Mutlak butlan kararıyla yeniden CHP Genel Başkanlığı görevine geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu, düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Kılıçdaroğlu, “Ankara Zirvesi'nde Türkiye'nin NATO'ya hatırlatması gereken temel gerçeklerden birisi de şudur: Güvenlik bölünemez. Bir kez daha altını çiziyorum: Güvenlik bölünemez. NATO güvenliği yalnızca Baltıklar ve Doğu Avrupa'dan ibaret değildir. Türkiye açısından Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz, Kafkasya, terör örgütleri, göç, enerji hatları, gıda güvenliği, su güvenliği ve devlet dışı silahlı aktörler de bu güvenlik mimarisinin parçalarıdır” ifadelerini kullandı.
Madımak katliamı
Kılıçdaroğlu'nun konuşması şöyle:
2 Temmuz'dayız. Yüreklerimizi yakan bir gündeyiz. Aydınların, sanatçıların öldürüldüğü, katledildiği bir gündeyiz.
Bir arkadaşım şu notu gönderdi. O notu aynen okumak isterim:
"İnsan insanı yakar mı? İnsan, insan yanarken bakar mı? İnsan, insan yanarken alkışlar mı? İnsan, insanı yakanı aklar mı? İnsan yanarken yanmayan insan var mı? Yanmayan insan varsa acaba o insan mı?"
2 Temmuz'u, bu gerçeği unutmamak gerekiyor. Başbağlar Katliamı'nı hiç unutmamalıyız. Türkiye'nin derin acılarından birisidir.
“Türkiye, hiçbir ülkenin stratejik taşeronu olmayacaktır”
Bugün, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleşecek olan NATO Zirvesi ile ilgili görüşlerimizi sizlerle ve kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
Dünya değişiyor. Güç merkezleri değişiyor. Uluslararası dengeler değişiyor. Teknoloji, enerji, ticaret ve güvenlik anlayışı yeniden şekilleniyor. Böylesine tarihi bir dönüşüm yaşanırken şu soruyu kendimize sormak zorundayız:
Türkiye bu yeni dünya düzeninin neresinde olacaktır?
Cumhuriyet Halk Partisi olarak yaklaşımımız çok açıktır. Türkiye, hiçbir küresel rekabetin edilgen unsuru olmayacaktır. Hiçbir ülkenin stratejik taşeronu olmayacaktır. Türkiye, kendi tarihinden, devlet geleneğinden ve millet iradesinden aldığı güçle kendi yolunu çizecektir.
Çünkü bizim dış politika anlayışımızın merkezinde ideolojiler değil ulusal çıkarlar vardır. Hamasi söylemler değil devlet aklı vardır. Günübirlik hesaplar değil, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında inşa edeceğimiz uzun vadeli stratejik vizyon vardır.
Bugün dünya artık tek kutuplu değildir. Atlantik dünyası yeniden yapılanırken Asya, küresel ekonominin ağırlık merkezi hâline gelmiştir. Enerji koridorları, yapay zekâ, kritik teknolojiler, siber güvenlik ve ticaret yolları uluslararası rekabetin yeni alanlarını oluşturmaktadır.
Türkiye bu büyük dönüşümü tribünden izleyemez. Çünkü Türkiye sıradan bir coğrafyada değildir. Karadeniz'in, Akdeniz'in, Balkanlar'ın, Kafkasya'nın ve Orta Doğu'nun kesişim noktasındadır. İşte bu nedenle biz Türkiye'yi yalnızca bölgesel bir güç olarak değil, stratejik merkez ülke olarak görüyoruz.
Türkiye'nin görevi cepheleşmenin parçası olmak değil; denge kurmak, güven üretmek ve bulunduğu coğrafyada istikrarın taşıyıcısı olmaktır.
Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi'ni de işte bu anlayışla değerlendiriyoruz. Çünkü mesele yalnızca bir zirve meselesi değildir. Mesele, Türkiye'nin yeni dünya düzeninde nasıl bir vizyon ortaya koyacağıdır.
