Azerbaycan’da okullarda öğretmen ve öğrencilerin kıyafetlerine yönelik yeni düzenlemeler, başörtüsü tartışmasını beraberinde getirdi. Bakanlar Kurulu’nun eylül ayında öğrenciler, ekim ayında ise öğretmenler için onayladığı kurallarda, okul üniformasının tekdüzeliğini bozan ve laiklik ilkesiyle bağdaşmayan ek giyim unsurları yasaklandı.

31 Türk vatandaşının girişi yasaklandı

Düzenlemede doğrudan başörtüsünden söz edilmese de tesettürlü öğrenci ve öğretmenlerin okullara alınmadığı yönündeki paylaşımlar üzerine Bakü ve çevresinde protestolar düzenlendi. Azerbaycan İçişleri Bakanlığı 37 kişinin gözaltına alındığını açıklarken, gelişmeler Türkiye’de de siyasi ve toplumsal tepkilere yol açtı. Tartışmalar sürerken 31 Türk vatandaşının Azerbaycan’a girişinin yasaklanması da gündeme geldi.

Çukurova Belediyesi operasyonunda gözaltına alınan 49 kişi adliyeye sevk edildi
Çukurova Belediyesi operasyonunda gözaltına alınan 49 kişi adliyeye sevk edildi
İçeriği Görüntüle

Dumlupınar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin İnaç, Elips Haber’e konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Hüsamettin İnanç

Prof. Dr. Hüsamettin İnaç

“Bunun yolu toplu bir şekilde yasak uygulamak olmamalı”

Prof. Dr. Hüsamettin İnaç, Azerbaycan’da başörtüsü tartışmasının zaman içinde büyüyerek beklenmedik bir boyuta ulaştığını belirterek, yaşananları İran’ın bölgedeki etkisine yönelik kaygılar üzerinden değerlendirdi. Türkiye’de 28 Şubat sürecinde yaşananları hatırlatan İnaç, o dönemde eğitim özgürlüğü arayan çok sayıda kişinin Azerbaycan’a yöneldiğini ifade ederek, “Bu ani gelişen bir refleks niteliğinde oldu ve İran’ın etkisini bir şekilde Azerbaycan’da hissettirdiğinden kaynaklı bir kaygıdan oluştu” dedi.

İnaç sözlerini şöyle sürdürdü;

“Azerbaycan’ın İran’ın etkisi ve bunun yaratabileceği toplumsal dönüşüm konusundaki kaygılarına aynen katılıyorum. Çünkü İran maalesef ki hem Türkiye’yi hem Azerbaycan’ı bölmeye parçalamaya çalışan ve toplumsal bütünlüğünü bozmaya çalışan tehlikeli bir güç. Ancak yani tabii ki bunun yolu toplu bir şekilde bir yasak uygulama olmamalı. Nitekim Azerbaycanlı yetkililerle veya dostlarımızla görüştüğümüzde bunun genel kapsamlı bir yasak olmadığını, sadece yasanın farklı yorumlanmasından kaynaklanan problemler olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla yani Azerbaycan’ın radikal bir laiklik noktasına doğru gittiğini zannetmiyorum. Bunun arızi bir yorum problemi olduğunu ve yakında düzeltileceğini umuyorum.”

“Bireysel özgürlükler kısıtlanmamalıdır”

İnaç, Azerbaycan’da bugüne kadar dinî sembollere yönelik olumsuz bir yaklaşımın olmadığını belirterek, mevcut tartışmanın yasaların farklı yorumlanmasından kaynaklandığını ifade etti. Bu yorumun arkasındaki temel motivasyonun İran’ın son dönemde Azerbaycan’a karşı sergilediği düşmanca tutum olduğunu söyleyen İnaç sözlerine şöyle devam etti;

“Hatırlarsanız, 2020 Karabağ Savaşı’nda İran doğrudan Ermenilerle beraber yer aldı ve şu an İran özellikle Azerbaycan içerisinde bir takım okullar, medreseler açarak çocukların dini eğilimlerini farklı bir yöne sevk etmek ve meşru olmayan ya da muhtaç olmayan bir din anlayışını hakim kılmak gibi bir çaba içerisine girmiş durumda”

Azerbaycan yönetiminin bu duruma karşı ulusal bir refleks gösterdiğini belirten İnaç, ancak bu tepkinin toplumsal barışa zarar vermemesi gerektiğini vurguladı. İnanç şunları kaydetti;

“Ama yani bu tepkinin niteliği toplumsal barışı ve huzuru bozmayacak, ifade etmeyecek derecede olması icap eder. Dolayısıyla yani bireysel özgürlükler kısıtlanmamalıdır. Çünkü yani başörtüsü ya da dini anlamdaki sahip olunan bir takım semboller de bu bireysel özgürlükler içerisinde değerlendirilmelidir”

Başörtü Yasağı-1

“Türkiye, Azerbaycan olmadan yoluna devam edemez”

İnaç, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin 1991’den bu yana çeşitli sınamalardan geçtiğini ancak bu süreçleri aşmayı başardığını belirterek, iki ülke arasındaki ittifakın 15 Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi ile daha da güçlendiğini ifade etti. İlişkilerin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda tarihî ve kültürel bir kardeşlik bağına dayandığını vurgulayan İnaç, “Bu bir kardeşlik ilişkisidir ki hepimizin bildiği ‘İki devlet, bir millet’ şiarı hâkim olmuştur. Ve bu özellikle uluslararası ilişkiler ve jeopolitik bağlamında oldukça kıymetlidir” dedi.

