimiz var”
Önümüzdeki günlerde sayın Numan Kurtulmuş’un siyasi parti ziyaretlerini bitirdikten sonra bir randevu talebim olacak ve uygun görmeleri durumunda kendileriyle bir görüşme yapacağım. Bu görüşmede hem raporun 6. ve 7. maddeleri hem de diğer atması gereken adımları müzakere etme imkânı bulacağım. Ayrıca birlikte çalışacağımız alanlardan biri olarak siyasi etik yasasını konuştuk. Yaklaşık 8 senedir siyasetin finansı, hem yerel yönetimlerde hem de tüm seçilmişler (milletvekilleri), atanmışlar (bakanlar) ve üst düzey bürokrasi için bir siyasi etik yasasına ihtiyaç olduğunu ifade ediyoruz. Yasa mecliste duruyor; her sene gündeme geliyor ancak AK Parti ve MHP buna yanaşmıyor.
Türkiye siyasetinde önümüzdeki günlerde, siyasi etik yasasının çıkarılması ve hesap verebilirliğin sağlanması konusunda partimizin yaklaşımını tüm muhalefetle paylaşacağız. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun özgüveni tamdır; siyasete girdiği günden beri bir zenginleşme yaşamamıştır. Siyasetçiler de bu konuda şeffaf ve hesap verebilir olmalıdır.
Seçim yaklaşırken, muhalefetin güçlendiğini ve iktidarın yıprandığını biliyoruz. Bu nedenle seçim güvenliği ve seçmenin karar verme sürecine müdahale edilmemesi konusunda endişelerimiz var. Dijital platformlar üzerinden oy manipülasyonu, algoritma oyunları ve yapay zekâ kullanımı ile ilgili görüş alışverişinde bulunduk ve birlikte çalışmanın faydalı olacağını değerlendirdik.
Siyasi partiler rekabet için vardır; ekonomi, sosyal politikalar, ulaşım, tarım ve sağlık gibi alanlarda farklı görüşler olabilir. Ancak demokrasi, partilerin rekabet alanı olamaz; vazgeçemeyecekleri ortak savunma alanıdır. Bu nedenle Türkiye’de muhalefet partilerinin eş genel başkanlarına gösterdikleri dayanışma için teşekkür ediyoruz.
“TBMM’nin ara seçim yapma zorunluluğu var”
Son olarak 31 Mart günü milli maç için Türkiye’den ayrılmak üzere uyanmışken, yeni bir darbeyle karşılaştık. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımıza yönelik iddialar üzerinden operasyon yapıldı; bu iddialar yalanlanmış, geçmişteki görevleriyle ilgisizdir. Meclis darbesine ve sandığa karşı yapılan yargı darbesine teslim olmayacağımızı ifade ettik.
Ara seçimlerle ilgili olarak, Anayasa ve milletvekili seçim kanunu hükümlerine göre ara seçimler son bir yılda veya ilk 30 ayda yapılamaz; boşalmış üyeliklerde ise belirli şartlarda yapılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin boş alan sandalyeleri için ara seçim kararı alması ve meclis başkanının görevini yerine getirmesi zorunludur. 22 milletvekilimiz istifa ederek ara seçim yapılması konusunda gerekli kararlılık gösterilecektir.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise şunları söyledi;
“Türkiye’de çok derin bir ekonomik kriz var”
Değerli arkadaşlar, ben bir kez daha bugün bu ziyareti gerçekleştiren Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve heyetine teşekkürlerimizi iletmek istiyorum. Hakikaten çok önemli konuları bugün istişare ettik. Hem Türkiye’yi hem Ortadoğu’yu, bölgeyi, dünyayı; siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeleri detaylı bir biçimde değerlendirme fırsatımız oldu.
Türkiye’de çok derin bir ekonomik kriz var. Bugün konuştuğumuz en temel başlıklardan biri, bu krizin İran savaşı başlamadan önce başlamış olan son derece derin bir kriz oluşudur. Bugün bu ülkede insanlar açlıktan ve yoksulluktan ölüyor; çocuklar yataklarına aç giriyor, beslenme çantalarına bir süt, bir su dahi koyamıyor. Aileleri, o çocukların beslenmesini sağlayamıyor. Bugün bu ülkede 17 milyona yakın emekli var ve emekliler açlık sınırının altında maaş alıyor. Milyonlarca asgari ücretli, açlık sınırının altındaki maaşla hem kira ödeyecek, hem çocuk okutacak, hem de yemek yiyecek ve barınacak. Bu mümkün değil. Türkiye zaten son derece derin bir ekonomik krizin içinde. Savaş da bu derin ekonomik krizi daha da derinleştirmiş durumda.