Şimdi gelelim NATO Zirvesi'ne.
Türkiye, NATO'nun güçlü ve güvenilir bir müttefikidir. Bu konuda bir sorunumuz yok. Öncelikle bir NATO üyesi olarak Türkiye'nin konumunu belirtmemiz gerekiyor.
Türkiye bu masaya kimseden onay almak için değil; kendi tarihinden, coğrafyasından, devlet aklından, millet iradesinden ve Cumhuriyet'in bağımsızlık anlayışından aldığı güçle oturmaktadır.
“Türkiye NATO üyesidir fakat NATO'nun ileri karakolu değildir”
CHP olarak bizim bakışımız açıktır. Türkiye NATO üyesidir fakat NATO'nun ileri karakolu değildir. Türkiye Avrupa güvenliğinin bir parçasıdır fakat Avrupa'nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir.
Türkiye ABD ile kurumsal müttefiklik ilişkisi yürütür fakat hiçbir büyük gücün stratejik taşeronu olmaz.
Türkiye Rusya'yla da, Çin'le de konuşur fakat hiçbir gücün yörüngesine giremez. Bize göre bu vizyonun adı bellidir: Bağımsız, kurumsal ve üretken bölgesel güç Türkiye. Neden bağımsızdır? Çünkü otomatik olarak hizalanmaz.
“Türkiye'nin jeopolitik değeri büyüktür”
Türkiye kurumsaldır. Çünkü dış politikasını kişisel lider ilişkileriyle değil, günlük pazarlıklarla değil ve iç politika hesaplarına teslim ederek değil; kurumsal yapısıyla oluşturur.
Türkiye üretkendir. Çünkü yalnızca kendi coğrafyasında güçlü olmayı hedeflemez. Türkiye; teknoloji, savunma, diplomasi, enerji, lojistik, su güvenliği, yapay zekâ, siber güvenlik ve toplumsal dayanıklılık kapasitesi üretir.
Bu anlamda Türkiye'nin jeopolitik değeri büyüktür. Fakat bir ülkenin jeopolitik değeri, sürekli başkalarına hatırlatılarak bilinmez. Türkiye; kurumlarıyla, ekonomisiyle, hukukuyla, üretimiyle, diplomasisiyle ve toplumsal bütünlüğüyle büyür ve saygınlık kazanır.
Hiç kimse unutmasın: Cumhuriyet Halk Partisi bu devlet aklının kurucu ve koruyucu taşıyıcısıdır.
Bu bağlamda Ankara Zirvesi'ne bakışımız, iktidarın dar propaganda diliyle sınırlanamaz. Mesele bir iktidar başarısı ya da bir lider fotoğrafı değildir. Mesele, Türkiye'nin gelecekteki stratejik konumudur. Mesele, Türkiye'nin büyük güç rekabetinde kendisine biçilen rolü mü kabul edeceği, yoksa kendi bağımsız karar alma gücünü mü güçlendireceği meselesidir.
Türkiye'nin görevi; kendi çevresinde savaşların büyümesini önlemek, enerji ve tedarik hatlarını güvence altına almak, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya kadar istikrar üretmektir. Bu tarafsızlık değildir. Bunun adı cumhuriyetçi stratejik özerkliktir.
Ankara Zirvesi'nde Türkiye'nin NATO'ya hatırlatması gereken temel gerçeklerden birisi de şudur: Güvenlik bölünemez.
Bir kez daha altını çiziyorum: Güvenlik bölünemez.
NATO güvenliği yalnızca Baltıklar ve Doğu Avrupa'dan ibaret değildir. Türkiye açısından Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz, Kafkasya, terör örgütleri, göç, enerji hatları, gıda güvenliği, su güvenliği ve devlet dışı silahlı aktörler de bu güvenlik mimarisinin parçalarıdır.
Ancak bu toplantıda Türkiye, bu başlıkları asla dar bir şikâyet diliyle dillendirmemelidir. "Bize destek verin." diyen edilgen bir tutum yerine, NATO'nun stratejik bütünlüğünü hatırlatan kurucu bir dil kullanmak zorundadır.
