PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, 4 Nisan’da Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesine bağlı Ömerli (Amara) köyünde verdiği röportajda, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’ni (DEM Parti) Kürtçe kullanımı konusunda sert sözlerle eleştirdi. Rûdaw’a konuşan Öcalan, partililerin siyaset yaparken Kürtçeyi yeterince kullanmadığını savundu.
Mehmet Öcalan, DEM Parti yöneticilerinin Kürtçeyi sınırlı şekilde kullandığını belirterek, “Sadece birkaç kelimeyle başlayıp ardından başka bir dile geçiyorlar. Kürtçeyi adeta kendilerine yasaklamış durumdalar” ifadelerini kullandı.
“Kürtçe kullanılmıyor” eleştirisi
Öcalan, parti yöneticilerine doğrudan eleştiriler yönelttiğini belirterek, bu durumu daha önce de dile getirdiğini aktardı. DEM Partililerde söylem ile pratik arasında fark olduğunu savunan Öcalan, Kürtçenin siyaset dilinde geri planda kaldığını ifade etti.
Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan şunları söyledi: “Bir Kürt eğer kendi evinde çocuklarıyla Kürtçe konuşmuyorsa, bir siyasetçi kendi ana dilinde siyaset yapmıyorsa bunu asla kabul etmeyeceğini ifade ediyor. Biz onunla 50 yıl aynı evde yaşadık; o da belli bir döneme kadar bizimleydi. Aramızda yaklaşık bir buçuk iki yaş fark var. Başkan (Abdullah Öcalan), hayatındaki her şeyi bu halka adadı. Okula ilk gittiğinde tek kelime Türkçe bilmiyordu ancak çok zekiydi, Kürt halkının içinde bulunduğu durumu erkenden kavradı. Örneğin biz çocukken Kürtlüğümüzden utanır, “Kürdüz” diyemezdik. Urfa’da Arap nüfusu yoğundur ancak Halfeti’de azdır. Biz kendimize “Türkmeniz” diyorduk ama aslında Türkçe bile bilmiyorduk. Kürt hareketi ve bu fikirler sayesinde Kürt halkı adeta ölümden döndü; çünkü o dönemde kendi varlığınızı bile kabul etmiyordunuz. Ne yazık ki bir kısmımız hala bu durumda. Son dönemdeki üç ziyaretimde de süreç ve Kürt meselesi üzerine konuştuk. Bana ısrarla şunu söyledi: “Herkes şunu iyi bilsin; biz 50 yıldır bu mücadeleyi yürütüyoruz. Biz Kürtlerin varlığının kabul edilmesi için savaştık. Türkiye her şeyi kabul ediyordu ama Kürtlerin varlığını asla kabul etmiyordu.” Son görüşmemizde yineledi; Kürdistan’da ve her yerde Kürtler kendi kurumlarında Kürtçe yazmalı, toplantılarında Kürtçe konuşmalı ve nerede olursa olsun her işini Kürtçe yapmalı ve çocuklarıyla Kürtçe konuşmalıdır. “Madem devlet artık Kürt dilini ve kültürünü bir gerçeklik olarak kabul ediyor, o halde biz de hayatın her alanında bu dili kullanmalıyız.
Biz bu uyarıyı dönem dönem DEM Parti’ye, milletvekillerine ve Kürdistan’da kayyum atanmayan belediyelere ve herkese ilettik. Ancak hem siyasetçilerimiz ve hem de belediyelerimiz, herkes kolay olanına alışmış; bunu İmralı’da Başkan’a da anlattım, sadece “Merhaba” ve “Ser seran û ser çavan” (Başım gözüm üstüne) diyerek başlıyor, sonra hemen başka bir dile geçiyorlar. Adeta Kürtçeyi kendilerine yasaklamışlar.”
Mehmet Öcalan ile yapılan röportajın tam metni:
Hemen şu soruyla başlamak istiyorum; İmralı’yı kaç kez ziyaret ettiniz ve bu görüşmelerde ağabeyinizle neler konuştunuz? Ağabeyinizle yaptığınız görüşmelerin ana gündemi neydi?
