Avukatların aktardığına göre dezavantajlı çocuklar 13-14 yaşında çetelere giriyor, genel olarak yargı karşısında 15 yaş altı çocuklar kullanılıyor. Çete üyeleri silah taşımazken, 'işe gidecekleri' zaman İstanbul’un belirli yerlerinde konumlanmış 'merkezlerden' silah alıyorlar.
Fatih Altaylı, yazısının 'Inside Information' başlıklı bölümünde yeni nesil çetelerin avukatlığını yapan kişilerin kendisine anlattıklarını şöyle aktardı:
"Cezaevinde olduğum sürede pek çok avukat ziyaretime geldi. Bunlardan birkaçı da bu çetelerin mensuplarının avukatlığını yapan genç avukatlardı. Aktaracağım bilgileri onlardan aldım.
Bu çetelere mensup gençler, başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerin varoşlarında ve fakir semtlerinde yaşama tutunmaya çalışan yoksulun yoksulu ailelerin umutsuz çocukları. Büyük bölümünün hanelerinin düzenli bir geliri yok, babaları ve anneleri günlük işlerde para kazanmaya çalışan ve asgari ücretin bile altında geliri olan ailelerin çocukları.
Büyük bölümü ilkokul sonrası okula gitmiyor, ailelerine destek olmaya çalışıyorlar.
Bu desteğin en kestirme yolu çetelere üye olmak. 13-14 yaşında çetelere giriyorlar. Çetelerin en büyük gelir kaynağı, haraç alma maksatlı tehdit ve uyuşturucu. Tüm işlerde genel olarak yargı karşısında daha korumalı olan 15 yaş altı çocuklar kullanılıyor.
Çocuklar yaptıkları işe göre günlük gelir elde ediyorlar. Bu öyle çok büyük bir para değil. İşi yapıp parayı alan çocuklar genelde aldıkları parayı o gün eğlence hayatında tüketiyorlar. Bir bölümünü ailelerine verdikten sonra içki ve seks amaçlı harcıyorlar. Sürekli parasız olmaları zaten çetelerin de istediği şey.
Çete mensubu gençler silah taşımıyor. 'İşe gidecekleri' zaman İstanbul’un belirli yerlerinde konumlanmış 'merkezlerden' silah ve gerekiyorsa araç alıyorlar. Araç genellikle motosiklet, scooter.
İşi tamamlayınca silahı bir başka merkeze bırakıp gidiyorlar. Ücretlerini peşin alıyorlar ve hemen tüketiyorlar.
Çetelerin üye sayıları belirsiz. Bu bilgileri bana veren avukatlar 'Sayı ne kadar gerekiyorsa o kadar. Bugün İstanbul’da toplamda bin kişiden bahsedebiliriz ama önemli değil çünkü gerek duydukları anda otobüslerle adam getirebiliyorlar. Bir anda 5 bin kişi olabilirler' diye anlatıyor durumu.
Birbiriyle çatışan iki ayrı grubun arasındaki farkı sorduğumda aldığım yanıt ilginç: 'Aslında aynılar. Çocukça bir şeyden kavga edip ikiye ayrıldılar ve birbirleriyle kavga etmeye başladılar. Birkaçı Avrupa’ya kaçınca orada daha büyük bir suç organizasyonları ile tanışıp işlerini büyütmeye başladılar ve rekabet arttı. Aslında aynı kaynaktan çıktılar.'
'Peki, siz bunların avukatlığını yapmaya korkmuyor musunuz! Bakın Serdar Öktem adlı avukatı öldürdüler.' diye sorunca aldığım yanıt şaşırtıcı.
'Fatih Abi, biz avukatız. Bunu onlar da biliyor. Mesafeyi koruduğunuz müddetçe sorun yok. Biz çete üyesi değiliz. Onların danışmanı değiliz. Davalarında ceza avukatıyız. Vekalet ücretimizi düzenli biçimde öderler. Serdar Öktem farklı bir mesele. Bildiğimiz kadarıyla o çete mensubu hatta çete yöneticisi gibi olmuştu. Bu yüzden hedef oldu. Bu yüzden bizim korkacak bir durumumuz yok.'
Anlattıklarından anladığım şuydu. Bu çeteler bir sorun ama başka bir sorunun ortaya çıkardığı bir sonuç. Ekonomik adaletsizliğin bir sonucu. Tıpkı başka yerlerde olduğu gibi, başka ülkelerde olduğu gibi. İlle de Meksika gibi, Brezilya gibi az gelişmiş ülke olmak gerekmiyor. Gelir adaletsizliği, sosyal adaletsizlik yetiyor, ABD’de olduğu gibi."