İnaç sözlerini şöyle sürdürdü;

“Çünkü Orta Doğu'nun ve Dünya'nın yeniden dizayn edildiği bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir dönemde Azerbaycan, Güney Kafkasya'da bir inci niteliğindedir. Özellikle Avrupa'nın Ukrayna Savaşı'ndan sonra alamadığı Rus gazını bir şekilde telafi edeceği bir yerdir Azerbaycan. Ve Türkiye özellikle enerji hatları üzerinden, karayolları üzerinden ve aynı zamanda bir takım jeopolitik ittifaklar üzerinden çok güçlü bir bağ kurmuştur. Ve Türkiye Azerbaycan olmaksızın yoluna devam edemez. Ve Türk dünyası, Orta Doğu ve Akdeniz Havzası zaten bir bütün olarak Türkiye ve Azerbaycan'ın oluşturduğu sinerjiyle yeni bir dünyaya eşliklik edecektir. Bu anlamda yani Türkiye ve Azerbaycan birbirinden ayrılmaz ayrılamaz iki parçadır. Orta Doğu jeopolitiğini şekillendirmede de her zaman Azerbaycan, Suriye'de, Irak'ta, farklı coğrafyalarda birlikte hareket edilen bir kardeş ülke konumundadır. Dolayısıyla bu bağlamda Türkiye'nin ittifaklarını artırmaya çalıştığı ve bölgesel dizaynı insanlığın ortak iyiliği için yapmaya çalıştığı provokasyonları ve yanlış anlaşılacak rahatsızlıkları gidermek durumundadır.”

“Türkiye ve Azerbaycan’ın yalnızlaştırılması İran’ı ve İsrail’i sevindirir”

Türk Devletleri Teşkilatı’nın işlevini sürdürebilmesi için ülkelerin birbirlerinin iç işlerine müdahil olmama ilkesinin gözetilmesi gerektiğini belirten İnaç, Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmasına ilişkin şu değerlendirmede bulundu;

“Ben inanıyorum ki bu sorun Azerbaycan’da kalıcı olmayan ve Azerbaycan Devleti kendi iç dinamikleriyle bu sorunu çözebilecek kabiliyettedir. Dolayısıyla bizim dostlarımıza güvenmemiz, sakin, serinkanlı olmamız ve olayların çözümüne yönelik çabalar içerisine girmemiz gerekir. Aradaki farklılıkları ya da ihtilafları artıracak, yanlış anlatılmaları beraberinde getirecek ve ayrılıkları zaruri hale getirecek bir yorum ya da yaklaşım ya da tutum içerisinde olmamız icap eder. Bu son derece hassas bir konudur. Yoksa bu konuda gerekli dikkat gösterilmezse bu en çok hepimizin düşmanı olan İran'ı ve aynı zamanda İsrail'i sevindiren bir gelişme olur. Yani Türkiye ve Azerbaycan'ın yalnızlaştırılması ve bölgenin dizaynında oluşturabilecek sinerjinin bundan sonrası için tamamen etkisiz hale getirilmesi kesinlikle her iki devletin yani Türkiye ve Azerbaycan'ın isteyeceği bir şey olmayacaktır.”

Azertbaycan Türkiye

“Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini bozacak provokatif yaklaşımlardan kaçınılmalı”

İnaç, İran’ın Azerbaycan’ı zayıflatmaya yönelik politikalarına karşı toplu yasaklar yerine hedefe yönelik müdahalelerin uygulanması gerektiğini belirterek, “Azerbaycan istihbaratı ve devlet yönetimi güçlü olan bir yapıdır. İran’a ajanlık yapan veya İran’ın Azerbaycan’ı bölmeye, ifsat etmeye yönelik siyaseti içerisinde aktör rolü oynayan kim varsa bunların tespit edilmesi gerekir. Toplu bir yasaklama ya da toplu bir cezalandırma yerine daha cerrahi müdahalelerle bu kişilerin ülke dışına atılması sağlanmalıdır” dedi.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin korunması gerektiğini vurgulayan İnaç, sözlerini şöyle tamamladı;

“Ben burada temkinli, ihtiyatlı, devlet aklıyla ve serinkanlı hareket edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ortaya konulan beyanatlar ve yorumlar, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini bozacak mahiyette provokatif olmamalı. Tam tersine iki ülke böyle zorlu bir dönemde birbiriyle daha yakın ilişkiler geliştirmeli ve Türkiye’nin yaşadığı tarihsel tecrübeden Azerbaycan’ın da bir şekilde faydalanması icap etmektedir. Bundan önce nasıl bir takım önemli sorunları birlikte çözebildiysek bu konuyu da Türkiye ve Azerbaycan kardeşliği içerisinde çözmemiz mümkün olacaktır.”

Muhabir: Sümeyye Aksu