Mehmet Öcalan: Son altı ay içerisinde üç kez görüşme şansımız oldu. Gözlerimle gördüğümü ve kulaklarımla duyduğumu doğrudan aktarıyorum; son görüşmelerimizde bana, “Ben 24 saatimi Kürt meselesini nasıl çözebilirim diye düşünerek geçiriyorum” dedi. Kendisi durumu şöyle özetliyor: “Sizler buraya rahatça gidip geliyorsunuz, ancak biz burada sadece bir-iki saat görüşebiliyoruz. Biliyorsunuz son dönemde yanında dört arkadaşı daha bulunuyor. Onlarla zaman zaman toplantılar yapıyoruz ve tek gündemimiz Kürt meselesini nasıl çözeceğimizdir. Bunun dışında başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Tek bir hedefim var; akan kanı nasıl durdurabiliriz ve Kürt meselesini demokratik zeminde nasıl çözebiliriz? Tamamen bunun üzerine yoğunlaşıyoruz” dedi.
Öcalan Kürt dili hakkında ne düşünüyor? Bu konudaki görüşü ve talepleri nelerdi? Bu konu hakkında düşünce ve planları nedir?
Mehmet Öcalan: Bir Kürt eğer kendi evinde çocuklarıyla Kürtçe konuşmuyorsa, bir siyasetçi kendi ana dilinde siyaset yapmıyorsa bunu asla kabul etmeyeceğini ifade ediyor. Biz onunla 50 yıl aynı evde yaşadık; o da belli bir döneme kadar bizimleydi. Aramızda yaklaşık bir buçuk iki yaş fark var. Başkan, hayatındaki her şeyi bu halka adadı. Okula ilk gittiğinde tek kelime Türkçe bilmiyordu ancak çok zekiydi, Kürt halkının içinde bulunduğu durumu erkenden kavradı. Örneğin biz çocukken Kürtlüğümüzden utanır, “Kürdüz” diyemezdik. Urfa’da Arap nüfusu yoğundur ancak Halfeti’de azdır. Biz kendimize “Türkmeniz” diyorduk ama aslında Türkçe bile bilmiyorduk. Kürt hareketi ve bu fikirler sayesinde Kürt halkı adeta ölümden döndü; çünkü o dönemde kendi varlığınızı bile kabul etmiyordunuz. Ne yazık ki bir kısmımız hala bu durumda.
Son dönemdeki üç ziyaretimde de süreç ve Kürt meselesi üzerine konuştuk. Bana ısrarla şunu söyledi: “Herkes şunu iyi bilsin; biz 50 yıldır bu mücadeleyi yürütüyoruz. Biz Kürtlerin varlığının kabul edilmesi için savaştık. Türkiye her şeyi kabul ediyordu ama Kürtlerin varlığını asla kabul etmiyordu.” Son görüşmemizde yineledi; Kürdistan’da ve her yerde Kürtler kendi kurumlarında Kürtçe yazmalı, toplantılarında Kürtçe konuşmalı ve nerede olursa olsun her işini Kürtçe yapmalı ve çocuklarıyla Kürtçe konuşmalıdır. “Madem devlet artık Kürt dilini ve kültürünü bir gerçeklik olarak kabul ediyor, o halde biz de hayatın her alanında bu dili kullanmalıyız” dedi.
Biz bu uyarıyı dönem dönem DEM Parti’ye, milletvekillerine ve Kürdistan’da kayyum atanmayan belediyelere ve herkese ilettik. Ancak hem siyasetçilerimiz ve hem de belediyelerimiz, herkes kolay olanına alışmış; bunu İmralı’da Başkan’a da anlattım, sadece “Merhaba” ve “Ser seran û ser çavan” (Başım gözüm üstüne) diyerek başlıyor, sonra hemen başka bir dile geçiyorlar. Adeta Kürtçeyi kendilerine yasaklamışlar.
Sizce Kürt siyaseti Abdullah Öcalan’ın perspektiflerini uyguluyor mu, yoksa kendi bildiğine mi hareket ediyor?
