Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Mersin'de gerçekleştirilen "Özgürlük Mitingi" kapsamında katılımcılara hitap etti. Konuşmasına hayatını kaybeden usta oyuncu Kadir İnanır’ı anarak ve sanat camiası ile yakınlarına başsağlığı dileyerek başlayan Hatimoğulları, bölgedeki toplumsal barış iklimi, devam eden siyasi süreçler ve yürütülmesi beklenen hukuki reformlar hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Mitingdeki konuşmasında Çukurova bölgesinin farklı halklar ve inançların bir arada yaşama kültürüne ev sahipliği yaptığını ifade eden Hatimoğulları; Kürt, Arap, Ermeni ve Roman halklarının bölgede fiilen bir kardeşlik köprüsü kurduğunu dile getirdi. Hatimoğulları, halklar düzeyinde sağlanan bu birlikteliğin bir devlet politikasına dönüşmesini ve uygulanan stratejilerin barışla taçlandırılmasını ümit ettiklerini belirterek, alanlarda barış mücadelesi veren Barış Anneleri'ni selamladı.

Silahsız mücadele adımları ve meclis süreci değerlendirildi

Van’da gerçekleştirilen mitinge de atıfta bulunan Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Türkiye’de tarihi bir "Barış ve Demokratik Toplum Süreci"nin başladığını savundu. Sürecin başlamasının ardından gelişmelerin daha hızlı ilerlemesini beklediklerini ifade eden DEM Parti Eş Genel Başkanı, kamuoyunun sorularını, kaygılarını ve umutlarını yakından hissettiklerini belirtti.

Çağrının ardından ilgili örgütün kongre kararıyla fesih açıkladığını ve silah yakma töreni gerçekleştirerek stratejik olarak silahsız bir mücadelenin benimseneceğine dair güçlü mesajlar verdiğini ileri süren Hatimoğulları, parlamentoda kurulan komisyonun önemli çalışmalar yapmasına rağmen yapısal adımların geciktiğini iddia etti.

Kök yasanın parlamentoya getirilmesi talep edildi

Sürecin yasal bir güvenceye kavuşması için beklenen yasal mevzuatın henüz hayata geçirilmediğini eleştiren Hatimoğulları, kök ve çerçeve yasa tasarılarının akıbetine ilişkin şunları kaydetti:

"Özellikle beklenen kök yasa, çerçeve yasa hala parlamentoya gelmiş değil. O bayramdan önce, bu bayramdan sonra şu milattan önce, şu milattan sonra diye diye bakın Meclis temmuz ayında bir yasama dönemini kapatmak üzere. Hala bu yasa gelmiş değil. Bu yasayı Kürt halkı, Türkiye halkları olarak, Türkiye’nin bütün demokrasi güçleri olarak hep birlikte bekliyoruz."

Özgür Özel: Partiyi kimseye batırtmam, düşürtmem; hep beraber bir çare buluruz
Özgür Özel: Partiyi kimseye batırtmam, düşürtmem; hep beraber bir çare buluruz
İçeriği Görüntüle

Hatimoğulları, bahsi geçen kök yasanın demokratikleşme yolunda başka yasal düzenlemelere de zemin hazırlayacağını savunarak, bu adım sayesinde Kürt sorununun ilk kez resmi, yasal ve hukuki bir zeminde kapsamlı olarak ele alınmış olacağını sözlerine ekledi.

“Kürt sorunu tabii ki bir yasa ile çözülemez”

Hatimoğulları konuşmasına şöyle devam etti:

“Kürt sorunu sadece bir yasaya sığdırılarak, tabii ki çözülmez. Bunun farkındayız. Ama bu yasayı neden bu kadar önemsedik? Neden her mikrofonu elimize aldığımızda, neden her toplantıda ve konuşmamızda bu çerçeve yasayı gündem ettik biliyor musunuz? Çünkü bu yasa çıkarsa bu kök yasa başka yasalar için bir zemin hazırlayacak. Bunu umut ediyoruz. İlk kez Kürt sorunu yasal ve hukuki zeminde konuşulmuş olacak. Bir yasayla, bir hukuki metinle işlenmiş olacak. Bu çok değerli, çok kıymetli. Bugün bu mitingde olan değerli halklarımız burada ve Van’da yarın Amed’de ve İstanbul’da yüz binler bu yasanın çıkmasını istiyor. Bu yasa çıkmazsa bu yasayı yine geciktirmeyi hedeflerlerse şu bilinmeli ki ipe un serme hali devam ediyor. Bizler bunu asla ve asla kabul etmeyiz. Barış talebi sadece Kürt’ün talebi olarak kalmamalı. Barış sadece Kürt’ün işine yaramayacak. Barış en başta Türk halkının ve diğer bütün halkların hayatını kolaylaştıracak, demokrasinin önünün açılması için bu barış süreci yol yapacak. Bu bakımdan bütün Türkiye halkları olarak Kürt halkıyla dayanışma içinde bütün demokrasi güçleri olarak hep beraber barışı haykıralım.

