Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türk askerinin Suudi Arabistan’a gönderilip gönderilmeyeceği tartışmasını gündeme taşıdı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anlaşmanın TBMM’ye sunulacağını açıklamasının ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli askerî desteğe açıkça destek verirken, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel Türkiye’nin Yemen’deki çatışmanın tarafı haline gelebileceği uyarısında bulundu.
Millî Savunma Bakanlığı’nın askerî kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a konuşlandırılması için gerekli tedbirlerin görüşüldüğünü açıklamasıyla tartışmalar yoğunlaşırken, hava savunması, elektronik harp ve teknik destek seçenekleri de gündeme geldi.
Konuya ilişkin Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe Elips TV’ye açıklamalarda bulundu.
Peki, Mekke Ortak Savunma Anlaşması ne öngörüyor, Türk askerinin gönderilmesi kesinleşti mi ve olası bir konuşlandırma için Meclis süreci nasıl işleyecek?

“ABD, İsrail’e müdahale etti, Suudi Arabistan’a etmedi”
Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilimin son 10 günde tırmandığını belirten Gökçe, bölgedeki çatışmaların yeni olmadığını, 2014’ten bu yana devam ettiğini ve Yemen’in fiilen ikiye bölündüğünü ifade etti. Son günlerde gerilimin yeniden alevlendiğine dikkat çeken Gökçe, ABD’nin tutumuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu;
“Husiler İsrail’e saldırdığında Amerika yardım etti ve hemen Husileri vurdu. Ancak Husiler Suudi Arabistan’a saldırdığında ABD aynı şekilde hareket etmedi; Suudi Arabistan’a yardım etmedi ve Husileri vurmadı. Bunun nedenini sorgulamak gerekiyor. Bu sorunun muhtemel cevaplarından biri de burada yatıyor.”
“Suudi Arabistan’ın ABD ekseninden kopma ihtimali Washington’ı tedirgin ediyor”
Gökçe, bölgedeki gerilimin tırmanmasının olası nedenlerine ilişkin değerlendirmesinde, ABD ve İsrail’in İslam ülkeleri arasında mezhep çatışmasını tetiklemeyi amaçlayan bir politika izliyor olabileceğini söyledi. Bir diğer olasılığın ise Suudi Arabistan’ı Washington’a daha bağımlı hâle getirmek ve İsrail’le normalleşme anlaşmasına yönlendirmek olduğunu belirtti.
Suudi Arabistan’ın son yıllarda enerji dışındaki sektörlere yatırım yaparak dolar hegemonyasından uzaklaşmaya yönelik adımlar attığına dikkat çeken Gökçe, ülkenin BRICS üyeliğinin de ABD açısından rahatsızlık yaratabilecek bir gelişme olduğunu ifade etti. Gökçe sözlerini şöyle sürdürdü;
“Suriye-Arabistan'ın kendisine tamamen bağlanmasına kastım şu, Suriye-Arabistan son günlerde, son yıllarda hatta dolar hegemoniyasından kurtulabilmek için enerji politikalarının dışında farklı sektörlerde yatırım yapmak isteyen bir ülkeydi. Bu da Amerika Birleşik Devletleri'ni tedirgin ediyor. Hatta Suriye-Arabistan'ın BRICS üyesi olduğunu da düşünürsek, oradaki politikada Amerika Birleşik Devletleri'nin oldukça tedirgin eden bir politika. Yine bu Hürmüz Boğazı'na alternatif arayan Suriye-Arabistan'ın Amerika Birleşik Devletleri ekserinden kopma ihtimaline karşılık da böyle bir politika dizayn edilmiş olabilir.”
“Türkiye bu çatışmaya girer mi?”
Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine gibi İslam dünyası açısından önemli iki şehri bünyesinde barındırdığına dikkat çeken Gökçe, bu bölgeye yönelik olası bir saldırının Müslümanlar tarafından büyük tepkiyle karşılanacağını belirtti. Gökçe sözlerine şöyle devam etti;
“ABD’nin, Babülmendep Boğazı’nı kontrol eden Husileri bölgeden çıkarabilmek amacıyla mevcut düşmanlıkları körükleyerek Husileri daha da düşmanlaştırma ve şeytanlaştırma çabası içinde olduğunu görüyoruz. Türkiye bu çatışmaya girer mi? Türkiye, fiilen sahada yer almaz ve Yemen’e asker göndermez. Ancak Suudi Arabistan’a başta istihbarat ve teknik destek olmak üzere çeşitli alanlarda danışmanlık ve karargâh hizmetleri verebilir. Bu tür destekler, anlaşmanın karşılıklı yardım ilkesi kapsamında değerlendirilebilir. Anlaşmanın alt maddeleri henüz görülmediği için NATO’nun 5. maddesi kapsamında nasıl bir uygulama olacağını şimdilik yalnızca tahmin edebiliyoruz.”
“Mekke Anlaşması’nı işlevsiz hâle getirme politikası izleniyor”
Gökçe, NATO’da da benzer bir yaklaşımın söz konusu olduğunu belirterek, karşılıklı yardım ilkesinin yalnızca asker göndermeyi kapsamadığını ifade etti. Gökçe, bu kapsamda danışmanlık, eğitim, istihbarat ve haberleşme hizmetlerinin de sunulabileceğini söyledi. Gökçe sözlerini şu sözlerle tamamladı;
“Ancak şunu unutmamak gerekiyor: Bölgedeki her çatışma ve farklılıkların körüklenmesi İsrail’in işine yarıyor. Orta Doğu’da istikrarın sağlanabilmesi için Mekke Anlaşması’na daha fazla ülkenin katılması ve anlaşmaya daha fazla destek verilmesi gerekiyor. İsrail’in temel endişesinin Mekke Anlaşması’nı işlevsiz hâle getirmek ve anlaşmanın uygulanamayacağı yönünde bir algı oluşturmak olduğunu söyleyebilirim.”