Mehmet Öcalan: Şimdi açıkça konuşmak gerekirse; Başkan 27 yıldır o dört duvar arasında ağır bir tecrit altında ama sözünü söylemekten hiç geri durmadı. Gerçek şu ki, Kürt siyasetine öncülük edenler onun önerilerini hayata geçirmiş olsaydı, bugün Kürt meselesi çok daha ileri bir aşamada olurdu. Kendisi bana bizzat ilettiği için ben şahsen görüşme notlarını ve sözlü mesajlarını Diyarbakır’daki, Ankara’daki sorumlulara bizzat aktardım. Hepsi “Baş göz üstüne” dediler ama gereğini hiçbir zaman yapmadılar. Eğer Başkan’ın projesi 2005’ten sonra uygulansaydı, mesele şimdiye dek çoktan çözülmüştü. Söylenenlere “Evet” diyorlar ama pratikte siyaseti kendi şahsi anlayışlarına göre dizayn ediyorlar. Ben buna şahidim.
Ben bunları buradaki demokratik kurumlarımıza, siyasetçilerimize aktardım. Geçenlerde 32 yıl cezaevinde kalmış bir arkadaşa, “Siz bizi Kürtleştirmediniz, aksine Türkleştirdiniz” dedim. Bana ağır eleştirdiğimi söyledi ama hakikat budur. Cezaevindekiler için durum farklı olabilir ama dışarıda; DEM Parti’de, DBP’de ve demokratik kurumlar bundan sorumludur. “Başkanın yanındayız” diyorlar ama pratikte bunu göremiyoruz. Bu yüzden yüreğimize ateş düşüyor.
Sayın Mehmet Öcalan, sizin şahsi olarak Kürt siyasetine yönelik eleştirileriniz nelerdir? Hangi noktaları eksik veya hatalı, hangilerini doğru buluyorsunuz?
Mehmet Öcalan: Kimse kusura bakmasın, bunu söylemek istemezdim ama buradakiler... Bakın Urfa, Kürdistan’ın en büyük metropol şehirlerinden biridir. Burada siyaset yapanlar geleceği tamamen kendi çıkarlarına göre şekillendiriyorlar; onları kınıyorum. Ben Urfa’da doğdum büyüdüm, kimin ne yaptığını çok iyi biliyorum. Kendilerine bir yetki verilmiş ama gelecekleri için sistemin hatırını kırmıyorlar, bunu halk için değil, kendi hesapları için kullanıyorlar. Bunu sizin ekranlarınız aracılığıyla terar söylüyorum; onları kınıyorum.
Kürtler her yerde; Rojava’da, Güney’de, Rojhilat’ta büyük bedeller ödediler ve hala ödüyorlar. Ancak buradaki, Kuzey’deki demokratik kurumlar Kürtleri gerçekten özgürleştiremedi. Bunu hareketin tamamına da söyledim; yüzümüze karşı “Tamam” diyorlar ama arkamızı döndüğümüzde bildiklerini okuyorlar. Başkan, devletle müzakere yürüttüklerini ve devletin artık bir gerçekliği kabul ettiğini söylüyor. Öyleyse siz neden bu iradeye uygun davranmıyorsunuz? Yazıktır, günahtır; bu halk büyük bedeller ödedi ve artık bu tarzı kabul etmiyor.
Kürt siyaset siyasetçiler neden ana dillerini kullanmakta yetersiz kalıyorlar?
Mehmet Öcalan: Başkan son görüşmede avukatların ve DEM Parti Milletvekili Ömer’in (Öcalan) yanında şunu söyledi: “Mehmet biliyor, 50 yılımı bu halka adadım. Gözlerim gitti, bedenim tükendi. Bak Mehmet, 27 yıldır devlet bana Kürtçeyi yasaklamış durumda ama benim Kürtçem hala hepinizinkinden daha iyi.” Bunu hem bir espri hem de bir hakikati dile getirmek için söyledi. Kürtçenizi geliştirin dedi.