Türkiye’deki işçi kardeşlerime, emekçilere, tarım işçisine, esnafa, emekliye, geçinemeyen kardeşlerime, barınamayan, faturasını, kirasını ödeyemeyen kardeşlerime seslenmek istiyorum. Bugün Türkiye’de 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Çukurova’nın toprağı bereketlidir. Sebzesi, meyvesi, narenciyesi, biberi, maydanozu, domatesi, salatalığı üreten bir merkezdir Çukurova. Ama buna rağmen Çukurovalı aç. Çukurovalının evine sebze ve meyve girmiyor. Bakın bir müddet önce Adana’da hal yönetimini ziyaret etmiştik. Orada şununla karşılaştık. Çukurovalılar üretimin merkezi olan Çukurova’da hal kapılarında kadınlar ezilmiş sebze, meyveyi bekliyorlar. Evlerine götürmek ve çocuklarına yedirmek için. Hal böyle. Bu kadar açlık ve yoksulluk var. Bizler barış derken özellikle emekçi kardeşlerim, yoksul kardeşlerim şunu bilsin ki savaşa, özel harp politikalarına ayrılan bütçenin barışa, işe, aşağı, ekmeğe ayrılmasını istiyoruz. O yüzden barışı hep birlikte, kardeşliğimiz için ve geçim hakkımız için sonuna kadar hep beraber savunmalıyız. Sevgili gençler, değerli gençler, sizler bu toplumun ve bu ülkenin geleceğisiniz. Ama yapılan anketlerde gençlerin en mutsuz olduğu ülkelerden birisi Türkiye. Gençler kendini özgür hissetmiyor. Gelecekleri yok. Öğretmenler atanmıyor. Özel okul öğretmenleri Ankara’nın göbeğinde hala açlık evindeler. Buradan direnen bütün öğretmenlerimizin direnişlerini selamlayalım.

Eşit yurttaşlık vurgusu

Savaşta en büyük acıları biz kadınlar çekiyoruz. Savaş göç demektir. Savaş açlık demektir. Savaş taciz, tecavüz demektir. Savaş yokluk, yoksunluk demektir. Kadınlar savaşa karşı, barışın en önemli sembolü, en önemli mücadelecileri ve barışın demokratik toplumun inşasının en önemli özneleri yine değerli Alevi canlarımız. Değerli Alevi canlarımız, bu süreçte en büyük kaygıyı sizlerin duyduğunu biliyoruz. Bu iktidara güven olmaz, bu iktidar sizi kandırır gibi eleştiriler sizden geliyor, biliyoruz. Bunlar aslında bize uyarı. Buradan Alevi canlarımıza seslenmek istiyorum. Lütfen hepimiz rahat olalım. Çünkü bu topraklarda inancını, ibadetini rahatça ve özgürce yapması için yıllardır bedel ödeyen Alevilerle Kürtlerin kaderi bir. Eşit yurttaşlık dediğimizde başta Alevi canlarımız olmak üzere Kürt kardeşlerimiz, Ermeniler, Romanlar ve Araplar ve burada sayamadığım bütün farklı halkların ve inançlardan insanların bu ülkede eşit yurttaş olmasını kastediyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz.

“Barışı örgütlemeye kararlıyız”

Demokratik bir sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için Öcalan’ın özgür olması büyük bir önem taşımaktadır. Kayyım uygulamalarına derhal son verilmeli, seçilmiş belediye başkanlarımız görevlerine iade edilmelidir. CHP üzerindeki siyasi operasyonlar derhal durdurulmalıdır. Yüksekdağ, Demirtaş ve bütün Kobani tutsakları derhal serbest bırakılmalı. Yine AİHM’in önemli iki kararı, birisi gezi tutsaklarıyla ilgili, sevgili Osman Kavala, sevgili Can Atalay, sevgili Çiğdem Mater, sevgili Tayfun hepsi serbest bırakılmalı. Geçtiğimiz salı ve çarşamba günü Sincan Hapishanesi’ne gittim. Hem Kobani tutsaklarını hem diğer davadaki arkadaşları ziyaret ettim. Sevgili Ayşe Gökkan’la çarşamba günü görüştük, cuma günü 19.5 yıl hapis verdiler. Bunu asla kabul etmiyoruz. Buradan Çukurova’nın bu güzel havasında hep birlikte hapishanelere de bir selam göndereceğiz. Sevgili Leyla Güven, sevgili Ayşe Gökkan, sevgili Figen Yüksekdağ ve Kobani tutukluları ve sevgili Selahattin Demirtaş şahsında bütün siyasi mahpuslara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Kürt sorunu çözülmeden, demokratik cumhuriyetin önündeki engeller kalkmaz. Eğer bugün bir masadaysak, bu Kürtlerin yüzyıllık mücadelesinin bir sonucudur. Bu süreç mutlaka barışla taçlanmalıdır. Ancak barış bize altın tepside sunulmayacak, onu ancak mücadele ederek elde edebiliriz. Barış demek, barışı örgütlemek demektir. Bizler de barışı örgütlemeye kararlılıkla devam edeceğiz.”

Kaynak: Haber Merkezi