Sayın Genel Başkan değerlendirdi, bizler de grup toplantılarımızda defaatle bu konuyu ele aldık ve en son grup toplantımızda acil atılması gereken adımlar hususunda önerilerimizi sunduk. İktidar, muhalefetin önerilerini önemle ele almalı, dikkate almalı ve hayata geçirmelidir. Bugün savaşın da müsebbibi olduğu petrol fiyatlarının tavan yapmış olması, sadece arabaların depolarına doldurulan benzin veya mazot değildir; pahalı olan bunun yansımasının iğneden ipliğe her şeye zam şeklinde yansımasıdır. Dolayısıyla acil adımlar atılmalıdır.
İran savaşına ilişkin açıklama
Değerli arkadaşlar, savaş sadece İran’da sınırlı kalmadı. Bugün Lübnan’ı da kapsayan bir sıcak savaş söz konusu. Tıpkı İran’da nasıl devam ediyorsa, İsrail’de nasıl devam ediyorsa Lübnan da bu denklemin içinde. Irak ve diğer çevre ülkeler de dahil olmak isteniyor. Bu savaş bir an önce sona ermezse, Körfez ülkelerinin de dahil olması an meselesidir. Dolayısıyla etrafımızda savaş yangını, Türkiye’nin etrafını da sarmış durumda. Bununla ilgili acil önlemler, küresel ve bölgesel düzeyde alınmalı, Türkiye’deki iktidar da bu savaşın bitirilmesi için elinden gelen çabayı göstermelidir. Bizler bunu yapıyoruz ve yapmaya çalışıyoruz.
Bu gelişmeler şaka değildir; çocukları katlediyor. Bir okulda patlayan bir füze en az 175 çocuğu katletti ve yüzlercesi yaralandı. Bugün sayın Genel Başkanla bunları uzun uzadıya değerlendirdik. Savaşa hayır derken bir yandan insanların ölümüne, bir yandan açlığına hayır diyoruz. Bu dönem, makamların kendine yarıştıracağı bir dönem değil; soframıza ve evimize düşen ateşi söndürmek için ortak ve hızlı adımların atılması gereken bir dönemdir.
“İmamoğlu serbest bırakılmalı, kayyumlar kaldırılmalı”
Dünya böyle bir savaşla, küresel ölçekte yoksullukla mücadele ederken, Türkiye’de muhalefete dönük baskılar yoğun bir biçimde devam ediyor. Savaş ateşi etrafımızda, milyonlar aç. İktidar, muhalefeti zayıflatmakla uğraşıyor, yargı yoluyla baskı kuruyor, muhalefetin iç dayanışmasını bölmeye çalışıyor, demokrasinin kılıcı gibi yargıyı sallamaya devam ediyor. Yargı krizi bir demokrasi krizidir. Seçilmişler, tutuksuz yargılanmalı; başta sayın Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm seçilmiş belediye başkanları serbest bırakılmalıdır. Kayımlar ortadan kaldırılmalı, seçilmişler hızla görevlerine iade edilmelidir. Hatay milletvekili Can Atalay’ın hapiste tutulması, anayasal suçtur. Halkın iradesini yok saymaktır.
CHP belediyelerine yönelik sistematik operasyonlar hukuki değil, siyasidir; siyaseti dizayn etme hamleleridir. Biz parti olarak başından beri bunun karşısındayız. Yargı, iktidarın vesayetinden derhal kurtulmalıdır. Baskılara karşı güçlü bir mücadele ve dayanışma örneklerini sergilemenin zamanıdır.
“Başından beri süreçte bir yavaşlık gözlemleniyor”
Bugün değerlendirdiğimiz bir diğer konu ise süreç meselesidir. Geçtiğimiz yıl 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın çağrısıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladı. Bu süreçle ilgili bugüne kadar atılan adımların eksik kaldığını ve neler yapılabileceğini hep birlikte değerlendirdik. Başından beri süreçte bir yavaşlık gözlemleniyor. Komisyon oluştu, raporunu sundu; yapılması gereken hukuki ve yasal düzenlemelerin hızlıca çalışılmasıdır. Ancak somut adım atılmış değildir. İktidar partisi, meclis çoğunluğu nedeniyle bu konuda daha sorumludur.
Barışı başta ülkemiz olmak üzere bölgede tesis edebilmenin yolu somut adımlar atmaktan geçmektedir; gecikme zamanı değildir. Bu süreç, AKP’den sıkıştırılmış bir diyalog süreci değil, 86 milyonun demokrasisinin mümkün olmasıyla gerçekleşecek bir süreçtir. Başarısı, ana muhalefet ve tüm siyasi/toplumsal öznelerin ortak tavrıyla mümkündür. Bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi’ne, özellikle sayın Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’na teşekkür ederiz.