Süreci ilerletmek için elinden geleni yapıyor ama bu işin tek taraflı yürümeyeceğini de söyledi. Bakıyoruz bazı yerlerde, rahat ortamlarda, sohbet odalarında Başkan’ı eleştiriyorlar. Biraz vicdanlı olmak lazım; o benim kardeşim ve onu çok iyi tanıyorum. Ömrünün 60 yılını bu harekete verdi. Kendisine ait hiçbir şeyi yok. Kitaplarında da yazmıştı; “Annem kendine elbise yapsın diye dört metre kumaş bile almadım, her şeyimi bu halka verdim” diyor. “Kürtleri kandırdı” diyenler ya bu halkı tanımıyorlar ya da devleti bilmiyorlar. Harekete eleştiri yapılabilir ama bu temelsiz ithamlar kabul edilemez.
Sayın Öcalan "Kürt solu" hakkında ne düşünüyor? Bu konu genelde çok tartışılıyor, siz bu konuyu birlikte konuştunuz mu, konuştuysanız size neler aktardı?
Mehmet Öcalan: Son görüşmelerde, hareketin Kürdistan’da daha da büyütülmesi gerektiğini, iş insanlarının ve Türk solunun da sürece dahil edilmesinin önemine değindi. Ben de kendisine Türk solunun sadece isim olarak var olduğunu, kitlesinin ise bize mesafeli durduğunu söyledim. Türk soluna karşı değilim ama kendileri için bile bir şey yapamayanlar bizim için ne yapabilir? Bunu İmralı’da açıkça dile getirdim. Ancak kendisini Kürdistani gören iş insanları büyük işler yapabilir. Başkanın, Kürt hareketini Kürdistan’da yerelleştirerek büyütme projesi var; kimseyi dışlamamak gerektiğini söylüyor.
Türk solu meselesinde araya girip şunu söyledim: “Doğrudur, kardeşliği kabul ediyoruz ama onlar da bizim kardeşliğimizi kabul ederse... Bizim Türkleşmemiz üzerinden kurulacak bir kardeşliği reddediyoruz. Kürt, Kürt olarak kalmalı. Ancak bizim bazı siyasetçilerimiz, “Sizi Türk yapacağız ve kardeşliği böyle kuracağız” diyorlar. Ben Türk arkadaşlarıma “Seni kardeşim olarak görüyorum ama sen de benim dilimi, kültürümü ve varlığımı inkar etmeden beni Kürt kardeşin olarak gör” diyorum. Beni inkar etme; “Gel Türkçe üzerinden kardeş olalım” deme. Bizim kültürümüz Kürtçe olmalı. Bu hakikat kabul edilmezse çözüm de olmaz.
Başkan ayrıca Güney, Rojava ve Rojhilat’taki Kürt hareketleri arasında mutlak bir birliğin olması gerektiğini savunuyor. “Kürtler birlik olursa Ortadoğu’da çözüm olur” diyor. Kendisi 27 yıldır o adada; bazıları yerinin iyi olduğunu söylüyor. Oraya bir demir parçası koysanız 27 yılda çürür. Başkan’ın bedeni ve gözleri gerçekten çok yıpranmış. Biz her şeyi dışarıya güllük gülistanlık gibi yansıtıyoruz ama gerçek maalesef böyle değil.
Kürt siyasetçileri, "politikayı kendilerine göre dizayn etmesi" üzerinden eleştirdiniz. Buradaki kastınızı biraz daha açar mısınız?
Mehmet Öcalan: Başkan şunu söyledi: “Urfa’da doğru bir politika izlenseydi bugün oy oranımız iki üç katı olurdu. Sorun sizde.” Bana dönerek, “Beni iyi tanıyorsun; Halfeti’yi, Bozova’yı, Birecik’te ve Suruç’u iyi takip edin” dedi. Orada işleri yürütenlerin Başkanı devre dışı bırakarak karar almaları hiçbir şekilde kabul edilemez.
Belki Diyarbakır, Mardin, Ağrı, Kars, Van, Hakkari ve Batman’da da durum böyledir. Bir grupçuk oluşmuş ve kendi başına karar veriyor. Bu şekilde siyaset yürütülemez. Kürt halkı 45 bin can verdi, bedel ödedi; kimse bu bedellerin üzerinden kendi keyfine göre siyaset dizayn edemez. Başkan, “Bugün Urfa’da yüzde 20 alıyorsanız, ben yarın çıksam bunu yüzde 50 hatta 60 yaparım” diyor.