Burada ittifak kavramını da doğru tanımlamak gerekiyor.
Türkiye'nin ABD ve NATO ile ittifak ilişkisi vardır. Ancak bu ittifak, bir ülkenin bütün stratejik tasarımlarına kayıtsız şartsız eklemlenmek değildir. İttifak; ortak akıl, ortak güvenlik, karşılıklı saygı ve eşit egemenlik temelinde yürür.
“Dış politika yalnızca sınır ötesinde kurulmaz”
Çünkü şunu çok iyi biliyoruz: Bir müttefikin yanlış bölge politikalarına, rejim mühendisliklerine veya başka ülkelerin iç yapılarını parçalayacak projelerine destek vermek ittifak değildir. Bunun adı stratejik bağımlılık olur.
Bir gerçeğin altını daha çizmem gerekiyor. Dış politika yalnızca sınır ötesinde kurulmaz. Dış politika, içerideki devlet kapasitesiyle kurulur.
Hukuk devleti zayıfsa, kurumlar aşınmışsa, ekonomi öngörülemezse, parlamento etkisizleşmişse, yargı bağımsızlığı tartışmalıysa, basın özgürlüğünün güvencesi yoksa Türkiye'nin dışarıdaki sözü zayıf kalır.
Bu gerçekleri hatırlatmak sadece CHP'nin değil, her yurtseverin de temel görevidir.
“Biz, Avrupa’nın ta kendisiyiz”
Bu toplantıda Türkiye'nin dünyaya vereceği mesaj şudur:
Biz NATO ittifakının üyesiyiz ama kimsenin ileri karakolu ya da taşeronu değiliz. Biz Avrupa güvenliğinin parçasıyız ama Avrupa'nın çevre ülkesi değil, Avrupa'nın ta kendisiyiz.
Biz ABD'nin müttefikiyiz ama ABD'nin Çin stratejisinin taşeronu değiliz. Biz Çin ve Rusya ile konuşuyoruz ama onların yörüngesine girmeyiz.
Bizim görevimiz büyük güçlerin projelerinden rol kapmak değil; kendi bölgemizde barış, denge, dayanıklılık ve düzen üretmektir.
Çünkü Türkiye ittifak kurar fakat bağımlı olmaz. Türkiye denge kurar fakat edilgen olmaz.
Türkiye güçlü olur fakat gücünü propagandaya indirmez. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey kişisel lider diplomasisi değil, cumhuriyetçi devlet aklıdır.
“Türkiye'nin ihtiyacı olan şey uzun vadeli stratejik vizyondur”
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey günübirlik pazarlıklar değil, uzun vadeli stratejik vizyondur.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey iç politikaya dönük gösteriler değil, dış politikada kurumsal sürekliliktir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim sorumluluğumuz işte buradadır.
Biz Türkiye'nin NATO içindeki yerini de, Avrupa ile ilişkilerini de, ABD ile müttefiklik hukukunu da, Rusya ve Çin'le kurulacak dengeli ilişkileri de Cumhuriyet'in bağımsızlık çizgisi içinde ele alır ve sürdürürüz.
Ne Türkiye'yi yalnızlaştırırız ne de cumhuriyetçi stratejik özerklik anlayışına gölge düşürürüz.
Ne Türkiye'yi başkalarının planlarında pasif bir unsur hâline getiririz ne de edilgen bir ülke olmasına izin veririz.
Türkiye'yi; kendi tarihine, kendi kurumlarına, kendi millet iradesine ve kendi üretim kapasitesine dayanan saygın bir bölgesel güç hâline getiririz.
Ankara Zirvesi'nde verilmesi gereken son mesaj ise şu olmalıdır:
Türkiye masadadır. Ama Türkiye o masada kendisine yer açıldığı için değil; tarihsel hakkı, stratejik ağırlığı ve Cumhuriyet'in bağımsızlık iradesiyle bulunmaktadır. Vermemiz gereken mesaj budur.