Bir diğer konu ise siyasi etik yasasıdır. Daha önce de Cumhuriyet Halk Partisi’nin teklifleri olmuştur. Bu yasanın Meclis’ten çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Sadece seçilmişleri değil, bürokratları da kapsayacak biçimde geniş bir yasa olmalıdır.
Seçim güvenliği meselesini de konuştuk. Dijital saldırılar ve müdahalelere, yapay zekâ yoluyla olabilecek müdahalelere karşı teknolojik donanım ve bilgiye ihtiyaç vardır. Seçim ne zaman olursa olsun bu hazırlıkların erkenden yapılması önemlidir.
“Can Atalay’ın hapiste tutulması suçtur”
Son olarak, Can Atalay’ın yasa gereği şu anda parlamentoda olması gerekirken hapiste tutulması anayasal suçtur. Bu vekillerin seçilmesi için ara seçim yapılmalı ve bizler, toplumun genel olarak erken seçim beklentisi içinde olduğunu da dikkate alarak, bu konuda hazırlıklı olduğumuzu vurgulamak isteriz.
“DEM Parti ara seçime ne diyor?”
DEM Parti ara seçime ne diyor’ sorusunu yanıtlayan Hatimoğulları şu ifadeleri kullandı;
“Koordinasyon çağrısı dediniz ve süreç nasıl ilerleyecek, yasa hazırlıkları... Şu ana kadar koordinasyona dönük bir çağrı yapılmadı. Fakat yapılması gereken çok açık ve net. Komisyon çalışmasını tamamladı ve parlamentoya sundu. Burada sonuç alıcı ve sonuç odaklı yapılacak iş olarak değerlendirdiğimizde, yapılması gereken şey artık ihtisas komisyonlarının teknik anlamda yasaları hazırlamaya başlamasıdır.
Fakat bunun için siyasetin karar vermesi gerekiyor. Siyaset karar vermedikten sonra komisyonlar kendi kendine toplanıp yasayı çıkaramaz; bunu çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla sırasıyla yapılacak işleri özetleyecek olursak:
Birincisi, siyaset karar verecek ve diyecek ki “Biz Nisan ayında çerçeve yasayı çıkarıyoruz.” Bunun için komisyona bir görev verilecek. Komisyonda, bununla ilgili yaptığı veya yapacağı çalışmaları hızlandırması gerekiyor. Tabii ki bizler bazı duyumlar almıyor değiliz; bazı taslaklar hazırlanmış. Ama bu taslakların nasıl hazırlandığını, içeriğinde nelerin olduğunu, çerçevesinin neyi ihtiva ettiğini bilmiyoruz. Dolayısıyla bunları görmemiz gerekiyor.
Bu adımların atılması şarttır. Bizler, çerçeve yasanın son derece kapsayıcı ve sonuç alıcı bir yasa olmasını önemli buluyoruz. Yani bazılarını kapsayıp bazılarını kapsamayan, kategorilere ayıran bir yaklaşım çerçeve yasayı daraltır. Daha hızlı ilerlemesini sağlamak için çerçeve yasanın, dediğim gibi, kategorilere ayrılmadan en geniş çerçevede ve kapsayıcı şekilde hazırlanması şarttır diye düşünüyoruz.”
Öcalan 'müze' talep etti iddiası ve İmralı'ya yapılan konut
“Sayın Öcalan’ın doğduğu evin müze veya ziyaret alanı hâline gelmesini tabii ki isteriz; olursa da ne güzel olur. Bununla ilgili bazı girişimler de mevcut.
Diğer sorunuz çalışma ofisi mi, konut mu olduğu yönündeydi. Bizim bilgimiz dahilinde orada bir konut yapılmış durumda. Fakat biz bu tartışmayı dört duvar arasına sıkışmış bir mesele olarak görmüyoruz. Buradaki mesele, eski bir konuttan yeni bir konuta taşımak değil; zaten Sayın Öcalan da buna böyle bakmıyor, biz de öyle bakmıyoruz.
Dolayısıyla bu sürecin başlatıcısı ve en önemli aktörü olarak olması gerekenler şunlardır: Birincisi, Sayın Öcalan’ın özgürce yaşayabileceği ve çalışabileceği bir ortam sağlanmalıdır. Türkiye’deki bütün siyasi partiler, hukukçular, akademisyenler ve gazetecilerle görüşmek istediğini biliyoruz; bu olanakların sağlanması esastır.
Burada mesele, konutu sadece dört duvarla sınırlamak değil; tam tersi, iletişim kanallarının açılması ve bu ortamın sağlanmasıdır. Statünün bu şekilde belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Biz, bunun barışın bu topraklarda kalıcılaşmasına büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.”