Tabii ki “burada kimse halka bakmıyor” dedş. Kendi çıkarlarına göre dizayn ediyorlar. DEM Parti ve DBP çalışanları kendi hesaplarını yapıyorlar. Başkanları kendi aralarında belirliyorlar; halkın durumu umurlarında değil. Kürdistan dertleri değil. Eğer Kürdistan’ı dert etselerdi Kürtçe konuşurlardı. Sanki Kürtçeyi kendilerine haram kılmışlar. DEM ve DBP çalışanları – tabii ki DBP’lilerin bir kısmı böyle, haklarını yemeyelim– ama DEM Partililer her şeyi Türkçe yapmaya adeta yemin etmişler. Her şeyi Türkçe yaparak halkı Türkleştirdiler. 24 saatlik mesaileri buna hizmet ediyor. Devlet onları zaman zaman gözaltına alıyor, ama bence bunu boşuna yapıyor; çünkü zaten onlar sisteme hizmet ediyorlar. Neden onları gözaltına alıyorsunuz ki? Bunu doğrudan söylüyorum; gelsinler yüzüme karşı konuşsunlar. Ben gerçekleri söylemeye devam edeceğim. Eğer bu söylediklerimde bir eksiklik varsa gelsinler beni eleştirsinler, eleştiriye açığım. Ama benim gördüğüm gerçeklik budur, ülkemizin hali budur.
Son olarak şunu soracağım; Rojava’da birçok şey yaşandı ve bunlar tüm Kürtlerin, dünyanın gündemine girdi. Öcalan, bu konu hakkında doğrudan size neler söyledi?
Mehmet Öcalan: Başkan bunu altı ay öncesinden öngördü. “Rojava’daki liderler tedbirlerini alsınlar. Tehlike altındalar; gidin bizzat onlara Rojava’nın tehlikede olduğunu söyleyin. Bir yandan Türkiye, diğer yandan Ahmed Şara; onları ortadan kaldıracaklar. Önlemlerini alsınlar." Aynen öyle de oldu. Dedim ya; eskiden şeyhlerin, mollaların gaipten bildiği söylenirdi ama Öcalan’ın tespitleri çok yerinde.
Dedi ki; Rojava herkesle protokol yapsın ama doğrudan yapsın. Bu çok önemli, değil mi? Ne demek istediğimi anlıyorsun. Herkesle protokol yapabilir ama doğrudan yapmalı dedi. O zaman İran’ın adı da geçti. Ama gelecek için (Rojava) tehlike altında. Bunu bize altı ay önce bizzat söyledi, biz de onlara ilettik. Yani "uyanık olsunlar" dedi. Rojava’daki örgütlerin yöneticilerine söyledi. Rojava’nın tehlikede olduğunu ve ona göre önlemlerini almalarını, herkesle doğrudan bir protokol yapabileceklerini söyledi. Haklı çıktı.
Koalisyon güçleri 15 yıl onlarla çalıştı, sonra da onları kendi başlarına bıraktılar. Onlarla protokol yapılması gerektiğini söylemişti. Gördünüz işte; Trump, "Biz onlara bir şey demedik, sizin için şunu şunu yapacağız demedik" dedi. Bizim o zamanki konuşmalarımız kayıt altına alındı; ne konuştuysak devlet kayıtlarında var. Bu sözleri kendiliğimden söylemiyorum. Başkan Kürtlerin başına ne geleceğinin belli olmadığını, onları tasfiye edeceklerini söyledi.
Rojava, Güney ve Rojhilat için de "Kürdistan birdir" diyordu. "Oradaki liderler siyasetlerini nasıl yürütürlerse yürütsünler, bu onların sorunudur; ama biz Kürdistan birliğinin oluşmasını istiyoruz" diyordu. Ortadoğu’da mevcut düzen 1923’te dizayn edildi, 2026 yılında ise yeniden dizayn edilecek; biz Kürtlerin burada kendi birliğini kurmasını istiyoruz.





